a chase, prosecution, act of following

listen to the pronunciation of a chase, prosecution, act of following
الإنجليزية - التركية

تعريف a chase, prosecution, act of following في الإنجليزية التركية القاموس.

pursuit
takip

Sami'nin, saldırganını takip etmesi boşunaydı. - Sami's pursuit of his attacker was in vain.

Kısa bir takipten sonra polis onu yakaladı. - After a short pursuit, the police caught him.

pursuit
{i} kovalama
pursuit
{i} kovalama, izleme, takip
pursuit
arayış

Servet arayışı beni ilgilendirmiyor. - The pursuit of wealth does not interest me.

pursuit
(Askeri) TAKİP: Ricat eden bir düşman kuvvete karşı taarruzi hareket. Bu hareket; ya tamamen direkt bir takip, ya da direkt takiple birlikte bir çevirme hareketi şeklinde olur. Bak. "direct pressure", "encircling maneuver" ve "exploitation"
pursuit
peşinden koşma
pursuit
{i} ilgi alanı
pursuit
elde etmeye uğraşma
pursuit
peşinde olma

Mutluluğun peşinde olmak mutluluğu engeller. - The very pursuit of happiness thwarts happiness.

pursuit
uğraş
pursuit
peşine düşme
pursuit
meşgale

O, kadınları anlamlı bir meşgale olmaktan daha ziyade tek kullanımlık zevk olarak görüyor. - He regards women as disposable pleasures rather than as meaningful pursuits.

pursuit
uğraş/takip
pursuit
{i} uğraşı
pursuit
{i} araştırma
pursuit
(isim) kovalama, takip, araştırma, uğraşı, meşguliyet, ilgi alanı, iş
pursuit
{i} uğraş, iş
pursuit
{i} peşinde olma, gerçekleştirmeye çalışma
pursuit
{i} meşguliyet
الإنجليزية - الإنجليزية
{n} pursuit
a chase, prosecution, act of following
المفضلات