Biri benim bavulumu çaldı.
- Somebody has stolen my suitcase.
O ağır bavulu kendiniz taşıyabilir misiniz?
- Can you manage to carry that heavy suitcase by yourself?
Tom valizin anahtarını Mary'ye verdiğini hatırlıyor.
- Tom remembers giving Mary the key to the suitcase.
Tom'a sarıldıktan sonra, Mary valizini aldı ve gitti.
- After hugging Tom, Mary picked up her suitcase and left.
Bir sorun olması durumunda her zaman ona güvenirim.
- I always rely on him in case there's a problem.
Sorun olursa, lütfen beni arayın.
- In case of trouble, please call me.
Bu kural her durumda uygulanamaz.
- This rule cannot be applied in every case.
Bir deprem durumunda, gazı kapatın.
- In case of an earthquake, turn off the gas.
Makyaj çantamı bulamıyorum.
- I can't find my vanity case.
Çantayı polise bırakın!
- Put the case in the hands of the police.
Sosyal hizmetleri aramak zorunda kaldık. Bu apaçık bir çocuk ihmali olayıydı.
- We had to call in social services. This was obviously a case of child neglect.
O, bir cinayet olayına karıştı.
- He was involved in a murder case.
Tom CD'yi kutusundan çıkardı ve onu çalara taktı.
- Tom took the CD out of its case and put it into the player.
Tom CD'yi kutusundan çıkardı ve onu çalara taktı.
- Tom took the CD from its case and inserted it in the player.
Polis davayla ilgili yeni kanıtlar ortaya çıkarmıştır.
- The police have uncovered new evidence related to the case.
Polis cesedin yanında bir mermi kovanı buldu.
- The police found a cartridge case next to the body.
Tom gitar kılıfını açtı ve gitarını çıkardı.
- Tom opened his guitar case and took out his guitar.
Yeni bir gitar kılıfı satın almak istiyorum.
- I want to buy a new guitar case.
Dün gece bir arkadaşınızın doğum gününü, saçıp savurarak tamamen tükettiğimiz şampanya kasalarıyla kutladık.
- Last night, we celebrated a friend's birthday with cases of Champagne, we ended up completely wasted.
Bilgisayar kasanıza uygun fan ve radyatör takın.
- Install properly the fans and radiator in your computer case.
Ona, bu valizi üst kata taşıtacağım.
- I'll get him to carry this case upstairs.
Eri'nin çantası ağır gözükmesine rağmen, aslında oldukça hafiftir.
- Although Eri's suitcase looks heavy, it's actually very light.
Biletimi alırken çantama göz kulak ol.
- Keep an eye on my suitcase while I buy my ticket.