övme

listen to the pronunciation of övme
Türkisch - Englisch
laud
praising

There are no benefits from praising a spoiled child. They should undergo a strict education. - Şımarık bir çocuğu övmenin hiçbir faydası yok. Onlar sıkı bir eğitime maruz kalmalılar.

Praising children is an important thing. - Çocukları övmek önemli bir şeydir.

praising, praise, laudation
flattery
exaltation
praise, commendation
laudation
commending
glorification
eulogy
praise

Nobody wants to praise my country. - Hiç kimse benim ülkemi övmek istemiyor.

I like to praise Mary. - Mary'yi övmeyi seviyorum.

extolling

He spends all his time extolling her virtues. - O bütün zamanını erdemlerini övmek için harcar.

acclaim
blarney
emblazonment
commendation
{i} glorifying
accolade
{i} salve
övmek
praise

Nobody wanted to praise my country. - Hiç kimse ülkemi övmek istemedi.

Nobody wants to praise my country. - Hiç kimse benim ülkemi övmek istemiyor.

övmek
{f} acclaim
övmek
{f} flatter
övmek
{f} exalt
övmek
(Konuşma Dili) give credit to
övmek
{f} laud
övmek
commend
övmek
{f} extol

He spends all his time extolling her virtues. - O bütün zamanını erdemlerini övmek için harcar.

övmek
eulogize
öv
{f} praise

Everybody praised his heroism. - Herkes onun kahramanlığını övdü.

When we are praised, we gain confidence. - Övüldüğümüz zaman güven kazanırız.

övmek
sing somebody's praise
öv
{f} compliment

I got a lot of compliments on it. - Onun üzerine birçok övgü aldım.

Tom showered Mary with compliments. - Tom, Mary'ye övgüler yağdırdı.

öv
glorify

To raise one's name in later generations and thereby glorify one's parents, this is the greatest expression of filial piety. - Birinin adını daha sonraki kuşaklarda yükseltmek ve böylece birinin ebeveynlerini övmek, bu anne babaya saygının en büyük ifadesidir.

There are economic systems that don't glorify money. - Parayı övmeyen ekonomik sistemler var.

öv
rave about
öv
{f} glorifying
öv
{f} glorified
öv
extol

He spends all his time extolling her virtues. - O bütün zamanını erdemlerini övmek için harcar.

öv
{f} praised

The people praised him for his courage. - İnsanlar onu cesaretinden dolayı övdü.

She listened very carefully when I praised her son. - Oğlunu övdüğümde çok dikkatlice dinledi.

öv
eulogize
öv
laud

His first answer was laudable. - Onun ilk cevabı övgüye değerdi.

övmek
lay it on thick
övmek
celebrate
övmek
vaunt
öv
commend

Mark is so honest that everybody commends him for it. - Mark o kadar dürüsttür ki bunun için herkes onu över.

The returning soldiers were commended for their bravery in battle. - Geri dönen askerler savaştaki cesaretleri nedeniyle övüldüler.

övmek
glorify

To raise one's name in later generations and thereby glorify one's parents, this is the greatest expression of filial piety. - Birinin adını daha sonraki kuşaklarda yükseltmek ve böylece birinin ebeveynlerini övmek, bu anne babaya saygının en büyük ifadesidir.

öv
panegyrize
övmek
{f} panegyrize
övmek
{f} cry up
övmek
boost
övmek
compliment
övmek
accord praise
övmek
{f} extoll

He spends all his time extolling her virtues. - O bütün zamanını erdemlerini övmek için harcar.

övmek
sing smb.'s praise
övmek
{f} emblazon
övmek
{f} puff
övmek
brag
övmek
{f} belaud
övmek
speak in praise of smb
övmek
to praise, laud
övmek
{f} build up
övmek
crack up
övmek
magnify
övmek
crack-up
övmek
to praise, to commend, to compliment, to eulogize, to celebrate, to exalt, to extol
övmek
sing the praises of
övmek
talk up
övmek
pay tribute
Türkisch - Türkisch
Övmek işi, sena, medih
Sena
(Hukuk) SİTAYİŞ
Övmek
methetmek
övmek
Birinin veya bir şeyin iyiliklerini, üstünlüklerini söyleyerek değerini yüceltmek, methetmek, sena etmek, yermek karşıtı: "Hani beklediğim övülmek, teşekkür filan olsa, içim yanmaz."- T. Buğra
övmek
Birinin veya bir şeyin iyiliklerini, üstünlüklerini söyleyerek değerini yüceltmek, methetmek, sena etmek, yermek karşıtı
övme
Favoriten