The rumor is not true as far as I know.
- Bildiğim kadarıyla, söylenti doğru değildir.
Tom can do whatever he wants as far as I'm concerned.
- Tom, bildiğim kadarıyla ne isterse yapabilir.
He is, so far as I know, a reliable friend.
- O, bildiğim kadarıyla, güvenilir bir arkadaştır.
So far as I know, there is no such word.
- Bildiğim kadarıyla böyle bir sözcük yok.
I had never seen a panda until I went to China.
- Çin'e gidene kadar hiç panda görmemiştim.
You can wait until the cows come home!
- İnekler eve gelene kadar bekleyebilirsin!
She didn't know the information till she met him.
- Onunla tanışıncaya kadar, o, bilgiyi bilmiyordu.
He worked from morning till night.
- O, sabahtan akşama kadar çalıştı.
The rich have trouble as well as the poor.
- Zenginlerin fakirler kadar sorunu vardır.
He speaks Spanish as well as French.
- O, Fransızca kadar İspanyolca da konuşuyor.
Your car is three times as big as this one.
- Senin araban bunun üç katı kadar büyük.
I am about as big as my father now.
- Şimdi yaklaşık babam kadar büyüğüm.
My brother eats twice as much as I do.
- Erkek kardeşim benim yediğimin iki katı kadar yemek yiyor.
Few things give us as much pleasure as music.
- Birkaç şey bize müzik kadar çok zevk verir.
Today I'm working a little late so as to avoid a rush in the morning.
- Sabahleyin bir koşuşturmadan kaçınmak için bugün biraz geç saatlere kadar çalışacağım.
Try to do so as far as the station.
- İstasyona kadar öyle yapmaya çalış.
Tom would never ever do something like that.
- Tom şimdiye kadar böyle bir şeyi asla yapmadı.
How long does it take you to do something like that?
- Öyle bir şey yapman ne kadar sürer?
However hard you may study, you can't master English in a year or so.
- Ne kadar sıkı çalışırsan çalış, bir sene veya civarında İngilizcede uzmanlaşamazsın.
You will get well in a week or so.
- Bir haftaya kadar iyileşeceksin.
To take something too far.
- Bir şey alamayacak kadar çok uzak.
I must have it done somehow by six.
- Saat altıya kadar bir şekilde onu yaptırmalıyım.
What is the total amount of money you spent?
- Harcadığın para toplam ne kadar?
The larger the amount of silver, the larger the amount of corruption.
- Gümüş paranın miktarı ne kadar büyük olursa, rüşvet o kadar büyük olur.
To what degree can we trust him?
- Ne dereceye kadar biz ona güvenebiliriz?
I agree with you to a degree.
- Ben, bir dereceye kadar sizinle aynı fikirdeyim.
Don't worry about money so much.
- Para için o kadar çok kaygılanma.
The population of Italy is about half as large as that of Japan.
- İtalya'nın nüfûsu, Japonya'nınkinin yaklaşık yarısı kadardır.
I agree with you to a degree.
- Ben, bir dereceye kadar sizinle aynı fikirdeyim.
Today, the temperature rose as high as 30 degrees Celsius.
- Bugün ısı 30 santigrat dereceye kadar yükseldi.
As much as 90 percent of happiness comes from elements such as attitude, life control and relationships.
- Mutluluğun yüzde 90 kadarı tutum, yaşam kontrolü ve ilişkiler gibi unsurlardan geliyor.
He earns three times as much as I do.
- O, benim kazandığımın üç katı kadar çok kazanıyor.
She has as many stamps as I.
- O, benim sahip olduğum kadar çok sayıda pula sahip.
Since he's crazy about movies, he watches as many movies as he can.
- O, filmleri çok sevdiği için, izleyebildiği kadar çok sayıda film izler.
Human beings can live up to 40 days without food, but no more than 7 without water.
- İnsan gıda olmadan 40 gün kadar yaşayabilir fakat susuz en fazla 7.
It's the best score up to now.
- O,şu ana kadar en iyi skordur.
Three people can keep a secret so long as two of them are dead.
- Üç kişi, onlardan ikisi ölene kadar bir sırrı saklayabilir.
Her hair was so long as to reach the floor.
- Saçları yere ulaşacak kadar uzundu.
As far as my experience goes, such a plan is impossible.
- Anladığım kadarıyla, öylesine bir plan imkansızdır.
Don't race the car. We want to make it go as far as possible.
- Arabayı yarışa sokma.Biz mümkün olduğu kadar onu uzağa götürteceğiz.
We conversed until late at night while eating cake and drinking tea.
- Biz kek yerken ve çay içerken gece geç saatlere kadar konuştuk.
Let's just rest here for a little while, my feet are aching so much I can't walk.
- Sadece bir süre burada dinlenelim, ayaklarım o kadar çok ağrıyor ki yürüyemiyorum.
Jim burned the midnight oil when he was preparing for the examination.
- Jim sınava hazırlanırken gece yarılarına kadar çalıştı.
Tom remembered how beautiful Mary had been when he first met her.
- Tom ilk karşılaştığında Mary'nin ne kadar güzel olduğunu hatırladı.
Hayat yaz çiçekleri, ölüm de güz yaprakları gibi güzel olsun.
- Yaşam yaz çiçekleri, ölüm de sonbahar yaprakları kadar güzel olsun.