başar

listen to the pronunciation of başar
Türkisch - Englisch
{f} fare

In college, I fared ill with physics and well with chemistry. - Üniversitede fizik dersini başaramadım ama kimyayı başardım.

{f} accomplished

We've accomplished everything we set out to do. - Yapmaya kalkıştığımız her şeyi başardık.

I am proud of having accomplished such a task. - Ben böyle bir görevi başarmanın gururunu duyuyorum.

contrive
{f} thriven
succeed

I hope that he will succeed. - Onun başaracağını umuyorum.

If it were not for her help, I would not succeed. - Onun yardımı olmasa, başaramam.

{f} thrived
thrive
{f} achieving
brought off
{f} succeeding

He has no chance of succeeding. - Onun başarma şansı yok.

I have serious doubts about their plan succeeding. - Onun planının başarısı hakkında ciddi şüphelerim var.

throve
{f} thriving
succeed in

He'll succeed in time. - O zamanla başarılı olacak.

You will succeed in the end. - Sonunda başaracaksın.

{f} contrived
bringoff
broughtoff
accomplish

Even if it takes me ten years, I am determined to accomplish the job. - On yılımı alsa bile, işi başarmaya kararlıyım.

Lindbergh's solo nonstop transatlantic flight was a remarkable accomplishment. - Lindbergh'in tek başına sürekli transatlantik uçuşu kayda değer bir başarıydı.

effectuate
başar
Favoriten