çekmeler

listen to the pronunciation of çekmeler
التركية - الإنجليزية

تعريف çekmeler في التركية الإنجليزية القاموس.

çekme
draw

She was careful opening the drawer. - O, çekmeceyi açarken dikkatliydi.

Tom found the drawer empty. - Tom çekmeceyi boş buldu.

çekme
drawing

Sami liked drawing attention. - Sami dikkat çekmeyi severdi.

You're drawing attention to yourself. - İlgiyi kendine çekmek istiyorsun.

çekme
{i} pull

Tom couldn't bring himself to pull the trigger. - Tom tetiği çekmek için kendini ikna edemedi.

It's his job to pull the weeds in the garden. - Bahçedeki yabani otları çekmek onun işi.

çek
cheque

As soon as I received the cheque, I went to the bank. - Çeki alır almaz bankaya gittim.

Someone stole my wallet. I no longer have a cheque book or a credit card. - Birisi benim cüzdanımı çaldı. Artık bir çek defterim ya da bir kredi kartım yok.

çekme
towing
çekme
{i} hoist
çekme
{i} hitch
çek
drafting
çek
(Ticaret) check cheque
çek
draught
çek
(Otomotiv) non-return valve
çek
(Kanun) bill of exchange
çekme
(Askeri) extract instruction
çekme
contraction
çekme
(Gıda,Teknik) tensile
çekme
endurance
çekme
rolled
çekme
(Bilgisayar) suction
çekme
spinning
çekme
hoisting
çekme
stroking
çekme
{i} pluck
çekme
stretch
Çekme
{f} abduct
çek
pull

The two children pulled at the rope until it broke. - İki çocuk kopartıncaya kadar ipi çektiler.

He pulled his son by the ear. - O, oğlunun kulağını çekti.

çek
pull on
çek
{f} shrunk

Tom's new shirt shrunk when he washed it and now it doesn't fit. - Tom yeni gömleğini yıkadığında çekti ve şimdi uymuyor.

My jeans have shrunk. - Kot pantolonum çekti.

çek
suffer from

He used to suffer from stomach aches. - O, mide ağrılarından dolayı acı çekerdi.

It is a shameful fact that, while there are lands where people suffer from hunger, within Japan there are many households and restaurants where much food is thrown away. - İnsanların açlık çektiği yerler varken, Japonya'da birçok yiyeceğin atıldığı bir sürü meskenlerin ve restoranların olması yüz kızartıcı bir gerçektir.

çek
{f} shrinking
çek
drew

Madonna's concert drew a large audience. - Madonna'nın konseri büyük bir dinleyici çekti.

Taro drew 10,000 yen from the bank. - Taro bankadan 10.000 yen çekti.

çek
{f} haul
çek
draw away
çek
roll up

Roll up your right sleeve. - Sağ elbise kolunu yukarı çek.

çek
pop
çek
shrink back
çek
acquittance
çek
attract

Negative electrons attract positive electrons. - Negatif elektronlar pozitif elektronlar çekerler.

Jon is far more attractive than Tom. - Jon, Tom'dan çok daha çekicidir.

çek
{f} hauling
çekme
shrinking
çekme
extraction
çekme
wrench
çekme
drag

I'm not going to drag their luggage around. - Onların bagajını çekmeyeceğim.

I'm not going to drag their suitcases around. - Onların etraftaki valizlerini çekmeyeceğim.

çek
yank

Stop yanking my hair, it hurts! - Saçımı çekmeyi durdur, acıyor!

Tom yanked the plug from the wall. - Tom fişi duvardan çekti.

çek
of check
çek
cheques
çek
inflect

In that language, adjectives and nouns are inflected for gender. - O dilde, sıfatlar ve isimler cinsiyete göre çekilir.

çekme
taking of
Çek
(a) Czech
Çek
Czech, of the Czechs
Çek
{i} Czech

Prague is the capital of the Czech Republic. - Çek cumhuriyetinin başkenti Prag'dır.

The flag of the Czech Republic is almost the same as that of the Philippines. - Çek Cumhuriyeti'nin bayrağı Filipinler'inkiyle neredeyse aynıdır.

Çek
czechoslovak
çek
cheque, check
çek
written order from one party directing a bank to pay a specified amount of money to another party
çek
of the Czech Republic; of the former nation of Czechoslovakia
çek
native or resident of the Czech Republic; resident of the former nation of Czechoslovakia; check
çek
{i} check

I will pay for it by check. - Ben onu çek ile ödeyeceğim.

May I pay with a travelers' check? - Seyahat çekiyle ödeyebilir miyim?

çek
rollup
çek
lure

Layla lured Sami to her house. - Leyla, Sami'yi evine çekti.

Cheese often lures a mouse into a trap. - Peynir genellikle bir fareyi tuzağa çeker.

çek
pull#on
çek
pullon
çek
drawaway
çekme
haulage
çekme
haul
çekme
allurement
çekme
(akraba) throwback
çekme
sports chin-up
çekme
withdrawal
çekme
draught
çekme
(gemi vb.) towage
çekme
drawing; hauling, dragging, tugging
çekme
long-handled pruning hook
çekme
(clothing or footwear) made to be drawn on or pulled on
çekme
any stringed musical instrument played by plucking
çekme
traction
çekme
pull, draw, tug; endurance; extraction; shrinkage; drawer, till
çekme
drawer; till
çekme
attractively shaped, shapely (thing)
çekme
towaway
çekme
shrinkage
çekme
allure
çekme
pull out

When rain's fallen and the soil is moist, it becomes easier to pull out weeds. - Yağmur yağarsa ve toprak nemli olursa, otları çekmek daha kolay olur.

çekme
bearing
çekme
drift
çekme
pull off
çekme
soak
çekme
draft
التركية - التركية

تعريف çekmeler في التركية التركية القاموس.

ÇEK
(Osmanlı Dönemi) Çekoslovakya, Bohemya ahalisinden olan ve Çek'ce konuşan kavim ki, Osmanlı metinlerinde "çeh" diye geçer
Çek
Çek halkına özgü olan
Çek
Slavların batı kolundan olan bir ulus veya bu ulusun soyundan gelen kimse
Çekme
(Osmanlı Dönemi) MATL
çek
Bir kimsenin, bankadaki parasının dilediği kimseye ödenmesi için bankaya gönderdiği yazılı belge
çekme
Vücut bölümlerinin bükücü kas gücü ile bir direnci kendisine yaklaştırması
çekme
Masa, dolap gibi şeylerin dışarıya çekilen gözü, çekmece
çekme
Parmak veya mızrapla çalınan çalgı
çekme
Yüksekteki ince dalları çekip kesmeye yarar, ay biçiminde, uzun saplı, ağzı tırtıklı bıçak
çekme
Çekmek işi: "Siyah kehribar tespihini çekmeye başladı."- C. Uçuk
çekme
İş yaparken giyilen bir tür şalvar
çekme
Çekmek işi
çekme
Düzgün biçimli
çekme
Kızı zorla, isteği olmadan kaçırmak
çekme
Düzgün biçimli. Çekilerek giyilen veya kullanılan: "Erkekleri yandan lastikli çekme fotinden başkasını bilmiyorlardı."- R. H. Karay
çekme
Çekilerek giyilen veya kullanılan
çekme
Ağacın yapısındaki nem oranının azalması sonucu boyutlarının küçülmesi
çekme
Masa, dolap gibi şeylerin dışarıya çekilen gözü, çekmece: "Sonra çekmesinden pembe bir dosya çıkarıp önüne sürdü."- H. Taner