His delay of coming here on time is due to a traffic accident.
- Onun zamanında buraya gelmesinin ertelenmesi bir trafik kazası yüzündendir.
The accident was due to the negligence of the caretaker.
- Kaza yönetici ihmali yüzündendi.
Because of the bad weather, he couldn't come.
- Kötü hava yüzünden, o gelemedi.
The mail is delayed because of the strike.
- Posta grev yüzünden ertelendi.
The dam burst owing to the heavy rain.
- Şiddetli yağmur yüzünden baraj taştı.
The dam burst owing to the heavy rain.
- Şiddetli yağmur yüzünden baraj kapakları patladı.
The forest fire occurred through carelessness.
- Orman yangını dikkatsizlik yüzünden oldu.
The mail is delayed because of the strike.
- Posta grev yüzünden ertelendi.
I couldn't come because of the rain.
- Yağmur yüzünden gelemedim.
I did it on account of you.
- Bunu senin yüzünden yaptım.
The football game was postponed on account of bad weather.
- Futbol oyunu kötü hava yüzünden ertelenmişti.
Linda was called back from college by her father's sudden illness.
- Linda, babasının ani hastalığı yüzünden üniversiteden geri çağrıldı.
Alice returned home early from work with a severe headache.
- Alice şiddetli bir baş ağrısı yüzünden işten eve erken döndü.
The forest fire occurred through carelessness.
- Orman yangını dikkatsizlik yüzünden oldu.
He fainted with hunger and fatigue, but came to after a while.
- O açlık ve yorgunluk yüzünden bayıldı, ancak bir süre sonra kendine geldi.
She looked after her sister, who was in bed with a bad cold.
- O, kötü bir soğuk algınlığı yüzünden yatakta olan kızkardeşine baktı.
The floor was strewn with party favors: torn noisemakers, crumpled party hats, and dirty Power Ranger plates.
- Yer partiden kalanlar yüzünden dağınıktı: Yırtık gürültüyapıcılar, kırışık parti şapkaları, ve kirli Power Ranger tabakları.
Tom is in bed with a fever.
- Tom ateş yüzünden yatakta.
She was disqualified from the race for two false starts.
- O, iki yanlış başlama yüzünden yarıştan diskalifiye edildi.
I had to leave out this problem for lack of space.
- Yer yokluğu yüzünden bu sorunu atlamak zorunda kaldım.
One hundred and fifty people entered the marathon race.
- Yüz elli kişi maraton yarışına girdi.
This is a three-star hotel; three hundred dollars a night.
- Burası üç yıldızlı bir oteldir; bir gece üç yüz dolardır.
I don't want to see your faces.
- Yüzlerinizi görmek istemiyorum.
I saw his face in the dim light.
- Onun yüzünü loş bir ışıkta gördüm.
Tom has bad eyes, so he always sits in the very front of the classroom.
- Tom'un kötü gözleri var bu yüzden o her zaman sınıfın çok önüne oturur.
The truth is in front of her face.
- Gerçek onun yüzünün önünde.
His facial expression was more sour than a lemon.
- Onun yüz ifadesi bir limondan daha fazla ekşiydi.
I have a facial boil. There's a painful lump at the back of one nostril.
- Bir yüz çıbanım var.Bir burun deliğinin arkasında acılı bir yumru var.
Ten, twenty, thirty, forty, fifty, sixty, seventy, eighty, ninety, one hundred.
- On, yirmi, otuz, kırk, elli, altmış, yetmiş, seksen, doksan, yüz.
One hundred, two hundred, three hundred, four hundred, five hundred, six hundred, seven hundred, eight hundred, nine hundred, one thousand.
- Yüz, iki yüz, üç yüz, dört yüz, beş yüz, altı yüz, yedi yüz, sekiz yüz, dokuz yüz, bin.
My brother got cheeky.
- Erkek kardeşim yüzsüzleşti.
Gluteus Maximus was one of the cheekiest Roman emperors.
- Gluteus Maximus, en yüzsüz Roma imparatorlarından biriydi.
Tom's facial features and mannerisms are very much like those of his father.
- Tom'un yüz hatları ve tavırları babasınına çok benzer.
He has really soft facial features.
- O gerçekten yumuşak yüz hatlarına sahip.
The most important figure of mathematics of the nineteenth century is, undoubtedly, Gauss.
- On dokuzuncu yüzyılın matematiğinin en önemli figürü kesinlikle, Gauss.
I figured Tom would mess up again.
- Tom'un tekrar yüzüne gözüne bulaştıracağını düşündüm.
Tom's facial features and mannerisms are very much like those of his father.
- Tom'un yüz hatları ve tavırları babasınına çok benzer.
He has really soft facial features.
- O gerçekten yumuşak yüz hatlarına sahip.
Life and death are two sides of the same coin.
- Yaşam ve ölüm aynı madalyonun iki yüzüdür.
No matter how flat you make a pancake, it always has two sides.
- Bir gözlemeyi ne kadar düz yaparsanız yapın, onun her zaman iki yüzü vardır.
Tom's face lost its passive visage and revealed his horror and disgust.
- Tom'un yüzü pasif görüntüsünü kaybetti ve korku ve nefretini açığa vurdu.
Would you mind if I swam in your pool?
- Havuzunuzda yüzebilir miyim?
Takuya swam naked as a jaybird.
- Takuya alakarga gibi çıplak yüzdü.
When can I swim here?
- Ne zaman burada yüzebilirim?
I don't know how to swim.
- Nasıl yüzeceğimi bilmiyorum.
He is the only American to have swum the English Channel.
- O, İngiliz Kanalında yüzmüş tek Amerikalı.
I haven't swum since last summer.
- Geçen yazdan beri yüzmedim.
Thousands of dead fish have been found floating in the lake.
- Gölde yüzen binlerce ölü balık bulundu.
A ball is floating down the river.
- Bir top nehirden aşağı doğru yüzüyordu.
There are two sides to every question.
- Her öykünün bir de diğer yüzü vardır.
Everyone is a moon, and has a dark side which he never shows to anybody.
- Herkes bir aydır, ve hiç kimseye göstermediği karanlık bir yüzü vardır.
It was such a hot day that we went swimming.
- Öylesine sıcak bir gündü ki yüzmeye gittik.
John is in the swimming club.
- John yüzme kulübündedir.
The two lovers sat face to face, drinking tea.
- İki âşık yüz yüze oturdular,çay içtiler.
They stood face to face.
- Onlar yüz yüze durdu.
Strictly speaking, Chinese consists of hundreds of dialects.
- Aslına bakarsan, Çinçe yüzlerce lehçeden oluşur.
The substance is light enough to float on the water.
- Bu nesne su üzerinde yüzmek için yeterince hafif.
The boat was broken by the floating ice.
- Tekne yüzen bir buz tarafından parçalandı.
Eugenia shared with us her favorite oils for cleaning the face and protecting the skin.
- Eugenia yüzü temizlemek ve cildi korumak için en sevdiği yağları bizimle paylaştı.
The floor was strewn with party favors: torn noisemakers, crumpled party hats, and dirty Power Ranger plates.
- Yer partiden kalanlar yüzünden dağınıktı: Yırtık gürültüyapıcılar, kırışık parti şapkaları, ve kirli Power Ranger tabakları.