umutsuz

listen to the pronunciation of umutsuz
التركية - الإنجليزية
desperate

Tom wanted desperately to believe what Mary said was true. - Tom Mary'nin söylediğinin gerçek olduğuna umutsuzca inanmak istedi.

Suicide is a desperate act. - İntihar umutsuz bir eylemdir.

hopeless

It's all so hopeless. - Onun hepsi çok umutsuz.

Tell them this is hopeless. - Onlara bunun umutsuz olduğunu söyle.

despondent
abject
desperateness
desponding
bleak

Despite concerted effort by the government and private actors, the language's future is bleak. - Hükümet ve özel aktörlerin çok güçlü çabalarına rağmen dilin geleceği umutsuzdur.

hopeless, desperate, despondent ümitsiz
dead end
despairing
bereft of hope
past hope
remediless
heavy hearted
futureless
blue
moody
Umut
(isim) Hope

Your students have given us new hope. - Öğrencileriniz bize yeni umut verdi.

While there is life, there is hope. - Yaşam olduğu sürece umut da olacaktır.

umutsuz girişim
nonstarter
umutsuz olmak
despair of
umutsuz aşk
hopeless love
umutsuz biçimde
hopelessly
umutsuz durum
(Argo) basket case
umutsuz duruma gelmek
(deyim) be at a dead end
umutsuz görünmek
(deyim) look bad
umutsuz kimse
desperado
umut
wish
umut
{i} expectation

I had great expectations for Tom. - Tom için büyük umutlarım vardı.

umut
hopeful

I feel hopeful about the future. - Gelecekle ilgili umutlu hissediyorum.

There are numerous reasons to be hopeful. - Umutlu olmak için çok sayıda sebep var.

umut
{i} trust
umut
{i} expectancy
umut
esperance
umut
prospect

The prospects aren't very bright. - Umutlar çok parlak değil.

They were sanguine about the company's prospects. - Onlar şirketin umutları hakkında iyimserdi.

umut
promise
'auszihtslo:s çaresiz, umutsuz
'Auszihtslo: 's helpless, hopeless
umut
out of hope
umut
hope that
umut
to hope

To hope is better than to despair. - Umutlanmak umutsuzluktan iyidir.

I guess it was too much to hope for. - Sanırım bu umut etmek için çok fazlaydı.

umut
expectance
umut
hope; expectation
التركية - التركية
Düzeleceği veya iyileşeceği sanılmayan, ümitsiz
Umudu olmayan, hiç umudu kalmayan, ümitsiz, nevmit: "Pamuk tarlaları kavrulmuş, çocuklar hasta, kadınlar güçsüz, erler umutsuzdu."- N. Araz
Umudu olmayan, hiç umudu kalmayan, ümitsiz, nevmit
ümitsiz
umut
Ummaktan doğan güven duygusu, ümit
umut
Bu duyguyu veren kimse veya şey: "Bir tek umut, bir avuç askerde ve Mustafa Kemal denen bir isimdedir."- F. R. Atay
umut
Ummaktan doğan güven duygusu, ümit: "Bu umudum, şimdi yavaş yavaş ölüyor."- H. E. Adıvar
umut
Bu duyguyu veren kimse veya şey
umutsuz
المفضلات