uçurum

listen to the pronunciation of uçurum
Türkisch - Englisch
gap

There was a great gap between the views of the two. - Bu ikisinin görüşü arasında büyük bir uçurum vardı.

There is a wide gap in the opinions between the two students. - İki öğrenci arasında fikirlerde büyük bir uçurum vardır.

cliff

Tom drove his car off a cliff. - Tom arabasını bir uçurumdan sürdü.

He stood on the edge of the cliff. - O, uçurumun kenarında durdu.

gulf
abyss

He was swallowed by the abyss. - O, uçurum tarafından yutuldu.

It was only when the fog lifted that we noticed that we had slept on the edge of an abyss. - Sadece sis kalktığında bir uçurumun kenarında uyuduğumuzu fark ettik.

disaster, disastrous situation, calamity: uçurumun kenarında on the edge of disaster/in the lion's mouth
steep
cliff, abyss, precipice; gulf, chasm, rift
crag
gap, gulf
bluff
scarp
precipice
chasm
abysm
abyss, chasm, gorge, ravine, gulch
precipice, sheer drop, sheer declivity
rift
the abyss

He was swallowed by the abyss. - O, uçurum tarafından yutuldu.

How deep is the abyss? - Uçurum ne kadar derin?

uçurum gibi
precipitous
tehlike, uçurum, çukur yer
Risk, gap, hole location
Türkisch - Türkisch
Dik ve derin yamaç
Felaketli sonuç: "Bir gün bencileyin, bir uçuruma yuvarlanırsanız, artık her şey burada bitti, sanmayınız."- M. Ş. Esendal
Büyük fark, ayrılık: "Karargâhla siper arasındaki derin uçurumu bu kadar yakından sezmemiştim."- F. R. Atay
Felâketli sonuç
Dik ve derin yamaç: "Üç arkadaş, arabanın gidebileceği bütün köyleri, dereleri, uçurumları aradılar."- A. Gündüz
Büyük fark, ayrılık
kalar
gaş
yar
(Osmanlı Dönemi) CERR
varta
uçurum
Favoriten