yermek

listen to the pronunciation of yermek
التركية - الإنجليزية
vilify
evil
lampoon

It's easy to lampoon their ideas now, but they seemed quite reasonable at the time. - Şu an onların fikirlerini yermek kolay, fakat onlar o zaman epey haklı göründü.

burlesque
decry
lash
hack
disparage
to disapprove; to condemn
satirize
revile at smth
to satirize; to deride
slander
revile against smth
revile
to run down, point out the faults of, criticize, speak ill of
to criticize, to disparage, to run down, to decry; to satirize
criticize
denigrate
yer
location

Every year I find myself at a different location. - Her yıl kendimi farklı bir yerde buluyorum.

Show me the location of your camp on this map. - Bana bu haritada kampınızın yerini gösterin.

yer
place

You know many interesting places, don't you? - Çok enteresan yerler biliyorsun, değil mi?

Put yourself in my place. - Kendini benim yerime koy.

yer
floor

The police found some blood on the floor. - Polisler yerde biraz kan buldular.

It seems that the children will have to sleep on the floor. - Çocuklar yerde uyumak zorunda kalacaklar gibi.

yer
{i} ground

After the earthquake, people stared into the deep hole in the ground in surprise. - Depremin ardından, insanlar şaşkınlıkla yerdeki derin çukura baktılar.

I tripped over a stone and fell to the ground. - Bir taşa takıldım ve yere düştüm.

yer
spot

Tom got the key from its secret hiding spot and opened the door. - Tom gizli saklama yerinden anahtarı aldı ve kapıyı açtı.

What's your favorite vacation spot? - Favori tatil yerin nedir?

yer
{i} terrain

Situated on hilly terrain, the cathedral can be seen from a long distance. - Tepelik arazide yer alan katedral uzun bir mesafeden görülebilir.

yer
{i} stand

I can see the tower from where I stand. - Durduğum yerden kuleyi görebiliyorum.

Tom couldn't see the lake from where he was standing. - Tom durduğu yerden gölü göremiyordu.

yer
(Bilgisayar) to
yer
{i} quarter

I eat dinner at quarter past seven. - Yediyi çeyrek geçe akşam yemeğini yerim.

yer
{i} where

Where there's smoke there's fire. - Ateş olmayan yerden duman çıkmaz.

In Germany today, anti-violence rallies took place in several cities, including one near Hamburg where three Turks were killed in an arson attack on Monday. - Bugün Almanya'da, Pazartesi günü kundaklamada üç Türk'ün öldürüldüğü Hamburg'un yakınında bir yer de dahil birçok şehirde şiddet karşıtı mitingler gerçekleşti.

yer
yard
yer
employment
yer
terrane
yer
(Bilgisayar) in
yer
feature
yer
scar

She's out there somewhere alone and scared. - O orada bir yerde yalnız ve korkmuş.

The natives are scared of this place. - Yerliler buradan korkuyorlar.

yer
mark

Tom met Mary in a local flea market. - Tom yerel bit pazarında Mary'yle buluştu.

Is there anywhere I can go to find a flea market? - Herhangi bir yerde gidebileceğim bir bit pazarı var mı?

yer
subterranean
yer
{i} whereabouts

I don't know his whereabouts. - Onun bulunduğu yeri bilmiyorum.

Dan lied about his whereabouts. - Dan bulunduğu yer hakkında yalan söyledi.

yer
(Bilgisayar) topo
yer
party

We need to rent a room for our party. - Bizim parti için bir yer kiralamalıyız.

I'm really glad you decided to come to our party instead of staying at home. - Evde kalma yerine partimize gelmenize karar verdiğinize gerçekten memnun oldum.

yer
point

Tom pointed to where Mary was standing. - Tom Mary'nin durduğu yeri gösterdi.

His speech was to the point. - Onun konuşması tam yerindeydi.

yer
housing
yer
trace

The police looked everywhere and could find no trace of Tom. - Polis her yere baktı ve Tom'la ilgili hiçbir iz bulamadı.

This security system allows us to trace employees movements anywhere they go. - Bu güvenlik sistemi çalışanların hareketlerini gittikleri yerde izlemelerine izin verir.

yer
venture
yer
swatch
yer
facility
yer
(Havacılık) spool
yer
duty

I will do my duty to the best of my ability. - Görevimi yapabildiğim en iyi şekilde yerine getireceğim.

Come what may, we must do our duty. - Ne olursa olsun vazifemizi yerine getirmeliyiz.

yer
bin

I use a three-ring binder for all my subjects instead of a notebook for each one. - Her biri için bir dizüstü bilgisayar yerine bütün konularım için üç halkalı klasör kullanırım.

yer
residence
yer
(Askeri) catchall
yer
site

A visit to the city centre, listed as a UNESCO World Heritage Site, is a must. - Bir UNESCO Dünya Mirası Yeri olarak listelenen şehir merkezine bir ziyaret bir zorunluluktur.

This site is ideal for our house. - Bu yer bizim ev için idealdir.

yer
abode
yer
locality
yer
situs
yer
situation

If I were you, I would have done the same thing in such a difficult situation. - Yerinde olsam, böyle zor bir durumda aynı şeyi yaparım.

Why don't you actually consider your situation instead of just chancing it? - Sadece onu değiştirmek yerine, neden durumunu gerçekten düşünmüyorsun?

yer
seat

Tom got into the driver's seat and drove off. - Tom sürücünün yerine oturdu ve uzaklaştı.

I was ushered to my seat. - Beni yerime götürdüler.

yer
earth

In an earthquake, the ground can shake up and down, or back and forth. - Bir depremde, yer yukarı ve aşağı ya da geriye ve ileriye sallanabilir.

In the beginning God created the heaven and the earth. - Başlangıçta Tanrı göğü ve yeri yarattı.

yer
room

Is there any room to spare in your car? - Arabanızda ayıracak yer var mı?

You must make room for the television. - Televizyon için yer açmalısın.

yerme
satire
yerme
obloquy
yerme
disparagement
yerme
detraction
yer
the land
yer
placing
yer
{i} slot
yer
place of
Yer
(Tıp) locum
yermek
(for a pregnant woman) 1. to crave (a food). 2. to crave certain foods
yer
station

The station is situated in between the two towns. - İstasyon iki şehir arasında yer almaktadır.

Is her house anywhere near the station? - Onun evi istasyona yakın bir yerde mi?

yer
{i} glebe
yer
mother earth
yer
terrain, region, area
yer
area

This area was first settled by the Dutch more than two hundred years ago. - Bu araziye ilk olarak iki yüzyıldan uzun bir süre önce Hollandalılar tarafından yerleşildi.

All the seating areas are taken. - Tüm oturma yerleri tutulmuş.

yer
standing

Tom couldn't see the lake from where he was standing. - Tom durduğu yerden gölü göremiyordu.

Tom walked over to where Mary was standing. - Tom Mary'nin durduğu yere doğru yürüdü.

yer
{i} space

Tom was angry at Mary because she parked in his space. - Tom Mary'ye onun yerine park ettiği için kızgındı.

I had to leave out this problem for lack of space. - Yer yokluğu yüzünden bu sorunu atlamak zorunda kaldım.

yer
{i} POST

You must put up with your new post for the present. I'll find you a better place one of these days. - Şu an için yeni görevinize katlanmalısın. Sana bugünlerden birinde daha iyi bir yer bulacağım.

The post office is located in the center of the town. - Postane, şehrin merkezinde yer almaktadır.

yer
(Askeri) geolocation code file; standard specified geographic location file
yer
{i} ubiety
yer
{i} footing
yer
locale
yer
whence
yer
{i} locus
yer
platform
yer
place; location, spot, point; ground; floor; seat; space, room; situation, employment, duty; mark, scar, trace; earth
yer
floor: Bebek yerde emekliyor. The baby's crawling on the floor. Yerler halı kaplıydı. The floors were covered with rugs
yer
premises
yer
the earth, the ground: Yere düştü. He fell to the ground. Bütün parası yerde gömülü. All of his money is buried in the ground
yer
mark (left by something): yara yeri scar left by a wound
yer
place; spot; position; location: Kandilli fevkalade güzel bir yer. Kandilli is an extraordinarily beautiful place. Senin yerin burası. This is your place./This is where you're to be. Eğlence yeri değil burası; ciddi bir işyeri. This isn't a place you come to in order to amuse yourself; it's a place where business is transacted in a serious way. Yerimde olsaydın ne yapardın? If you'd been in my shoes what would you have done? Feramuz Paşa'nın tarihteki yeri pek önemli sayılamaz. Feramuz Pasha's place in history cannot be reckoned an important one. Bu evin yeri hoşuma gidiyor. I like this house's location. Ağrının yerini daha iyi tarif edemez misiniz? Can't you describe more clearly where the pain is?
yer
(a) seat; (a) room: Matine için iki yer ayırttım. I've reserved two seats for the matinée. Lokantada dört kişilik bir yer buldum. I found a table for four in the restaurant. Bu otelde boş yer yok. This hotel has no vacant rooms
yer
geo

Georgia is his native state. - Gürcistan onun yerli devletidir.

George III has been unfairly maligned by historians. - George III, tarihçiler tarafından haksız yere kötü muamele gördü.

yer
space, room: Otobüsün arka tarafında yer yok. There's no room in the back of the bus
yer
whither
yer
piece of land, piece of property: Kalamış'ta bir yer aldık. We bought a piece of property in Kalamış
yer
passage or part (of something written or spoken): Söylevimin bu yeri alkışlanmaya değer, değil mi? This part of my speech merits applause, doesn't it?
yer
place, position (of employment)
yer
ubiety; pew
yer
billet
yer
{i} position

All the players were in position. - Bütün oyuncular yerlerindeydi.

Put yourself in my position. - Kendini benim yerime koy.

yer
lampoon

It's easy to lampoon their ideas now, but they seemed quite reasonable at the time. - Şu an onların fikirlerini yermek kolay, fakat onlar o zaman epey haklı göründü.

yer
stead

If you can't come, send someone in your stead. - Eğer gelemiyorsan senin yerine birini gönder.

The president did not come, but sent the vice-president in his stead. - Başkan gelmedi ama, yerine başkan yardımcısını gönderdi.

yer
importance, place of importance: Bu maddenin sanayideki yeri yadsınamaz. It can't be denied that this material is of importance for industry
yer
terraneous
yer
the earth, the planet earth
yerme
{i} burlesque
yerme
{i} slander
yerme
vilify
yerme
{i} vilification
الإنجليزية - الإنجليزية

تعريف yermek في الإنجليزية الإنجليزية القاموس.

yer
yeah; yes
yer
you

'Still, yer got nice looks,' said Ella.

yer
your

'Make yer way down to the station,' he said.

yer
you're

Yer a lotta nosey parkers.

yer
Yer is used in written English to represent the word `you' when it is pronounced informally. I bloody told yer it would sell. your or you
yer
Ere; before
yer
pron. (Informal) your
yer
{e} ere; before (Archaic)
yer
Yer is used in written English to represent the word `your' when it is pronounced informally. Mister, can we 'elp to carry yer stuff in?
التركية - التركية
Alaylı bir dille kusurlarını söylemek, kusurlarını ortaya koymak, hicvetmek
Eleştirmek
Kötülüklerini söylemek, zemmetmek
Alaylı bir dille kusurlarını söylemek, kusurlarını ortaya koymak, hicvetmek: "Bir hikâyeciyi övebilmek için ötekilerini ulu orta yermeğe başladılar."- S. F. Abasıyanık
Beğenmemek, hoşlanmamak, tiksinmek
Yer
nokta
Yer
yan
Yer
(Osmanlı Dönemi) HAYYİZ
Yer
(Osmanlı Dönemi) MEVKİ'
Yer
(Osmanlı Dönemi) RİMM
Yer
(Hukuk) MAHAL
Yerme
kov
yermek
Aş ermek
yer
Bulunulan, yaşanılan, oturulan şehir, kasaba, mahalle
yer
(Osmanlı Dönemi) mekân
yer
Herhangi bir şeye, bir işe ayrılmış bölüm veya alan. İz. Üzerine yapı kurulmaya elverişli arazi, arsa
yer
Bir olayın geçtiği veya geçeceği bölüm, alan, mahal
yer
Sinema ve tiyatroda veya taşıtlarda oturulacak koltuk, sandalye: "Ön tarafta bir yer bulup oturunca kurnazlığına pek sevindi."- H. Taner
yer
Herhangi bir şeye, bir işe ayrılmış bölüm veya alan
yer
Üzerine yapı kurulmaya elverişli arazi, arsa
yer
Önem
yer
Bir şeyin, bir kimsenin kapladığı veya kaplayabileceği boşluk, mahal, mekân: "İzinsiz bir yere gitmek ne haddime?"- M. Ş. Esendal
yer
Gezinilen, ayakla basılan taban
yer
Yer yuvarı, yerküre, dünya
yer
Bulunulan, yaşanılan, oturulan şehir, kasaba, mahalle: "Anadolu'nun bazı yerlerinde eski bir kocakarı itikadı vardır."- R. N. Güntekin
yer
Bir şeyin, bir kimsenin kapladığı veya kaplayabileceği boşluk, mahal, mekân
yer
Durum, konum
yer
Ülke, bölge
yer
Durum, konum, vaziyet
yer
İz
yer
Durum, konum, vaziyet. Ülke, bölge
yer
Sinema ve tiyatroda veya taşıtlarda oturulacak koltuk, sandalye
yer
Gezinilen, ayakla basılan taban: "Ayıp bir şey gördü mü kulaklarına kadar kızarıyor, gözünü yerde bir noktaya dikip öylece kalakalıyordu."- H. Taner
yer
Görev, makam
yer
Görev, makam: "Askerden gelirse bakalım bir yere yerleştirebilecek miyiz?"- M. Ş. Esendal. Önem
yer
Ekime elverişli toprak parçası, arazi
yer
Otel, motel vb.nde kalınacak oda
yerme
Yermek işi, zem
yermek
المفضلات