We live many miles distant from each other.
- Biz birbirimizden kilometrelerce uzakta yaşıyoruz.
On cloudy days, you can hear distant sounds better than in clear weather.
- Bulutlu günlerde, uzaktaki sesleri açık havadakilerden daha iyi duyarsın.
I am inconvenienced when my wife is away.
- Karım uzaktayken zor durumdaydım.
I went all the way to see her only to find her away from home.
- Bütün yolu sadece onun evden uzakta olduğunu anlamak için yürüdüm.
We saw a light far away.
- Biz uzakta bir ışık gördük.
I saw a light far away.
- Ben uzakta bir ışık gördüm.
With his mother out of the way, Duke was able to proceed with his plan to embezzle the money from the company.
- Yoldan uzakta bulunan annesi ile birlikte, Duke şirketinden zimmetine para geçirme planına devam edebildi.
Please store in a cool and dry place, out of direct sunlight.
- Lütfen doğrudan güneş ışığından uzakta, serin ve kuru bir yerde saklayın.
On a clear day, we can see Mt. Fuji in the distance.
- Hava açıkken Fuji dağını uzaktan görebiliriz.
On cloudy days, you can hear distant sounds better than in clear weather.
- Bulutlu günlerde, uzaktaki sesleri açık havadakilerden daha iyi duyarsın.
The traveler saw a light from afar and rejoiced.
- Gezgin uzaktan bir ışık gördü ve sevindi.
If you look from afar, most things will look nice.
- Uzaktan bakıldığında pek çok şey hoş görünecektir.
Tom's office is three miles from where he lives.
- Tom'un ofisi yaşadığı yerden üç mil uzakta.
Tom lived just off Route 19.
- Tom Rota 19'dan uzakta yaşadı.
How far is it to the station?
- İstasyona ne kadar uzakta?
Tom was living rent-free in a small house not too far from us.
- Tom bizden uzakta olmayan kirasız küçük bir evde yaşıyordu.
These pictures look better at a distance.
- Bu resimler uzakta daha iyi görünüyor.
You should watch television at a distance.
- Televizyonu uzaktan izlemelisiniz.
There is a place not far off from here where we can use the phone.
- Telefon kullanabileceğimiz buradan uzakta olmayan bir yer var.
We can see things in the distance using a telescope.
- Bir teleskop kullanarak uzaktaki şeyleri görebiliriz.
She heard a dog barking in the distance.
- O, uzakta bir köpek havlaması duydu.
Where's the remote control for the TV?
- TV için uzaktan kumanda nerede?
Tom clicked a button on his remote, but nothing happened.
- Tom uzaktan kumandasının üstünde bir düğmeye bastı ama hiçbir şey olmadı.
Tom needs to find an apartment not too far from where he works.
- Tom çalıştığı yerden çok uzakta olmayan bir daire bulmalı.
For many books, the covers are too far apart.
- Birçok kitap için, kapaklar çok uzaktadır.
With his mother out of the way, Duke was able to proceed with his plan to embezzle the money from the company.
- Yoldan uzakta bulunan annesi ile birlikte, Duke şirketinden zimmetine para geçirme planına devam edebildi.
He lives a long way away.
- O çok uzakta yaşıyor.
Education in distance.
Tom is distantly related to Mary.
- Tom Mary ile uzaktan ilgilidir.
We can see distant objects with a telescope.
- Bir teleskopla uzak nesneleri görebiliriz.
She was born in a remote village in Nepal.
- O, Nepal'de uzak bir köyde doğdu.
The activists were last seen in a remote, forested corner of Brazil.
- Aktivistler en son Brezilya'nın uzak, ormanlık bir köşesinde görüldüler.
How far away is the airport?
- Havaalanı ne kadar uzak?
An apple a day keeps the doctor away.
- Her gün bir elma, doktoru uzak tutar.
To take something too far.
- Bir şey alamayacak kadar çok uzak.
He is far from perfect.
- O mükemmel olmaktan uzaktır.
He always stands off when people are enthusiastic.
- İnsanlar çoşkuluyken, o her zaman uzak durur.
Other people are always off the point.
- Diğer insanlar her zaman konudan uzaklar.
Tom wanted to get as far away from Mary as he could.
- Tom elinden geldiği kadar Mary'den uzaklara gitmek istedi.
It is not far away from the hotel.
- O, otelden çok uzakta değildir.
Christmas isn't far off now.
- Noel artık uzak değil.
There is a place not far off from here where we can use the phone.
- Telefon kullanabileceğimiz buradan uzakta olmayan bir yer var.
Tom and Mary are growing further and further apart.
- Tom ve Mary gittikçe birbirlerinden uzaklaşıyorlar.
Tom found Mary an apartment not too far from where she works.
- Tom, Mary'ye çalıştığı yerden çok uzak olmayan bir daire buldu.
Books can transport you to faraway lands, both real and imagined.
- Kitaplar sizi hem gerçek hem de hayali uzak memleketlere götürebilir.
As I recall, Tom's house is a little farther in from the main road.
- Hatırladığım kadarıyla, Tom'un evi ana yoldan biraz daha uzak.
Luna is close by. Mars is much farther away.
- Ay yakındır. Mars çok daha uzaktır.
Try to stay out of trouble.
- Beladan uzak kalmaya çalışın.
He hid his dictionary out of sight.
- O, gözden uzak bir yere sözlüğünü sakladı.
The islet resembled a tortoise from afar.
- Adacık uzaktan bir kaplumbağaya benziyordu.
I had already spotted him from afar.
- Onu zaten uzaktan görmüştüm.
It's very unlikely Tom knows how to play mahjong.
- Tom'un Çin dominosu oynamayı bildiği çok uzak ihtimal.
It's highly unlikely that our taxes will be lowered.
- Vergilerimizin düşürülmesi uzak ihtimal.
Emergency exits must be kept free of blockages for public safety.
- Acil çıkış yolları, kamu güvenliği için tıkanıklıklardan uzak tutulmalıdır.
You must keep this machine free from dust.
- Bu makineyi tozdan uzak tutmalısınız.
Nobody ever comes to see us in this out-of-the-way village.
- Bu uzak köyde hiç kimse asla bizi görmeye gelmez.
Fadil's job kept him removed from the outside world.
- Fadıl'ın görevi onu dış dünyadan uzak tuttu.
The invention of the telephone made it possible to communicate with people far away.
- Telefonun icadı, uzak mesafelerdeki insanlarla haberleşmeyi mümkün hale getirdi.
You should watch television at a distance.
- Televizyonu uzaktan izlemelisiniz.
It is not far away from the hotel.
- O, otelden çok uzakta değildir.
Tom is too far away to hear us.
- Tom bizi duyamayacak kadar çok uzakta.
He always stands aloof from the masses.
- O her zaman kitlelerden uzak duruyor.
Seen at a distance, the rock looked like a human face.
- Uzaktan bakıldığında, kaya, bir insan yüzü gibi görünüyordu.
Seen at a distance, the rock looks like a squatting human figure.
- Uzaktan bakıldığında, kaya, çömelen bir insan figürüne benziyor.
Keep out of the way, please.
- Yoldan uzak durun, lütfen.
With his mother out of the way, Duke was able to proceed with his plan to embezzle the money from the company.
- Yoldan uzakta bulunan annesi ile birlikte, Duke şirketinden zimmetine para geçirme planına devam edebildi.
Tom got back in his car and drove away.
- Tom arabasına döndü ve uzaklaştı.
He returned back home after being away for ten months.
- On ay uzak kaldıktan sonra eve geri döndü.
Please store in a cool and dry place, out of direct sunlight.
- Lütfen doğrudan güneş ışığından uzakta, serin ve kuru bir yerde saklayın.
You're wide of the mark.
- Sizin tahmin hedeften uzak.
Fadil's job kept him removed from the outside world.
- Fadıl'ın görevi onu dış dünyadan uzak tuttu.
The injured were removed from the scene.
- Yaralı, olay yerinden uzaklaştırıldı.