yükseltme

listen to the pronunciation of yükseltme
التركية - الإنجليزية
elevation
lift
(Askeri) amplification
exaltation
superelevation
promotion
boost
aggrandizement
raising, lifting; increasing
upgrade

We will have to upgrade our servers. - Biz sunucularımızı yükseltmek zorunda kalacağız.

To upgrade the firmware, you must go to the download page and download the latest version. - Yazılımını yükseltmek için indirme sayfasına gitmelisin ve en son sürümü indirmelisin.

strengthening
swelling
{i} uplift
lifting
elevator
(Bilgisayar) do not upgrade
increasing
escalation
heightening
extension
uptake
hoist
{i} uprising
upscaling
yükseltmek
enhance
yükseltmek
raise

The landlord says he wants to raise the rent. - Ev sahibi kirayı yükseltmek istediğini söylüyor.

They started a drive to raise a charity fund. - Yardım fonunu yükseltmek için bir araba gezintisine başladılar.

yükseltmek
escalate
yükseltmek
elevate
yükseltmek
lift
yükseltmek
{f} increase

What can we do to increase our profits? - Kârlarımızı yükseltmek için ne yapabiliriz?

sesi yükseltme
amplification
yüksel
{f} rose

Today, the temperature rose as high as 30 degrees Celsius. - Bugün ısı 30 santigrat dereceye kadar yükseldi.

The yen rose to the dollar. - Yen dolar karşısında yükseldi.

yüksel
went up

The balloon went up in the sky. - Balon gökyüzüne doğru yükseliyor.

A cheer went up from the audience. - Seyircilerden bir tezahürat yükseldi.

yükseltmek
lift up
yükseltmek
{f} advance
yükseltmek
exalt
yükseltmek
step up
yüksel
rise

Prices continued to rise. - Fiyatlar yükselmeye devam etti.

Prices will continue to rise. - Fiyatlar yükselmeye devam ediyor.

gizlilik derecesini yükseltme
(Askeri) upgrade
yüksel
tall

The tree was so tall that it towered over the garden wall. - Ağaç o kadar yüksekti ki bahçe duvarının üzerinde yükseldi.

yükseltmek
fuel
yükseltmek
put up
yükseltmek
(deyim) whack up
yükseltmek
make high
yükseltmek
raised
yükseltmek
bring up
yükseltmek
amplify
yüksel
{f} towering
yüksel
{f} buoy
yüksel
go up

Prices are about to go up again. - Fiyatlar tekrar yükselmek üzere.

Every time cigarettes go up in price, many people try to give up smoking. - Her zaman sigara fiyatları yükseliyor, çok sayıda insan sigara içmeyi bırakmaya çalışıyor.

yüksel
gone up

The cost of living has gone up. - Yaşamanın maliyeti yükseldi.

The average temperature has gone up. - Ortalama sıcaklık yükseldi.

yüksel
{f} risen

Dear Brothers and Sisters, Jesus Christ is risen! Love has triumphed over hatred, life has conquered death, light has dispelled the darkness! - Sevgili kardeşlerim, Hazreti İsa yükseldi! Sevgi nefret üzerinde zafer kazandı, hayat ölümü ele geçirdi, ışık karanlığı dağıttı.

The river's water level has risen. - Nehrin su seviyesi yükseldi.

yüksel
{f} rising

In September, 1929, stock prices stopped rising. - Eylül 1929 da, hisse senedi fiyatları yükselişini durdurdu.

The rising sun seen from the top was beautiful. - Tepeden görülen yükselen güneş güzeldi.

yüksel
{f} tower

The tower rose up against the blue sky. - Kule mavi gökyüzüne doğru yükseldi.

The tree was so tall that it towered over the garden wall. - Ağaç o kadar yüksekti ki bahçe duvarının üzerinde yükseldi.

yüksel
got high
yüksel
get high

As global warming increases, sea levels get higher and higher. - Küresel ısınma artarken deniz seviyesi gittikçe yükseliyor.

yükseltmek
hoist
yükseltmek
bump sth up
yükseltmek
train on
yükseltmek
hist
yükseltmek
up
yükseltmek
heighten
yükseltmek
{f} rise
yükseltmek
{f} promote

His job is to promote sales. - Onun işi satışları yükseltmektir.

yükseltmek
highten
Yüksel
(isim) Be lofty, be noble
Yükseltmek
upgrade

We will have to upgrade our servers. - Biz sunucularımızı yükseltmek zorunda kalacağız.

To upgrade the firmware, you must go to the download page and download the latest version. - Yazılımını yükseltmek için indirme sayfasına gitmelisin ve en son sürümü indirmelisin.

ahlâkını yükseltme
edification
arazi yükseltme
landfill
azizlik mertebesine yükseltme
canonization
bilinç yükseltme
consciousness raising
değerini yükseltme
revaluation
ses yükseltme
volume
vites yükseltme
(Otomotiv) up shifting
yükseltmek
rear
yükseltmek
hike up
yükseltmek
{f} upheave
yükseltmek
set up
yükseltmek
run up
yükseltmek
{f} jack
yükseltmek
to raise, elevate, increase the height of (something), make (something) higher: Binayı bir kat yükseltmeye karar verdiler. They decided to make the building one story higher
yükseltmek
strengthen
yükseltmek
(Elektrik) to amplify
yükseltmek
send up
yükseltmek
glorify

To raise one's name in later generations and thereby glorify one's parents, this is the greatest expression of filial piety. - Birinin adını daha sonraki kuşaklarda yükseltmek ve böylece birinin ebeveynlerini övmek, bu anne babaya saygının en büyük ifadesidir.

yükseltmek
ennoble
yükseltmek
to promote, raise (someone) to (a higher rank)
yükseltmek
drive up
yükseltmek
get up
yükseltmek
to exalt the dignity, worth, or ability of
yükseltmek
mark up
yükseltmek
to raise (a number) to (a higher power): Beşi onuncu kuvvete yükselt. Raise five to the tenth power
yükseltmek
boost
yükseltmek
bump up
yükseltmek
to raise, increase: Sesini yükseltti. He raised his voice. Gazetenin fiyatını yükselttiler. They've raised the price of the newspaper
yükseltmek
to raise, to lift up, to hoist; to boost, to increase, to bump sth up; to elevate, to exalt; to promote, to advance; to amplify
yükseltmek
{f} jack up
yükseltmek
louden
yükseltmek
to turn up, increase (the sound of) (a radio, television, etc.): Radyonun sesini yükseltti. He turned up the radio
yükseltmek
swell out
yükseltmek
scale up
yükseltmek
sublime
yükseltmek
promote , raise
yükseltmek
(Hukuk) promote, step up
yükseltmek
{f} uplift
yükseltmek
swell up
التركية - التركية
Yükseltmek işi
(Osmanlı Dönemi) TESEYYÜD
(Osmanlı Dönemi) İNŞAZ
terfi
(Osmanlı Dönemi) TA'LİYE
Yükseltmek
arttırmak
Yükseltmek
(Osmanlı Dönemi) ZEFR
Yükseltmek
(Osmanlı Dönemi) İSMA
Yükseltmek
(Osmanlı Dönemi) ŞÜGUR
Yükseltmek
kaldırmak
Yükseltmek
(Osmanlı Dönemi) MAHR
yükseltmek
Yüksek bir düzeye getirmek, geliştirmek
yükseltmek
Değerini olduğundan daha çok göstermek
yükseltmek
Yükseğe çıkarmak, yukarı kaldırmak
yükseltmek
Aşama ve mevki bakımından daha yüksek duruma getirmek
yükseltmek
Bir sayıyı kendisiyle birkaç kez çarpmak
yükseltmek
Yüksek bir düzeye getirmek, geliştirmek: "Bunlar memleketin edebiyat tarihinde beni yavaş yavaş yükselten birer basamak."- H. E. Adıvar
yükseltmek
Güçlendirmek, şiddetlendirmek
yükseltme
المفضلات