تعريف carry to في الإنجليزية التركية القاموس.
- için taşıma
Tom'un bavulunu onun için taşımak zorunda kaldım.
- I had to carry Tom's suitcase for him.
- carry
- taşımak
Silah taşımak hukuka aykırıdır.
- It's against the law to carry weapons.
O çantayı taşımak zorunda kaldı.
- He had to carry the bag.
- carry
- {f} getirmek
Sözlerinizi yerine getirmek için elinizden gelenin en iyisini yapmalısınız.
- You should do your best to carry out your promises.
- carry
- {i} menzil
- carry
- {f} nakletmek
- carry
- {f} kaldırmak
- carry
- (Askeri) TAŞIMAK: Bir sancak, fors vesaireyi tespit edilmiş bir şekle göre taşımak
- carry
- {f} 1. taşımak: Carry her on your back! Onu sırtında taşı! This truck can carry a load of twenty tons. Bu kamyon yirmi tonluk bir yük carry an amount forward (to) hesaptaki bir miktarı (başka sütuna/sayfaya/deftere) nakletmek
- carry
- elde
- carry
- {i} karadan yapılan kayık taşımacılığı
- carry
- götürmek
Tom'u yatağa götürmek zorunda kaldım.
- I had to carry Tom to bed.
Tom'u üst kata götürmek zorunda kaldım.
- I had to carry Tom upstairs.
- carry
- elde etmek
- carry
- üzerinde bulundurmak
- carry
- taşıma
Sonuna kadar görevi taşımalısın.
- You must carry the task through to the end.
Tom gezilerde çok bagaj taşımaz.
- Tom doesn't carry much luggage on trips.
- carry
- -e erişmek
- carry
- başarmak
- carry
- yanında taşımak
- carry
- üzerinde taşımak
- carry
- kaçırmak
- carry
- büyülemek
- carry
- tamamlamak
- carry
- iletmek
- carry
- (Ticaret) satmak
- carry
- üstlenmek
- carry
- getirip götürmek
- carry
- sürdürmek
- carry
- (Ticaret) sevk etmek
- carry
- {f} çekmek
- carry
- bulundurmak
- carry
- desteğini kazanmak
- carry
- geçirmek
- carry
- yardım etmek
Kutu o kadar ağırdı ki Tom Mary'nin onu eve götürmesine yardım etmek zorunda kaldı.
- The box was so heavy that Tom had to help Mary carry it home.
- carry
- erişmek
- carry
- ulaşmak
- carry
- bulaştırmak
- carry
- kabul edilmek
- carry
- desteklemek
- carry
- taşı
Çantayı taşımam için bana yardımcı oldu.
- He helped me to carry the bag.
Şu çantaları taşımaya yardım ettim.
- I helped carry those bags.
- carry
- içermek
- carry
- ağırlığını çekmek
- carry
- onaylamak
- carry
- {i} golfte topun vurulmadan önceki gidişi
- carry
- {f} çakmak
- carry
- {f} menzili olmak
- carry
- {f} satışa sunmak
- carry
- {f} sağlamak
- carry
- {f} taşıyıcılık yapmak
- carry
- taşıyıcı vazifesi görmek
- carry
- taşımak: Carry her on your back! Onu sırtında taşı! This truck can carry a load of twenty tons. Bu kamyon yirmi tonluk bir yük carry an amount forward (to) hesaptaki bir miktarı (başka sütuna/sayfaya/deftere) nakletmek
- carry
- atıcı veya fırlat
- carry
- {f} yayımlamak
- carry
- {f} başarı kazanmak
- carry
- zaptetmek
- carry
- {f} sevketmek
- carry
- götürtmek
- carry
- elde sayısı