işe

listen to the pronunciation of işe
التركية - الإنجليزية
pee

Your cat entered into my car and peed there. - Kedi arabama girip oraya işedi.

Don't pee on an electric fence. - Elektrikli çit üzerine işeme.

urinate

Please, urinate in this vessel! - Lütfen bu kap içerisine işeyin.

{f} pissed
{f} piss

Dogs like to piss on fire hydrants. - Köpekler yangın musluklarına işemeyi severler.

Can I go to the bathroom? I gotta piss. - Tuvalete gidebilir miyim? İşemem gerekiyor.

işe yaramaz
Useless

The data was completely useless. - Veri tamamen işe yaramaz.

I wish I had not bought such a useless thing. - Keşke böyle işe yaramaz bir şey almasaydım.

işe yaramak
work
iş
{i} occupation

What is your occupation? What do you do here? - İşin ne ? Burada ne yapıyorsun?

My brother has no occupation now. - Erkek kardeşimin şu anda işi yok.

iş
business

The export business isn't doing well. - İhracat işi iyi yapılmıyor.

My father is a businessman. - Babam bir iş adamıdır.

işe almak
employ

The company wants to employ 20 people. - Şirket 20 kişiyi işe almak istiyor.

The company want to employ twenty people. - Şirket yirmi kişiyi işe almak istiyor.

iş
job

She decided to quit her job. - İşinden istifa etmeye karar verdi.

You know what my idiot son's doing? Even now he's graduated from university he spends all his time playing pachinko instead of getting a job. - Aptal oğlumun ne yaptığını biliyor musun? Şimdi bile o üniversiteden mezun olup iş bulmak yerine pachinko oynayarak tüm vaktini harcıyor.

iş
work

After one or two large factories have been built in or near a town, people come to find work, and soon an industrial area begins to develop. - Kasabada veya kasabanın yakınında bir veya iki büyük fabrika kurulduysa, insanlar iş bulmaya gider, ve yakında bir endüstriyel alan büyümeye başlar.

Sometimes he drives to work. - O bazen işe arabayla gider.

işe yarar
utility
işe bakın ki
ironically
işe yabancı
strange
işe yaramak
be useful
işe yaramayan hayvanları öldürmek
cull
işe yaramaz
reject
işe yarar
useful

Finally one useful suggestion! - Sonunda işe yarar bir öneri!

Tom made a useful suggestion. - Tom işe yarar bir öneri yaptı.

işe istekli
willing to work
işe yaramaz şey
trash
işe yarar şey
utility
işe alınma
recruitment
işe alıştırma
orientation
işe alıştırma eğitimi
orientation
işe girme
Entering the work
işe almak
to engage, to take sb on
işe almak
engage
işe bakmak
to get to work on something; to be at work on something
işe balta ile girişmek
to set about doing something like a bull in a china shop
işe başlamak
to clock in
işe başlarken imza atmak
sign on
işe başvurmak
apply for a job
işe boğulmuş
overwhelmed with work
işe gelen şey
grist to the mill
işe gelmeme
absenteeism
işe geri dönmek
get back to the grindstone
işe geç gelmek
come to the job late
işe geç kalma
(Ticaret) tardiness
işe giriş saatini yazan makine
telltale
işe girişmek
to set to work
işe girişmek
approach a task
işe girişmek
to embark on a job enthusi
işe girişmek
roll up one's sleeves
işe girişmek
get busy
işe girmek
set up
işe girmek
to get a job
işe hazırlanmak
clear the deck
işe koyulmak
to get down to work, to get busy
işe koyulmak
sit down to work
işe koyulmak
roll up one's sleeves
işe koyulmak
approach a task
işe koşmak
to make (sb) do a job
işe sarılmak
hop to it
işe sarılmak
to pitch in
işe sokmak
instate
işe son verme
shutdown
işe yaramak
serve the purpose
işe yaramak
to work, to help, to be of use
işe yaramak
come in handy
işe yaramak
answer the purpose
işe yaramak
avail
işe yaramama
inefficiency
işe yaramaz
useless, dud, good-for-nothing
işe yaramaz atıkların, artıkların tehlikesiz kaldırılması
(Hukuk) safe-disposal of non-recoverable waste, residues
işe yaramaz hale getirmek
unfit
işe yaramaz kimse
wastrel
işe yaramaz kimse
basket case
işe yaramaz kimse
never do well
işe yaramaz kimse
dud
işe yaramaz kimse
noneffective
işe yaramaz kimse
lemon
işe yaramaz kimse
loon
işe yaramaz şemsiye
gamp
işe yaramaz şey
rubbish
işe yaramaz şey
offcast
işe yaramazlık
trashiness
işe yarar
available

Is there any help available? - İşe yarar bir yardım var mı?

işe yarar
useful, serviceable
işe yarar
serviceable
işe yararlık
usefulness
işe yarayan
handy
işe yerleştirmek
niche
işe yerleştirmek
job
işe yönelik ortak dil
(Askeri) common business-oriented language
iş
affair

You have no right to interfere in other people's affairs. - Diğer insanların işlerine karışmaya hakkın yoktur.

I have no intention of meddling in your affairs. - İşlerine karışmaya niyetim yok.

işe almak
recruit
iş
assignment

Any doubts with the assignment? - Ödevle ilgili kafasında soru işareti olan?

I have a lot of assignments to do today. - Bugün yapacak çok işim var.

iş
employment

Workers are taking a financial beating in the employment crisis. - İşçiler iş krizinde mali yenilgi alıyorlar.

They are crying to the government to find employment for them. - Onlara iş bulması için hükümete bağırıyorlar.

iş
{i} cause

Tom causes me a lot of extra work. - Tom başıma fazladan iş çıkarıyor.

What do you think caused him to lose his job? - Onun işini kaybetmesine neyin sebep olduğunu düşünüyorsun?

işe almak
(Ticaret) hire

I'd prefer to only hire people to translate into their native language. - Ben sadece kendi ana dillerine çeviri yapmaları için insanları işe almak istiyorum.

The company wants to hire 20 people. - Şirket 20 kişiyi işe almak istiyor.

resmen işe başlama töreni
(Ticaret) inauguration
iş
{i} shop

I had to do all the housework, but I wish I had gone to the movies or shopping. - Bütün ev işlerini yapmak zorunda kaldım, ama keşke sinemaya ya da alışveriş yapmaya gitseydim.

Local shops do good business with tourists. - Yerel mağazalar turistlerle iyi iş yapar.

iş
{i} appointment

I canceled my appointment because of urgent business. - Acil bir işten dolayı randevumu iptal ettim.

Here is your appointment card. - İşte, randevu kartınız.

bak şu işe
lo and behold
her gün işe trenle gidip gelen kimse
commuter
iş
occupation, line of work, work
iş
work, labor
iş
occupational; regulation
iş
task

Your robot will prepare meals, clean, wash dishes, and perform other household tasks. - Sizin robotunuz yemekleri hazırlayacak, temizleyecek, bulaşıkları yıkayacak, ve diğer ev işlerini yapacak.

To rule a country is not an easy task. - Bir ülkeyi yönetmek kolay bir iş değildir.

iş
work; job, occupation, profession, work, appointment, employment, calling, pursiut; duty; labour, labor; business; service; trade; profit, benefit; act, doing, deed; matter, affair; fuck, screw
iş
{i} commerce

The soul of commerce is upright dealing. - Ticaretin ruhu dürüst iş yapmaktır.

Many small business owners belong to a chamber of commerce. - Birçok küçük işletme sahipleri bir ticaret odasına aittir.

iş
{i} mission

Tom abandoned the mission and quit his job. - Tom görevini terk etti ve işinden ayrıldı.

I have a mission to accomplish. - Yapacak bir işim var.

iş
{i} doing

Illness prevented him from doing his work. - Hastalık onun işini yapmasını engelledi.

I postponed doing my housework for a few hours. - Ben, birkaç saatliğine ev işimi yapmayı erteledim.

iş
gig

She has a gigantic appetite. - Onun devasa bir iştahı vardır.

iş
function

I think everything is functional. - Sanırım her şey işlevsel.

Memory is an essential function of our brain. - Bellek beynimizin önemli bir işlevidir.

iş
{i} show

Tom didn't show up for work today. - Tom bugün işe gelmedi.

A survey shows that many businessmen skip lunch. - Bir araştırma birçok iş adamının öğle yemeğini atladığını göstermektedir.

iş
{i} piece

You really are a piece of work. - Sen gerçekten işin bir parçasısın.

John claimed that the dishonest salesman had tricked him into buying a useless piece of machinery. - John sahtekâr satıcının işe yaramaz bir makine parçasını alırken onu kandırdığını iddia etti.

birçok işe uygun (alet)
versatile
iş
working

He is my working mate. - O benim iş arkadaşımdır.

He has spent most of his working life as a diplomat. - İş hayatının çoğunluğunu bir diplomat olarak geçirdi.

iş
(Ticaret) shirking
iş
trouble

I had some trouble with the work. - İşle ilgili biraz sorunum var.

Her novel ideas are time and again getting her into trouble with her more conservative colleagues. - Onun yeni fikirleri daha tutucu iş arkadaşlarıyla sık sık başını derde sokuyor.

iş
line

What line of work are you in? - Hangi iş dalındasınız?

We should draw the line between public and private affairs. - Biz resmî ve özel işler arasına çizgi çizmeliyiz.

iş
hold

Tom was unable to hold a job or live by himself. - Tom bir iş bulamadı ya da tek başına yaşayamadı.

He is holding up her work. - O onun işini engelliyor.

iş
(Ticaret) labor

We saw laborers blasting rocks. - Kayaları patlatan işçiler gördük.

In England, Labor Day is in May. - İngiltere'de işçi bayramı mayıstadır.

iş
errand

Tom often runs errands for Mary. - Tom sık sık Mary'nin ayak işlerini yapar.

Tom had to run an errand. - Tom bir iş için koşmak zorunda kaldı.

iş
project

Tom Jackson, a rich businessman, agreed to fund the project. - Tom Jackson, zengin iş adamı, projeye yatırım yapmayı kabul etti.

We should collaborate on the project. - Proje üzerinde işbirliği yapmalıyız.

iş
workings
iş
(Ticaret) engagement
işe almak
take into service
işe almak
bring in
işe almak
(Ticaret) recruiting
işe alım
recruitment

The recruitment team looked for promising employees. - İşe alım ekibi gelecek vadeden işçiler arıyordu.

Recruitment starts this month. - İşe alım bu ay başlıyor.

işe girmek
find a job
işe yaramak
boot
işe yaramak
work out
işe yaramaz
garbage
pek çok işe yarayan
all-purpose
iş
trade

Do you want to trade jobs? - İşleri takas etmek ister misin?

Would you like to trade jobs? - İşleri takas etmek ister misiniz?

iş
deal

I have a lot of things that I must deal with. - İlgilenmem gereken çok işim var.

I have a great deal to do tonight. - Bu gece yapacak çok işim var.

iş
dealings

This company has many business dealings abroad. - Bu şirketin yurt dışında birçok iş anlaşmaları vardır.

Tom is respected in the business community because he is always fair and square in his dealings with others. - Tom, başkaları ile olan ilişkilerinde her zaman adil ve kararlı olduğundan dolayı iş dünyasında itibarlıdır.

iş
post

I postponed doing my housework for a few hours. - Ben, birkaç saatliğine ev işimi yapmayı erteledim.

Here, your sentence is now consigned to posterity! - İşte, şimdi cümlen gelecek kuşaklara bırakıldı!

iş
commission
iş
operation

The US Department of Agriculture established seven new “regional climate hubs” to help farmers and ranchers adapt their operations to a changing climate. - ABD Tarım Bakanlığı çiftçilerin ve çiftlik sahiplerinin işletmelerini değişen iklime uyarlamalarına yardımcı olmak için yedi yeni bölgesel iklim merkezi kurdu.

I have a few questions about Tom's operation. - Tom'un işlemi hakkında birkaç sorum var.

iş
occupational
iş
concern

As far as I'm concerned, things are going well. - Bana kalırsa işler iyi gidiyor.

Tom always meddles in affairs that do not concern him. - Tom her zaman kendini ilgilendirmeyen işlere karışır.

iş
position

He occupies a prominent position in the firm. - O, firmada önemli bir konumu işgal eder.

The CEO's unwillingness to cooperate put us in a difficult position. - CEO'nun işbirliği yapma konusundaki isteksizliği bizi zor duruma soktu.

iş
situation

I've got a situation to deal with. - İlgilenecek bir işim var.

Do you think the situation will improve? - Sence işler iyiye gidecek mi?

iş
transaction

I must close this transaction within a week. - Bu işlemi bir hafta içinde kapatmalıyım.

Nowadays, cryptography is often used to make online communications and transactions more secure. - Günümüzde, kriptografi genellikle online iletişim ve işlemleri daha güvenli yapmak için kullanılır.

iş
duty

Your duty is to save your country from a foreign invasion. - Senin görevin ülkeni bir yabancı işgalinden kurtarmak.

It's your duty to finish the job. - İşi bitirmek sizin göreviniz.

iş
undertaking
iş
field

Computers have invaded every field. - Bilgisayarlar her yeri işgal etti.

iş
deed

He does one good deed every day. - O her gün bir sevap işler.

You have to turn words into deeds. - Sözleri işlere çevirmek zorundasın.

iş
act

Actions speak louder than words. - Söze bakılmaz, işe bakılır.

To all appearances, their actions haven't borne fruit. - Görünüşe bakılırsa, onların eylemleri işe yaramadı.

iş
shebang
iş
action

Actions speak louder than words. - Söze bakılmaz, işe bakılır.

Union members will vote today on whether to take industrial action. - Bugün sendika üyeleri iş yavaşlatma eylemi yapıp yapmayacaklarını oylayacak.

iş
matter

As a matter of fact, it is true. - İşin aslın bakarsan, o doğrudur.

Tom is not a lazy boy. As a matter of fact, he works hard. - Tom tembel bir çocuk değildir, İşin aslına bakarsanız, o çok çalışır.

iş
workpiece
iş
pursuit
iş
Labour
iş
avocation
işe almak
take on

You will have to take on someone to do this work. - Bu işi yapmak için birini işe almak zorunda kalacaksın.

işe girmek
get a job
işe yaramak
help
işe yaramak
do for sth
işe yaramaz
good for nothing
işe yaramaz
waste
işe yaramaz
pathetic
işe yaramaz
dud
işe yaramaz
hopeless
işe yaramaz
barren
işe yaramaz
airy
işe yarar
workable
işe yarar
subservient
iş
{i} place

It seems that certain operations cannot take place. - Belirli işlemler gerçekleşlmeyecek gibi görünüyor.

My brother is a well doer. He was just at the wrong place at the wrong time. - Erkek kardeşim iyi bir işyapandır. O sadece yanlış zamanda yanlış yerdeydi.

iş
biz
işe yarar
sneeze
Acele işe şeytan karışır
(Atasözü) More haste more wasteHaste makes waste More haste less speed
acele işe şaytan karışır
The Devil interferes with hurried work.If you hurry your work will turn out wrong
eli işe yatkın, becerikli, usta
hand, tend to work, skilled craftsmen
iş
activity

Tom is showing no signs of brain activity. - Tom hiçbir beyin aktivitesi işareti göstermiyor.

Tatoeba should not admit as collaborators those who only wish to denigrate its image and demean its activity. - Tatoeba, yalnızca imajını kötülemek ve faaliyetini aşağılamak isteyenleri işbirlikçi olarak kabul etmemeli.

iş
{i} calling

Tom doesn't like Mary calling him at work. - Tom, Mary'nin onu iş yerinde aramasından hoşlanmıyor.

I don't like my wife calling me at work. - Karımın beni iş yerinde aramasından hoşlanmam.

iş
of work
iş
the work
iş
{s} regulation

There need to be new regulations for export businesses. - İhracat işletmeleri için yeni düzenlemeler olmalı.

Regulations protect workers. - Düzenlemeler işçileri korur.

iş
buisness
işe gitmek
go to work
işe yaramaz
of no use

It's of no use to me. - Bu benim için bir işe yaramaz.

acele işe şeytan karışır
great haste makes waste
acele işe şeytan karışır
more haste less speed
acele işe şeytan karışır
haste makes waste
acele işe şeytan karışır
(Atasözü) Haste makes waste
acele işe şeytan karışır
great haste makes great waste
araya adam koyup işe girmek
get a job by push
başından büyük işe girişmek
to bite off more than one can chew
başından büyük işe girişmek
bite off more than one can chew
bir işe başlamak
break ground
bir işe başlamak
(Hukuk) (etkinliğe) to take up an activity
bir işe başlamak
(Hukuk) launch in
bir işe girişmek
engage in
bir işe yaramak
to be of service (to sb)
boyunda büyük işe kalkışmak
overreach oneself
boyundan büyük işe kalkışmak
overplay one's hand
büyük bir işe hazırlanmak
gird up one's loins
ciddi olarak işe koyulmak
get down to work
ciddiyetle bir işe girişmek
(Dilbilim) buckle down to
değerli ama işe yaramayan mülk
white elephant
düzenli bir işe girmek
get a regular job
eli işe yakışmaz
maladroit
eli işe yatkın
handy
eli işe yatmak
to be skilful
en son işe başlama tarihi
latest start date
eskisi kadar işe yaramaz
it has seen better days
gereksiz ve işe yaramayan tip
(Argo) good-for-naught
gereksiz ve işe yaramayan tip
(Argo) good-for-nothing
gereksiz ve işe yaramayan tip
(Argo) goof-off
her işe burnunu sokan
snoopy
her işe burnunu sokan kimse
snoop
her işe burnunu sokma
nosiness
her işe burnunu sokmak
to poke one's nose into everything
her işe koşan yardımcı
do-all
imkânsız işe girişmek
squere the circle
ince işe yatkın
natty
iş
handiwork
iş
job; things to do
iş
work , job
iş
way of behaving; course of action
iş
the important thing; the chief problem
iş
duty, job
iş
metier
iş
stint
التركية - التركية

تعريف işe في التركية التركية القاموس.

İŞE
(Osmanlı Dönemi) Câsus, hafiye
İŞE
(Osmanlı Dönemi) f. Orman, sık ağaçlık
işe alıştırma
oryantasyon
işe alıştırma eğitimi
oryantasyon
işe uygun
Yapılan işe elverişli, işe yarar
işe yarar
Becerikli, elverişli, işe uygun
iş
Emek, işçilik, ustalık. İşlem
acele işe şeytan karışır
(deyim) Düşünüp taşınmadan, çabuk davranılarak yapılan işten iyi sonuç beklenmemelidir; o iş ya yanlış ya da bozuk olur
iş
Herhangi bir maksatla kurulan düzen
iş
Kamu yararına yapılan işler
iş
Sanayi, ticaret, tarım, maliye vb. alanlara ilişkin ekonomik etkinliklerin bütünü
iş
Gizli sebep veya maksat
iş
Uğraş
iş
Geçim sağlamak için herhangi bir alanda yapılan çalışma, meslek: "Sonunda bir iş buldum."- S. F. Abasıyanık. İş yeri: "Kalk yavrum, işe geç kalacaksın."- S. F. Abasıyanık
iş
Nakış, örgü gibi elde yapılan şey
iş
Bir kimseye özgü olan görüş, anlayış
iş
Bir değer yaratan emek
iş
Bazı deyimlerde "yarar, çıkar" anlamında kullanılır
iş
Sorun, konu, mesele, maslahat
iş
Emek, işçilik, ustalık
iş
Nakış, örgü gibi elde yapılan şey: "Komşu kadın elindeki işini dizine bırakıp geline döndü."- M. Ş. Esendal
iş
İş yeri
iş
Bir sonuç elde etmek, herhangi bir şey ortaya koymak için güç harcayarak yapılan etkinlik, çalışma
iş
Bir sonuç elde etmek, herhangi bir şey ortaya koymak için güç harcayarak yapılan etkinlik, çalışma: "İş bittikten sonra denize karşı sigara içilir."- S. F. Abasıyanık
iş
Yapılan şey, davranış
iş
İşlem

İşlemeyen demir pas tutar. - İşleyen demir paslanmaz.

iş
Sorun, konu, mesele, maslahat: "Etrafın gülüşmeleri arasında iş anlaşıldı."- H. C. Yalçın
iş
Bir kuvvetin uygulanma noktasını hareket ettirirken harcadığı güç
iş
Herhangi bir maksatla kurulan düzen: "İşlerini bırakmışlar, dükkânlarını kapamışlar, akın akın şehri terk edip gidiyorlardı."- Y. K. Karaosmanoğlu
iş
Birinden istenen hizmet veya birine verilen görev: "Şimdi Mısır'a memuru olduğum bankanın bir işi için geldim."- Ö. Seyfettin
iş
Herhangi bir yere düzen verici, günlük yaşayışı sağlayıcı her türlü çalışma
iş
Geçim sağlamak için herhangi bir alanda yapılan çalışma, meslek
iş
Ticari anlaşma, alışveriş
iş
Gizli sebep veya maksat: "Çoktandır köylünün şurada burada yayıp gezeceği ehemmiyetli bir iş, bir keramet gösterememişti."- R. H. Karay
iş
Birinden istenen hizmet veya birine verilen görev
işe yaramaz
kaçırga
işe yaramaz
kurada
işe yaramaz
battal
işe yaramaz
amelimanda
işe yaramaz
avara
İş
(Osmanlı Dönemi) BÂB