Kendi sorunlarınızla yüzleşecek kadar büyümüşsünüzdür.
- You're grown up enough to face your own problems.
O, adeta, büyümüş bir bebek.
- He is, as it were, a grown up baby.
Çocuklar yetişkinler gibi davranmak isterler.
- Children want to act like grown-ups.
Çocuk bir yetişkine benziyordu.
- The boy looked like a grown-up.
Pirinç yağışlı bölgelerde yetiştirilir.
- Rice is grown in rainy regions.
Açık hava pazarları yerel çiftliklerde yetiştirilen gıdaları satar.
- Open-air markets sell food grown on local farms.
Bizim çocuklarımız olgun.
- Our children are grown.
Kardeşin yaşına göre çok olgun.
- Your brother's awfully grown-up for his age.
What one was a farm was grown with trees.