uğraş

listen to the pronunciation of uğraş
التركية - الإنجليزية
{i} occupation
deal

I have no time to deal with you. - Sizinle uğraşacak vaktim yok.

Tom is hard to deal with. - Tom'la uğraşmak zordur.

engagement
employment
struggle

I struggled for a few months. - Birkaç ay boyunca uğraştım.

We struggled with it for a while. - Bir süre için onunla uğraştık.

avocation
profession, occupation, pursuit; struggle, fight
occupation, work
endeavour [Brit.]
profession

I love dealing with professionals. - Profesyonellerle uğraşmayı seviyorum.

exertion
wrestle
(Hukuk) (iş veya mesleği kapsar) occupation
tug
resource
endeavor

I wish you the best of luck in your next endeavor. - Bir sonraki uğraşında sana iyi şanslar diliyorum.

striving, struggle, endeavor, strong and determined effort or exertion
toil
strove
fight
career
{f} striven
{f} dealing

We're dealing with that problem. - O sorunla uğraşıyoruz.

I'm not used to dealing with people like Tom. - Tom gibi insanlarla uğraşmaya alışkın değilim.

pastime

In my opinion, Tatoeba is a pleasant and instructive pastime. - Bence Tatoeba hoş ve eğitici bir uğraştır.

cope
attend to

I have other things to attend to. - Uğraşacağım başka şeylerim var.

dealt

Have you ever dealt with a problem like this? - Sen hiç böyle bir sorunla uğraştın mı?

That's how we dealt with it. - O, bizim onunla nasıl uğraştığımızdır.

cope with
struggle on
{f} striving
deal with

Such a problem is hard to deal with. - Böyle bir sorun ile uğraşmak zordur.

Cancer patients often have to deal with debilitating bouts of nausea. - Kanser hastaları sıklıkla bulantı nöbetlerini azaltmakla uğraşmak zorundadır.

pursuit
strive
dealt with
{i} endeavour
uğraşlar
deals
boşuna uğraş
Sisyphean task
boşuna uğraş
Sisyphean labor
profesyonel uğraş
(Hukuk) (lar) professional occupation
التركية - التركية
uğraş
المفضلات