uçma

listen to the pronunciation of uçma
التركية - الإنجليزية
{i} flying

I prefer traveling by train to flying. - Trenle seyahat etmeyi uçmaya tercih ederim.

Human beings succeeded in flying into space. - İnsanoğlu uzaya uçmayı başardı.

fly

Human beings succeeded in flying into space. - İnsanoğlu uzaya uçmayı başardı.

If I had wings to fly, I would have gone to save her. - Uçmak için kanatlarım olsaydı, onu kurtarmaya giderdim.

volatilization
flight

I'd like to take a 9:30 flight. - 9:30 uçağı ile uçmak istiyorum.

wing

No bird soars too high if he soars with his own wings. - Hiçbir kuş gereğinden çok yükseğe uçmaz, eğer ki kendi kanatlarıyla uçuyorsa.

I wish I had wings to fly. - Keşke uçmak için kanatlarım olsa.

freak out
high

No bird soars too high if he soars with his own wings. - Hiçbir kuş gereğinden çok yükseğe uçmaz, eğer ki kendi kanatlarıyla uçuyorsa.

getting high
(uyuşturucu ile) trip
freak-out
uç
{i} point

You should never aim a laser pointer at an airplane or helicopter. - Bir uçağa ya da helikoptere asla bir lazer işaretleyici doğrultmamalısın.

He uses a pencil with a fine point. - O güzel uçlu bir kurşun kalem kullanır.

uç
end

Tom and Mary sat at opposite ends of the couch. - Tom ve Mary koltuğun zıt uçlarında oturdular.

NASA says three of 22 space missions that carried generators similar to Galileo's ended in accidents. - NASA Galileo'nunkine benzeyen jeneratörler taşıyan 22 uzay uçuşunun üçünün kazayla sonuçlandığını söylüyor.

uç
{i} tip

Tom tiptoed into the room. - Tom parmak uçlarına basarak odaya girdi.

Tom quietly tiptoed out of the room. - Tom, parmak uçlarında yürüyerek sessizce odadan çıktı.

uç
edge

He stood on the edge of the cliff. - O, uçurumun kenarında durdu.

Tom pushed Mary off the edge of the cliff. - Tom Mary'yi uçurumun kenarından itti.

uçma tüyü
pen feather
planör ile uçma
glide
uçmak
fly

It will cost 500 dollars to fly to Paris. - Paris'e uçmak 500 dolara mal olacak.

I want to fly above the clouds. - Ben bulutların üzerinde uçmak istiyorum.

uç
extreme

He fell from one extreme to the other. - O bir uçtan diğerine düştü.

Fadil went to extremes to cover up his greed. - Fadıl açgözlülüğünü örtmek için uçlara gitti.

uç
bit

Our flying time tonight will be just under 6 hours, but I'll see if I can speed things up a bit. - Bu gece uçuş saatimiz 6 saatin altında olacak, ancak bazı şeyleri biraz hızlandırabilip hızlandıramayacağımızı göreceğiz.

uç
coast

The plane rose sharply before leveling off as it left the coast. - Uçak sahilden ayrılırken düz uçuşa geçmeden önce hızla yükseldi.

uç
{i} top
uç
{s} peak
planör ile uçma
gliding
uç
closing
uç
{i} pole
uç
lip
uç
{f} fly

Can you teach me how to fly? - Bana nasıl uçacağımı öğretebilir misin?

Bats usually fly in the dark. - Yarasalar genelde karanlıkta uçar.

uçmak
{f} fade
uçmak
evaporate
uçmak
disappear
uç
(Gıda,Teknik) nozzle
uç
(Dilbilim) margin
uç
(Biyokimya) ultimate

His Noodliness, the Flying Spaghetti Monster is the ultimate truth in the universe. - Onun Noodliness'i, Uçan Spagetti Canavarı evrende nihai gerçektir.

uç
lead

Tom wanted a pencil with a softer lead. - Tom daha yumuşak uçlu bir kurşun kalem istedi.

uç
(Otomotiv) pin

It was so quiet you could hear a pin drop. - O kadar sessizdi ki sinek uçsa duyabilirdın.

You could hear a pin drop. - Sinek uçsa duyabilirsin.

uç
extremal
uç
(Argo) hardcore
uç
nose
uç
terminus
uç
tail end
uç
(Denizbilim) boundry
uç
pen-nib
uç
(İnşaat) blade
uç
(Askeri) point bar
uçmak
hurtle
uçmak
go off the wall
uçmak
trip

It takes eight hours to fly from Zurich to Boston, but only six for the return trip. - Zürih'ten Boston'a uçmak sekiz saat sürer, ancak dönüş için sadece altı.

uçmak
blow
uçmak
flight

I'd like to take a 9:30 flight. - 9:30 uçağı ile uçmak istiyorum.

uç
summit
uç
nib
uç
{i} butt

Brilliant butterflies flew hither and thither. - Parlak kelebekler oradan oraya uçtu.

A bat flying in the sky looks like a butterfly. - Bir yarasa gökyüzünde bir kelebek gibi uçuyor.

uç
{f} flown

I've never flown in an airplane. - Bir uçakta asla uçmadım.

Have you ever flown in a blimp? - Hiç zeplinle uçtun mu?

uç
{f} flying

If it hadn't been for Lindbergh's luck and his knowledge of flying, he could never have succeeded in crossing the Atlantic. - Lindbergh'in şansı ve uçuş bilgisi olmasaydı, Atlantiği geçmeyi asla başaramazdı.

The cost of flying overseas has risen with the cost of fuel. - Yakıt maliyetinden dolayı deniz aşırı ülkelere uçuş maliyet arttı.

uç
spout
uç
limit
uç
flew

She flew to Europe by way of Siberia. - Sibirya yoluyla Avrupa'ya uçtu.

We flew from London to New York. - Londra'dan New York'a uçtuk.

uç
tipping
uçmak
belt
uçmak
scorch
uçmak
flutter
uçmak
trip out
uçmak
take wings
uçmak
float
uç
barb
uçmak
sail
uçmak
fly up
uçmak
fly on
mutluluktan uçma
bliss
mutluluktan uçma
euphoria
paraşütle uçma sporu
parascending
planörle uçma
planing
sevinçten havalara uçma
euphory
sevinçten uçma
exultation
sevinçten uçma
jubilance
uyuşturucu etkisiyle uçma
mind-blowing
uç
terminal
uç
end, extremity; tip
uç
tip; point; extremity, end; pen-nib; reason
uç
toe
uç
tail

The International Sun-Earth Explorer 3 (ISEE-3) spacecraft made the first ever direct cometary measurements on September 11, 1985 as it flew through the tail of Comet Giacobini-Zinner. - Uluslararası Sun-Earth Explorer 3 uzay gemisi kuyruklu yıldız Giacobini-Zinner'in kuyruğu boyunca uçarken 11 Eylül 1985'te ilk doğrudan kuyruklu yıldız ölçümleri yaptı.

The tail at the rear of the plane provides stability. - Uçağın arkasındaki kuyruk denge sağlar.

uç
the extreme

The town is located in the extreme north of Japan. - Kasaba Japonya'nın en uç kuzeyindedir.

uç
point (of a sharply pointed instrument)
uç
hist. march, borderland
uç
extremity
uç
apex
uç
tab
uç
cusp
uç
ending

Wash eggplants and cut their endings. - Patlıcanları yıkayın ve onların uçlarını kesin.

uç
endpiece
uçmak
to blow away, be blown away
uçmak
barrel
uçmak
(for a color) to fade
uçmak
to evaporate, vaporize, volatilize
uçmak
(araba vb.) scorch
uçmak
to vanish, disappear
uçmak
to fall off, fall from (a high place)
uçmak
(araba) belt
uçmak
to be wild with (joy)
uçmak
flush
uçmak
(motorsuz) plane
uçmak
slang to get/be high (on drugs). Uç baba torik! slang My, my!/Well, well! (said sarcastically). uçan kuşa borcu/borçlu olmak to be in debt to everybody. uçan kuştan medet ummak to be ready to accept help from absolutely anyone that offers it
uçmak
to fly; to evaporate, to vaporize; (renk) to fade; to vanish, to disappear; to be wild with joy, etc.; to have a trip; to go very fast, to travel, to tell lies, to fabricate stories; to go off the wall, to go bananas; to be starry-eyed
uçmak
wing

If humans were meant to fly, they would have wings. - İnsanlar uçmak için amaçlansalardı kanatları olurdu.

Birds flap their wings to fly. - Kuşlar, uçmak için kanatlarını çırparlar.

uçmak
to fly; to fly away, take wing
uçmak
freak out
uçmak
soar
uçmak
winnow
uçmak
flit
uçmak
take wing
التركية - التركية
Uçmak işi
Uç
cunda
Uç
gunçul
Uçmak
kalkmak
Uçmak
(Osmanlı Dönemi) TAYRURE
Uçmak
(Osmanlı Dönemi) TATAYYUR
Uçmak
(Osmanlı Dönemi) TAYİR
uç
Genellikle uzun bir nesnenin incelerek biten son ve sivri noktası: "Bu resmin iki gözü bir makasın ucu ile oyulmuştu."- A. Gündüz
uç
Bir yerin en kenarda kalan bölümü
uç
Bir şeyin kenarı: "Kırk kişilik bir masanın bir ucunda, üç kişiyiz."- R. H. Karay
uç
Sınır boyu
uç
Sebep
uç
Genellikle uzun bir nesnenin incelerek biten son ve sivri noktası
uç
Bir şeyin kenarı
uç
Uzun bir şeyin baş veya son noktası
uç
Bir uzaklığın son noktası: "İstikbal bu yolun ucundan bir güneş gibi doğuyor."- F. R. Atay
uç
Bir şeyin başı, tepesi
uç
Bir uzaklığın son noktası
uç
Türk devletlerinde genel olarak sınır boylarındaki eyalet ve sancaklara verilen ad
uç
Bir şeyin başı, tepesi: "Ayaklarının ucuna basarak beşiğin yanına geldi."- H. E. Adıvar
uç
Amaç, gaye
uçmak
özel mekanizma ile yerden yükselmek, havada yol almak
uçmak
Keyif verici veya uyuşturucu madde aldıktan sonra hayal âlemine dalıp gitmek
uçmak
Ruh ölümden sonra göğe yükselmek
uçmak
Çok sevinmek
uçmak
Aşırılmak
uçmak
Yüksek yerden düşmek veya yuvarlanmak
uçmak
Çok hızlı gitmek
uçmak
Solarak yok olmak
uçmak
Uçar gibi dalgalanmak: "Elleri trençkotunun cebinde, gözlerini karşı kıyıya dikmiş, saçları savrulurcasına geriye uçuyor."- A. İlhan. Çok hızlı gitmek: "Hele bir asfalta çıkalım görürsünüz bey, derdi
uçmak
Uçar bu bizim külüstür."- R. N. Güntekin
uçmak
Patlayıcı madde ile parçalanmak
uçmak
Hareketli kanatları yardımıyla havada düşmeden durmak, havada yol almak
uçmak
Uçak vb
uçmak
Belirmek
uçmak
Belirmek: "Sakalı yeni çıkmış, yüzünde çocukça ifadeler uçuyordu."- S. F. Abasıyanık
uçmak
Uçar gibi dalgalanmak
uçmak
Solarak yok olmak: "Rengi birdenbire uçtu."- P. Safa
uçmak
Hava yolu ile gitmek
uçmak
Gaz veya buhar durumuna geçmek
uçmak
Yok olmak, ortadan kaybolmak
uçmak
Dinî inanışa göre ruh ölümden sonra göğe yükselmek
uçmak
Cennet
uçmak
Rüzgâr veya başka bir itici güçle yerinden ayrılıp uzağa gitmek
uçmak
Yok olmak, ortadan kaybolmak: "Bütün kararları uçmuştu.Yüzünde iradesiz hatlar belirdi."- S. F. Abasıyanık
uçmak
Cennet, behişt
uçmak
Kuş, kanatlı böcek vb. hareketli kanatları yardımıyla havada düşmeden durmak, havada yol almak: "Biraz havalanıp bir başka kayaya kadar uçtu."- S. F. Abasıyanık