Şu valsin melodisi beni daima hipnotize eder.
- La melodía de ese vals siempre me hipnotiza.
Kötülük daima kazanır.
- El mal siempre triunfa.
Kalp krizi geçirmenin her zaman doğanın senin öldüğünü anlatma şekli olduğunu düşündüm.
- Siempre pensé que el tener un ataque cardiaco era la manera de la naturaleza de decirte que mueras.
Erkek kardeşi her zaman TV izliyor.
- Su hermano siempre está viendo la televisión.
Onu gördüğüm ilk zamanı hep hatırlayacağım.
- Siempre recordaré la primera vez que la vi.
Neden hep Tom hakkında konuşuyorsun?
- ¿Por qué estás hablando siempre de Tom?