to be offered in one of the media

listen to the pronunciation of to be offered in one of the media
الإنجليزية - التركية

تعريف to be offered in one of the media في الإنجليزية التركية القاموس.

run
{f} koş

O her sabah koşmaya gider. - He goes running every morning.

Lütfen sınıfta koşmayın. - Please don't run in the classroom.

run
döndürmek
run
(Bilgisayar) başla

Hep birden koşmaya başladılar. - They began to run all at once.

Köpek koşmaya başladı. - The dog began to run.

run
uğramak
run
istek
run
çay

Yarışı koştuktan sonra, Jane iki bardak arpa çayı içti. - Having run the race, Jane had two glasses of barley tea.

to be in
olmak

O anda Boston'da olmak müthiş heyecan vericiydi. - It was tremendously exciting to be in Boston at that time.

Tom'un yerinde olmak istemem. - I wouldn't like to be in Tom's shoes.

run
{i} gösterim
run
{f} adaylığını koymak

O, başkanlığa adaylığını koymak istiyor. - He wants to run for President.

Tom sınıf başkanlığı için adaylığını koymaktan vazgeçti. - Tom gave up running for class president.

run
(Tekstil) pasaj, çorap kaçığı
run
(isim) koşu, koşma, yarış, sefer, seyir, gezinti, kaçamak, talep, kaçık, çorap kaçığı, rağbet, otlak, kümes bahçesi, verim, gösterim, süre, devam süresi, sürü, balık sürüsü, çoğunluk, maden damarı, dere, çay, akış
run
{i} çorap kaçığı
run
(İnşaat) çalışmak, koşmak
run
seğirtme
run
{f} geçip gitmek
run
{f} geçerli olmak
run
{f} işlemek, çalışmak; işletmek, çalıştırmak: Who is running this
run
{i} seyir
run
koşulan veya gidilen mesafe
run
{f} kaçakçılığını yapmak
run
{i} yarış

Belediye başkanlığı için yarışan adaylardan biridir. - He is one of the candidates running for mayor.

Yarışta koştuktan sonra bitkindim. - I was exhausted after running the race.

الإنجليزية - الإنجليزية
run
to be offered in one of the media

    الواصلة

    to be offered in one of the Me·di·a

    التركية النطق

    tı bi ôfırd în hwʌn ıv dhi midiı

    النطق

    /tə bē ˈôfərd ən ˈhwən əv ᴛʜē ˈmēdēə/ /tə biː ˈɔːfɜrd ɪn ˈhwʌn əv ðiː ˈmiːdiːə/
المفضلات