zararlı

listen to the pronunciation of zararlı
التركية - الإنجليزية
harmful

TV is harmful in that it keeps your mind in a passive state. - TV aklınızı pasif durumda tutması bakımından zararlıdır.

Some of the ingredients are harmful, especially if you are pregnant. - Maddelerin bazıları, özellikle eğer hamile iseniz, zararlıdır.

detrimental

Tom's stressful job is having a detrimental effect on his health. - Tom'un stresli işi sağlığı üzerinde zararlı bir etkiye sahiptir.

Indeed, computers are detrimental. - Gerçekten, bilgisayarlar zararlıdır.

injurious

The argument that smoking is injurious has become accepted. - Sigara içmenin zararlı olduğu iddiası kabul edildi.

mischievous
baneful
harmful, injurious, pernicious, detrimental, noxious
maleficent
derogatory
inimical
corruptive
pernicious
baleful
evil
pestilential
malefic
ill
noxious
insalubrious
noisome
hurtful
nocuous
pestilent
deleterious
harmfull
destructive
vicious
detriment

Indeed, computers are detrimental. - Gerçekten, bilgisayarlar zararlıdır.

Tom's stressful job is having a detrimental effect on his health. - Tom'un stresli işi sağlığı üzerinde zararlı bir etkiye sahiptir.

(Arılık) pest
fatal
uneconomic
damaging

Restrictive practices can be damaging for industries. - Sınırlayıcı uygulamalar sanayiler için zararlı olabilir.

This can be extremely damaging. - Bu son derece zararlı olabilir.

unhealthful
disadvantageous
hazardous
hazardous to
detrimental to
maleficia
unfavorable
{s} unwholesome
bad

Is eating between meals really bad for your health? - Öğünler arasında yemek yeme sağlığınız için gerçekten zararlı mıdır?

It goes without saying that smoking is bad for the health. - Sigara içmenin sağlık için zararlı olduğunu söylemeye gerek yok.

{s} prejudicial
{s} unhealthy
zarar
loss

I'm very sorry for your loss. - Zararın için çok üzgünüm.

The insurance company will compensate her for the loss. - Sigorta şirketi zarar için onu telafi edecek.

zarar
injury
zarar
{i} harm

It can harm your eyes to read in the sun's light. - Güneş ışığında okumak gözlerine zarar verebilir.

Some of the ingredients are harmful, especially if you are pregnant. - Maddelerin bazıları, özellikle eğer hamile iseniz, zararlıdır.

zarar
damage

The roof was damaged by the storm. - Çatı fırtınadan zarar görmüştü.

The flood did great damage to the crops. - Sel, ekinlere büyük zarar verdi.

zararlı bitki zehiri
pesticide
zararlı böcek
insect pest
zararlı etki
ill effect
zararlı hayvan
vermin
zararlı haşarat
insect pests
zararlı kimyasal maddeden arıtmak
decontaminate
zararlı kimyasal maddeler
(Hukuk) noxious chemical substances
zararlı madde
noxious substance
zararlı olmak
be derogatory
zararlı olmak
be injurious to
zararlı olmak
be destructive of
zararlı olmak
be a detriment to
zararlı ot
weed

These plants are resistant to weed killers. - Bu bitkiler zararlı ot ilaçlarına karşı dayanıklıdır.

zararlı ot ilacı
weed killer
zararlı çıkmak
to end up a loser
zararlı çıkmak
to end up suffering harm, injury, or detriment; to end up a loser; to come out of (something) a loser
zararlı öğreti
pestilence
zarar
{i} bad

Is eating fish every day bad for you? - Her gün balık yemek sizin için zararlı mı?

Drinking on an empty stomach is bad for your health. - Boş mideyle içki içmek sağlığa zararlıdır.

zarar
detriment

Indeed, computers are detrimental. - Gerçekten, bilgisayarlar zararlıdır.

If you eat a spoonful of sugar or a small piece of whole wheat bread, it seems that the bread would be less detrimental. - Bir kaşık şeker veya küçük bir parça tam buğday ekmeği yerseniz, ekmek daha az zararlı olacaktır.

zarar
{i} cost

The damage will cost us a lot of money. - Zarar bize çok paraya mal olacak.

zarar
impairment
zarar
mischief

Thoughtless speech may give rise to great mischief. - Düşüncesiz konuşma büyük zarara neden olabilir.

zarar
ravage

They ravaged the countryside, obliterating everything in their path. - Kırsal alana zarar verdiler, yollarında her şeyi bozuyorlardı..

zarar
{i} hurt

Come on, Joe. Just a glass of beer won't hurt. - Haydi, Joe. Sadece bir bardak bira zarar vermez.

Tom didn't intend to hurt Mary's feelings. - Tom Mary'nin duygularına zarar vermek niyetinde değildi.

zarar
injuries
potansiyel olarak zararlı
potentially harmful
zarar
red ink
zarar
deprediation
zarar
(Ticaret) deficiency
zarar
damages

They demanded damages from the driver. - Sürücüden zararları talep ettiler.

Alcohol damages the liver. - Alkol karaciğere zarar verir.

zarar
detrimentalness
zarar
disfavor
zarar
(Kanun) lesion
zarar
bane
zarar
injuriousness
zarar
wrong

A word spoken at the wrong time can do very much more harm than good. - Yanlış zamanda konuşulan bir söz iyilikten çok daha fazla zarar yapabilir.

I'm sorry I hurt you. Don't apologize. You didn't do anything wrong, Tom. - Ben size zarar verdiğim için üzgünüm. Özür dileme. Sen yanlış bir şey, yapmadım, Tom.

zarar
noxa
zarar
insalubriousness
zarar
(Tıp) chronic hazard
zarar
wastage
zarar
eviler
zarar
evilest
zarar
impair

Heavy smoking impaired his health. - Çok sigara içmek sağlığına zarar verdi.

zarar
devastation
zarar
prejudicial
zarar
pernicious
zarar
abuse
zarar
perniciousness
zarar
derogation
zarar
scathe
zarar
disadvantage
zarar
depredation
en zararlı
The most harmful
zarar
damage to
zarar
to harm
zarar
undermining

Lack of sleep was undermining her health. - Uyku eksikliği gizliden gizliye onun sağlığına zarar veriyordu.

zarar
do damage
amaca zararlı
counterproductive
entegre zararlı yönetimi
integratd pest management
iki tarafında zararlı çıktığı savaş
Cadmean victory
sağlığa zararlı
unwholesome
sağlığa zararlı
unhealthy
sağlığa zararlı
insanitary
sağlığa zararlı
insalubrious
sağlığa zararlı olmak
be a detriment to health
zarar
sacrifice
zarar
{i} evil
zarar
encroachment
zarar
{i} forfeit
zarar
{i} maleficence
zarar
havoc
zarar
disservice
zarar
damage, injury, detriment, harm
zarar
com. loss
zarar
wreckage
zarar
damage, harm, injury, detriment; loss
zarar
(Hukuk) damage, injury, loss, prejudice, derogation
zarar
prejudice
zarar
average
التركية - التركية
Zarar veren, zararı dokunan, dokuncalı, muzır, tahripkâr: "Daha fazla tafsilata girmeyi bugün zararlı gördüğüm için bu konuda susacağım."- B. Felek
Zarar veren, zararı dokunan, dokuncalı, muzır, tahripkâr
ZARAR
(Osmanlı Dönemi) Lüzumlu ve kıymetli bir şeyin eksilmesi veya kaybolması. Ziyan. Kayıp.(Zarar, birşeye dahil olan eksikliktir ki, hastalık veya körlük, topallık gibi sakatlık demektir. Nitekim anadan doğma a'maya ve pek zayıf hastaya darir denilir. Mühimmat ve levazım tedarikinden âciz olmak da bu mânadadır. Binaenaleyh zararlılar; dertli, sakat, âciz, özürlülerdir. Bunların gayrı olan gayr-i uli-z zarar ise, sahih, salim ve kadir olanlar demek olur. E.T.)
Zarar
ziyan
zarar
Bir şeyin, bir olayın yol açtığı çıkar kaybı veya olumsuz, kötü sonuç, dokunca, ziyan, mazarrat: "Aldığı günlerde iyi para getiren oteli zararla kapatmaya başlamışlar."- M. Ş. Esendal
zarar
Bir şeyin, bir olayın yol açtığı çıkar kaybı veya olumsuz, kötü sonuç, dokunca, ziyan, mazarrat
zararlı
المفضلات