işten

listen to the pronunciation of işten
التركية - الإنجليزية
firings
job cuts
iş
{i} occupation

What is your occupation? What do you do here? - İşin ne ? Burada ne yapıyorsun?

My brother has no occupation now. - Erkek kardeşimin şu anda işi yok.

iş
business

In North America, business operates on the customer is always right principle. - Kuzey Amerika'da işler, Her zaman müşteri haklıdır. prensibi ile yapılır.

My father is a businessman. - Babam bir iş adamıdır.

işten çıkarma
{i} dismissal

The manager threatened him with dismissal. - Müdür onu işten çıkarma ile tehdit etti.

iş
job

She decided to quit her job. - İşinden ayrılmaya karar verdi.

You know what my idiot son's doing? Even now he's graduated from university he spends all his time playing pachinko instead of getting a job. - Aptal oğlumun ne yaptığını biliyor musun? Şimdi bile o üniversiteden mezun olup iş bulmak yerine pachinko oynayarak tüm vaktini harcıyor.

iş
work

Sometimes he drives to work. - O bazen işe arabayla gider.

He is my working mate. - O benim iş arkadaşımdır.

işten çıkarma
severance

How much severance pay will we have to pay Tom? - Tom'a ne kadar işten çıkarma tazminatı ödemek zorunda kalacağız?

işten kovmak
dismiss
işten çıkarmak
fire
işten çıkarılmış
redundant
işten atmak
kick out
işten alıkoymak, oyalamak
from work to detain, to amuse
işten atma
bounce
işten atmak
Sack, give the sack, fire
işten ayrılmak
to quit
işten izin almak
to take time off from work
işten kaytaran kimse
passenger
işten çıkartma
removal from work
işten (bile) değil!
(Konuşma Dili) It's very easy
işten alıkoymak
to interrupt (someone) at his work
işten anlamak
to be an expert
işten anlamak
to know what one is doing, know one's business
işten artmaz, dişten artar
(Atasözü) You save money not by making more but by spending less
işten atma
kiss off
işten atmak
give the sack
işten atmak
give smb. the push
işten atmak
to fire, dismiss
işten atmak
give smb. the chuck
işten atmak
to give sb the push, to sack, to fire, to boot sb out (of sth)
işten atılma
sack
işten atılmak
to get the push, to get the sack
işten atılmak
be fired
işten cıkarmak
bounce
işten el çektirmek
to remove (someone) from office
işten erken gelmek
keep early hours
işten kaçmak
to goldbrick, to skive (off)
işten konuşma
shoptalk
işten konuşmak
talk shop
işten kovma
ax
işten kovma
axe
işten kovma
firing

The boss considered firing Tom, but decided against it. - Patron Tom'u işten kovmayı düşündü fakat bunun aleyhinde karar verdi.

işten kovmak
fire

I'll have to fire you if you come late so often. - Bu kadar sık geç gelirsen, seni işten kovmak zorunda kalacağım.

işten kovmak
to fire, to give the sack
işten kovmak
discharge
işten kovmak
axe
işten kovulmak
to get the sack, to get the push
işten kovulmak
be fired
işten çıkarma
firing
işten çıkarma
gate
işten çıkarma
decapitation
işten çıkarma
discharge
işten çıkarma bildirimi
dismissal notice
işten çıkarma tazminatı
golden handshake
işten çıkarma tazminatı
redundancy pay
işten çıkarmak
to dismiss, to sack
işten çıkarmak
decapitate
işten çıkarmak
discharge
işten çıkarmak
lay off
işten çıkarmak
dismiss
işten çıkarılma kağıdı
walking ticket
işten çıkarılma kağıdı
walking papers
işten çıkarılmak
get the gate
işten çıkarılmak
to get the boot, to get the sack, to be dismissed
işten çıkarılmak
get it in the neck
işten çıkmak
a) to give up working, to resign b) to clock out
İş işten geçti
It's too late
iş işten geçmek
to be too late to do anything
iş işten geçti
the die is cast
iş işten geçtikten sonra akıl verme
wiser after the event
iş
affair

Don't meddle in his affairs. - Onun işlerine karışmayın.

You have no right to interfere in other people's affairs. - Diğer insanların işlerine karışmaya hakkın yoktur.

iş
assignment

Any doubts with the assignment? - Ödevle ilgili kafasında soru işareti olan?

I have a lot of assignments to do today. - Bugün yapacak çok işim var.

iş
employment

I will make an application to that firm for employment. - İş için bu firmaya başvuruda bulunacağım.

She found employment as a typist. - O bir daktilocu olarak iş buldu.

iş
{i} cause

All the same, we still need a scientific account of how exactly pains are caused by brain processes. - Buna rağmen, bizim hâlâ ağrıların beyin işlemleri tarafından tam olarak nasıl neden olduğu hakkında bilimsel bir açıklamaya ihtiyacımız var.

Tom causes me a lot of extra work. - Tom başıma fazladan iş çıkarıyor.

iş
{i} shop

Let's talk shop for a while. - Bir süre iş konuşalım.

Local shops do good business with tourists. - Yerel mağazalar turistlerle iyi iş yapar.

iş
{i} appointment

Here is your appointment card. - İşte, randevu kartınız.

I canceled my appointment because of urgent business. - Acil bir işten dolayı randevumu iptal ettim.

iş
occupation, line of work, work
iş
work, labor
iş
occupational; regulation
iş
task

To rule a country is not an easy task. - Bir ülkeyi yönetmek kolay bir iş değildir.

I cooperated with him in the task. - Görevde onunla işbirliği yaptım.

iş
work; job, occupation, profession, work, appointment, employment, calling, pursiut; duty; labour, labor; business; service; trade; profit, benefit; act, doing, deed; matter, affair; fuck, screw
iş
{i} commerce

Many small business owners belong to a chamber of commerce. - Birçok küçük işletme sahipleri bir ticaret odasına aittir.

The soul of commerce is upright dealing. - Ticaretin ruhu dürüst iş yapmaktır.

iş
{i} mission

Tom abandoned the mission and quit his job. - Tom görevini terk etti ve işinden ayrıldı.

I have a mission to accomplish. - Yapacak bir işim var.

iş
{i} doing

You know what my idiot son's doing? Even now he's graduated from university he spends all his time playing pachinko instead of getting a job. - Aptal oğlumun ne yaptığını biliyor musun? Şimdi bile o üniversiteden mezun olup iş bulmak yerine tüm zamanını pachinko oynayarak geçiriyor.

The export business isn't doing well. - İhracat işi iyi yapılmıyor.

toplu işten çıkarma
lockout
iş
gig

She has a gigantic appetite. - Onun devasa bir iştahı vardır.

iş
function

A function that is differentiable everywhere is continuous. - Ayırdedilebilir bir işlev her yerde süreklidir.

I think everything is functional. - Sanırım her şey işlevsel.

iş
{i} show

He showed me the ropes. - Bana işin inceliklerini gösterdi.

Tom didn't show up for work today. - Tom bugün işe gelmedi.

iş
{i} piece

You really are a piece of work. - Sen gerçekten işin bir parçasısın.

Here's a piece of candy. - İşte bir parça şeker.

izinli işten ayrılma
(Ticaret) leave
iş
working

If you really need a job, why don't you consider working for Tom? - Eğer gerçekten bir işe ihtiyacın varsa, niçin Tom için çalışmayı düşünmüyorsun?

He has spent most of his working life as a diplomat. - İş hayatının çoğunluğunu bir diplomat olarak geçirdi.

iş
(Ticaret) shirking
iş
trouble

It was dark, so Tom had trouble reading the street sign. - Karanlıktı, bu yüzden Tom cadde işaretini okumada sıkıntı çekti.

I had some trouble with the work. - İşle ilgili biraz sorunum var.

iş
line

What line of work are you in? - Hangi iş dalındasınız?

In this line of work, if you make a grim face the customers won't come. - Bu iş sırasında, sert surat yaparsan, müşteriler gelmez.

iş
hold

He is holding up her work. - O onun işini engelliyor.

Tom was unable to hold a job or live by himself. - Tom bir iş bulamadı ya da tek başına yaşayamadı.

iş
(Ticaret) labor

They will organize a labor union. - Bir işçi sendikası düzenleyecekler.

In England, Labor Day is in May. - İngiltere'de işçi bayramı mayıstadır.

iş
errand

The boy often runs errands. - Çocuk sık sık getir götür işleri yapar.

I have an errand to do in town. - Kasabada yapacak bir işim var.

iş
project

We should collaborate on the project. - Proje üzerinde işbirliği yapmalıyız.

Tom Jackson, a rich businessman, agreed to fund the project. - Tom Jackson, zengin iş adamı, projeye yatırım yapmayı kabul etti.

iş
workings
iş
(Ticaret) engagement
işten ayrılmak
(Konuşma Dili) hang up one's boots
işten çıkarma
laying off
iş
trade

In the Tokyo stock market, stocks of about 450 companies are traded over the counter. - Tokyo borsasında, aşağı yukarı 450 şirketin hisse senetleri sayaç üzerinde işlem gördü.

Do you want to trade jobs? - İşleri takas etmek ister misin?

iş
deal

I have a lot of things that I must deal with. - İlgilenmem gereken çok işim var.

I have a great deal to do tonight. - Bu gece yapacak çok işim var.

iş
dealings

This company has many business dealings abroad. - Bu şirketin yurt dışında birçok iş anlaşmaları vardır.

I keep a daily record of my business dealings. - İş ilişkilerim hakkında günlük kayıt tutarım.

iş
post

Tom is always postponing things. - Tom işleri her zaman erteliyor.

I postponed doing my housework for a few hours. - Ben, birkaç saatliğine ev işimi yapmayı erteledim.

iş
commission
iş
operation

I have a few questions about Tom's operation. - Tom'un işlemi hakkında birkaç sorum var.

VISUACT supports flexibly the varied environments and needs of our customers and offers a variety of operational procedures. - VISUACT çeşitli ortamları ve müşterilerimizin ihtiyaçlarını esnek şekilde destekler ve operasyonel işlemleri sunar.

iş
occupational
iş
concern

As far as I'm concerned, things are going well. - Bana kalırsa işler iyi gidiyor.

Don't interfere in private concerns. - Özel işlere karışmayın.

iş
position

He has a good position in a government office. - Hükümet konağında iyi bir işi var.

He occupies a prominent position in the firm. - O, firmada önemli bir konumu işgal eder.

iş
situation

This situation would suit Tom. - Bu durum Tom'un işine gelir.

Do you think the situation will improve? - Sence işler iyiye gidecek mi?

iş
transaction

The businessman didn't dare withdraw from the transaction. - İş adamı işlemden çekilmeye cesaret etmedi.

I must close this transaction within a week. - Bu işlemi bir hafta içinde kapatmalıyım.

iş
duty

It's your duty to finish the job. - İşi bitirmek sizin göreviniz.

Your duty is to save your country from a foreign invasion. - Senin görevin ülkeni bir yabancı işgalinden kurtarmak.

iş
undertaking
iş
field

Computers have invaded every field. - Bilgisayarlar her yeri işgal etti.

iş
deed

Desperate needs lead to desperate deeds. - Umutsuz ihtiyaçlar umutsuz işlere yol açar.

You have to turn words into deeds. - Sözleri işlere çevirmek zorundasın.

iş
act

Tom is all talk and no action. - Tom çok konuşan ve az iş yapan biridir.

Actions speak louder than words. - Söze bakılmaz, işe bakılır.

iş
shebang
iş
action

Actions speak louder than words. - Söze bakılmaz, işe bakılır.

Union members will vote today on whether to take industrial action. - Bugün sendika üyeleri iş yavaşlatma eylemi yapıp yapmayacaklarını oylayacak.

iş
matter

As a matter of fact, it is true. - İşin aslın bakarsan, o doğrudur.

Tom is scrupulous in matters of business. - Tom iş meselelerinde vicdanlıdır.

iş
workpiece
iş
pursuit
iş
Labour
iş
avocation
işten çıkarma
conge
işten çıkarma
layoff
işten çıkarmak
discharge from employment
işten çıkmak
clock out
iş
{i} place

This seems to be a busy place. - Bu işlek bir yer gibi gözüküyor.

My brother is a well doer. He was just at the wrong place at the wrong time. - Erkek kardeşim iyi bir işyapandır. O sadece yanlış zamanda yanlış yerdeydi.

iş
biz
iş
activity

Tom is showing no signs of brain activity. - Tom hiçbir beyin aktivitesi işareti göstermiyor.

Tatoeba should not admit as collaborators those who only wish to denigrate its image and demean its activity. - Tatoeba, yalnızca imajını kötülemek ve faaliyetini aşağılamak isteyenleri işbirlikçi olarak kabul etmemeli.

iş
{i} calling

I don't like my wife calling me at work. - Karımın beni iş yerinde aramasından hoşlanmam.

Tom doesn't like Mary calling him at work. - Tom, Mary'nin onu iş yerinde aramasından hoşlanmıyor.

iş
of work
iş
the work
iş
{s} regulation

There need to be new regulations for export businesses. - İhracat işletmeleri için yeni düzenlemeler olmalı.

Regulations protect workers. - Düzenlemeler işçileri korur.

iş
buisness
işten çıkarma
lay-off
İşten çıkarmak
give the axe
deli olmak işten
(bile) değil. It drives one crazy
deli olmak işten değil
it drives one crazy
geçici işten çıkarılma
lay off
iş
handiwork
iş
job; things to do
iş
work , job
iş
way of behaving; course of action
iş
the important thing; the chief problem
iş
duty, job
iş
metier
iş
stint
iş
phys. work
iş
job, employment, work
iş
ergo
iş
dealing

The soul of commerce is upright dealing. - Ticaretin ruhu dürüst iş yapmaktır.

Tom is respected in the business community because he is always fair and square in his dealings with others. - Tom, başkaları ile olan ilişkilerinde her zaman adil ve kararlı olduğundan dolayı iş dünyasında itibarlıdır.

iş
event, something
iş
business, trade, commerce
iş
(Hukuk) labour, work
iş
doings
iş
task; occupation
iş
profession

Police revealed that the heist was the work of professionals. - Polis soygunun profesyonellerin işi olduğunu ortaya çıkardı.

Layla did a professional job. - Leyla profesyonel bir iş çıkardı.

iş
slang trick
iş
business, matter, affair
iş
secret or dubious side (of an affair)
iş
establishment

This establishment attracts a clientele of both tourists and businessmen. - Bu şirket hem turistlerden hem de iş adamlarından müşteri çekiyor.

iş
office

I was able to get a job through the good offices of my friend. - Arkadaşlarımın iyi ofisleri sayesinde bir iş bulabildim.

I have an important business to attend to in my office. - Ofisimde ilgilenecek önemli bir işim var.

iş
ball game
iş
elbow
iş
enterprise

The success of the enterprise astonished everybody. - İşletmenin başarısı herkesi şaşkına çevirdi.

He has always associated with large enterprises. - O her zaman büyük işletmeler ile ilişki kurmuştur.

iş
{i} service

In the United States, 20 million new jobs have been created during the past two decades, most of them in the service sector. - Amerika Birleşik Devletlerinde, geçtiğimiz yirmi yıl boyunca 20 milyon yeni iş yaratılmıştır, onların çoğu hizmet sektöründedir.

The families of the factory workers need schools, hospitals, and stores, so more people come to live in the area to provide these services, and thus a city grows. - Fabrika işçilerinin ailelerinin okullara, hastanelere ve mağazalara ihtiyaçları vardır, bu yüzden bu hizmetleri sağlamak için daha fazla insan bölgede yaşamak için gelir. Böylece bir şehir gelişir.

iş
things to do

I have a ton of things to do. - Yapacak bir sürü işim var.

I have better things to do than stand here and take your insults. - Burada durmak ve senin hakaretlerini dinlemekten daha iyi yapacak işlerim var.

iş
berth
iş
gig#
iş
traffic

We must pay attention to traffic signals. - Trafik işaretlerine dikkat etmeliyiz.

My father was late for work this morning because of a traffic jam. - Babam bu sabah trafik sıkışıklığı nedeniyle işe geç kaldı.

iş
load

Here comes another bus load of tourists. - İşte başka bir otobüs dolusu turist geliyor.

I have loads of things to do. - Yapacak bir sürü işim var.

iş
incumbency
iş
piece of work

He's a real piece of work. - O, işin gerçek bir parçası.

You really are a piece of work. - Sen gerçekten işin bir parçasısın.

iş
{i} works

Not only does she keep house, but she also works as a school teacher. - O sadece ev işlerini çekip çevirmiyor, aynı zamanda bir okul öğretmeni olarak da çalışıyor.

He works best at this job. - O, eniyi bu işi yapar.

iş
{i} ploy
iş
{i} spindle
iş
{i} billet
işten çıkarmak
give smb. the gate
işten çıkarmak
make redundant
işten çıkarmak
{f} bounce
personel fazlası nedeniyle işten atmak
make smb redundant
sen işten korkma, iş senden korksun
(Atasözü) Don't waste time thinking how hard a job is; just set to and try to get it done
süre vermeden işten atma
summary dismissal
toplu olarak işten çıkarmak
lock out
التركية - التركية

تعريف işten في التركية التركية القاموس.

iş
Emek, işçilik, ustalık. İşlem
bir işten hariç olmak
O işin içinde olmamak
iş
Herhangi bir maksatla kurulan düzen
iş
Kamu yararına yapılan işler
iş
Sanayi, ticaret, tarım, maliye vb. alanlara ilişkin ekonomik etkinliklerin bütünü
iş
Gizli sebep veya maksat
iş
Uğraş
iş
Geçim sağlamak için herhangi bir alanda yapılan çalışma, meslek: "Sonunda bir iş buldum."- S. F. Abasıyanık. İş yeri: "Kalk yavrum, işe geç kalacaksın."- S. F. Abasıyanık
iş
Nakış, örgü gibi elde yapılan şey
iş
Bir kimseye özgü olan görüş, anlayış
iş
Bir değer yaratan emek
iş
Bazı deyimlerde "yarar, çıkar" anlamında kullanılır
iş
Sorun, konu, mesele, maslahat
iş
Emek, işçilik, ustalık
iş
Nakış, örgü gibi elde yapılan şey: "Komşu kadın elindeki işini dizine bırakıp geline döndü."- M. Ş. Esendal
iş
İş yeri
iş
Bir sonuç elde etmek, herhangi bir şey ortaya koymak için güç harcayarak yapılan etkinlik, çalışma
iş
Bir sonuç elde etmek, herhangi bir şey ortaya koymak için güç harcayarak yapılan etkinlik, çalışma: "İş bittikten sonra denize karşı sigara içilir."- S. F. Abasıyanık
iş
Yapılan şey, davranış
iş
İşlem

İşlemeyen demir pas tutar. - İşleyen demir paslanmaz.

iş
Sorun, konu, mesele, maslahat: "Etrafın gülüşmeleri arasında iş anlaşıldı."- H. C. Yalçın
iş
Bir kuvvetin uygulanma noktasını hareket ettirirken harcadığı güç
iş
Herhangi bir maksatla kurulan düzen: "İşlerini bırakmışlar, dükkânlarını kapamışlar, akın akın şehri terk edip gidiyorlardı."- Y. K. Karaosmanoğlu
iş
Birinden istenen hizmet veya birine verilen görev: "Şimdi Mısır'a memuru olduğum bankanın bir işi için geldim."- Ö. Seyfettin
iş
Herhangi bir yere düzen verici, günlük yaşayışı sağlayıcı her türlü çalışma
iş
Geçim sağlamak için herhangi bir alanda yapılan çalışma, meslek
iş
Ticari anlaşma, alışveriş
iş
Gizli sebep veya maksat: "Çoktandır köylünün şurada burada yayıp gezeceği ehemmiyetli bir iş, bir keramet gösterememişti."- R. H. Karay
iş
Birinden istenen hizmet veya birine verilen görev
işten çıkarma
azl
İş
(Osmanlı Dönemi) BÂB