takıntı

listen to the pronunciation of takıntı
Türkisch - Englisch
{i} obsession

Layla's love for Fadil was starting to become an obsession. - Leyla'nın Fadıl'a olan sevgisi bir takıntı haline gelmeye başlıyordu.

I can't understand his obsession with hockey. - Onun hokey takıntısını anlayamıyorum.

hobbyhorse
thing that is connected with or related to something else, ramification: O meseleyi bütün takıntılarıyla konuştuk. We discussed that matter and the things related to it
person (for whom one is obliged to do something)
relation, affair; small debt; condition, subject which a student has flunked; hang-up
bee
hangup
idee fixe
relationship, relations, dealings (with someone)
outstanding debt; outstanding obligation
prov. piece of jewelry
small debt
relation
affair
(Pisikoloji, Ruhbilim) fixation
hang-up

Every person has hang-ups about their appearence.

She's got a hang-up about me being perfect. - Onun benim mükemmel olmam hakkında bir takıntısı var.

condition
obsessed by
takıntı haline getirmek
be obsessed with
takıntı yapmak
set one's heart on
oral takıntı
(Pisikoloji, Ruhbilim) oral fixation
anal takıntı
(Pisikoloji, Ruhbilim) anal fixation
Türkisch - Türkisch
Küçük, önemsiz borç
Kadın takıları
Bütünlemeye kalınan ders
Bir durum veya sorunla ilişkisi olan başka durum veya sorun
Bir durum veya sorunla ilişkisi olan başka durum veya sorun: "Uykum kaçınca aklım bir şeye takılır ve o takıntıyı savuşturuncaya kadar gözüme uyku girmez."- B. Felek
Bir kimseyle kurulan ilişki
takıntı
Favoriten