There is an abundance of pictures in the book.
- Kitapta bir resim bolluğu var.
Warmer waters harm coral reefs and alter the distribution, abundance, and productivity of many marine species.
- Isıtıcı sular, mercan resiflerine zarar verir ve birçok deniz türünün verimini, bolluğunu ve üretkenliğini değiştirir.
It is lamentable to remember what abundance of noble blood hath been shed with small benefit to the Christian state. - Sir Walter Raleigh.
The United States is abundant in natural resources.
- Amerika Birleşik Devletleri'nin doğal kaynakları boldur.
There are abundant food supplies.
- Bol gıda malzemeleri var.
We have ample time to catch our train.
- Trenimizi yakalamak için bol zamanımız var.
Sami had ample time and ample opportunity to kill Layla.
- Sami'nin Leyla'yı öldürmek için bol zaman ve bol fırsatı vardı.
The original qipao was wide and loose.
- Orijinal qipao geniş ve boldu.
A buyers' market is a market in which goods are plentiful, buyers have a wide range of choices, and prices are low.
- Bir alıcı piyasası malların bol olduğu, alıcıların çok çeşitli seçimlere sahip olduğu, ve fiyatların düşük olduğu bir piyasadır.
Tom wore a long, loose-fitting coat.
- Tom uzun bol ceket giydi.
Tom likes to wear loose-fitting clothes.
- Tom bol giysiler giymeyi seviyor.
Tom is generous and kind.
- Tom eli bol ve naziktir.
The portions at that restaurant are generous.
- O restorandaki porsiyonlar bol.
I found the suites capacious, the sofas commodious, the sandwiches copious.
- Ben, suitleri ferah, kanapeleri geniş sandviçleri bol buldum.
Tom drinks copious amounts of alcohol.
- Tom bol miktarda alkol içer.
The rice we harvested is bountiful.
- Bizim biçtiğimiz pirinç boldur.
She is still full of energy.
- O hala bol enerji var.
The dress has a full skirt.
- Elbisenin bol bir eteği var.
We have a plentiful supply of water.
- Bol miktarda suyumuz var.
A buyers' market is a market in which goods are plentiful, buyers have a wide range of choices, and prices are low.
- Bir alıcı piyasası malların bol olduğu, alıcıların çok çeşitli seçimlere sahip olduğu, ve fiyatların düşük olduğu bir piyasadır.
We have had plenty of snow this year.
- Bu yıl bol karımız vardı.
We have had plenty of rain this year.
- Bu yıl bol yağmur vardı.
We have had plenty of snow this year.
- Bu yıl bol karımız vardı.
We have had plenty of rain this year.
- Bu yıl bol yağmur vardı.
He endowed the college with a large sum of money.
- O, üniversiteye bol miktarda para bağışladı.
Very large windows assure abundant natural daylight.
- Çok büyük pencereler bol doğal gün ışığı sağlar.
These jeans are baggy.
- Bu pantolon torba gibi bol.
Mary wore a long baggy T-shirt down to her knees.
- Mary dizlerine kadar uzanan uzun bol bir tişört giyiyordu.
I apologized profusely for my being late.
- Geç kaldığım için bolca özür diledim.
He apologized profusely.
- O bol bol özür diledi.