sertleştirme

listen to the pronunciation of sertleştirme
التركية - الإنجليزية
hardening
induration
(Gıda) firming
solidifying
vulcanization
{i} tempering
{i} vulcanizing
sert
rigid

He is rigid in his views. - O, görüşlerinde serttir.

The frame of the machine should be rigid. - Makinenin iskeleti sert olmalı.

sert
harsh

In this harsh, petty world where money does the talking, his way of life is like a breath of fresh air. - Paranın konuştuğu bu sert, küçük dünyada, onun hayat tarzı derin bir nefes taze hava gibi.

She's a harsh critic. - O sert bir eleştirmen.

sertleştirmek
toughen
sert
{s} hard

The wind blew too hard for them to play in the park. - Parkta oynayamayacakları kadar rüzgar çok sert esti.

The book is available in both hard and soft-cover versions. - Bu kitabın hem sert hem de yumuşak kapak sürümleri mevcuttur.

sert
firm
sert
{s} stiff

My shoulders feel stiff. - Benim omuzlarım sert.

Their muscles are stiff. - Onların kasları sert.

sertleştirmek
harden
sert
{s} rough

We had a rough flight because of turbulence. - Türbulanstan dolayı sert bir uçuş yaptık.

So, players were often seriously injured and sometimes even killed in these rough games. - Bu sert oyunlarda oyuncular sıklıkla ciddi olarak yaralanır ve hatta bazen ölürdü.

sert
stern

Her stern look told the boys that they were in trouble. - Onun sert görünüşü çocuklara başlarının belada olduğunu söylüyordu.

He looks stern, but actually he's very kind. - Sert gözüküyor, ama aslında çok kibardır.

sert
{s} solid

When water freezes and becomes solid, we call it ice. - Su donduğunda ve sertleştiğinde, biz buna buz deriz.

sert
(Hukuk) severe

The look on my boss's face was severe. - Patronumun yüzündeki ifade sertti.

He severely criticized the mayor. - Belediye başkanını sert bir biçimde eleştirdi.

sertleştirme fırını
hardening furnace
sertleştirme işlemi
hardening process
sertleştirme maddesi
hardening agent
sert
{s} bad

I have a bad stiff neck. - Benim kötü bir sert ensem var.

sert
hardcore
sert
{s} strong

Tom's drink is stronger than yours or mine. - Tom'un içkisi seninkinden ya da benimkinden daha sert.

A strong wind was blowing. - Sert bir rüzgar esiyordu.

sert
{s} brutal

No one can work under such brutal conditions. - Böyle sert koşullar altında hiç kimse çalışamaz.

The uprising was brutally suppressed. - İsyan çok sert bir biçimde bastırıldı.

sert
{s} austere
sert
(İnşaat) aggressive
sert
tough

Tom can hang tough, I am sure. - Tom sertleşebilir, eminim.

The elephant's skin is very tough. - Filin derisi çok serttir.

sert
{s} violent

Men are sometimes violent. - Erkekler bazen serttir.

They're not all violent. - Onların hepsi sert değil.

sert
bitter

I'm not bitter at all. - Ben hiç sert değilim.

Why are you so bitter against her? - Ona karşı niçin öyle sertsin?

sert
fierce

I hear the competition is pretty fierce. - Yarışmanın oldukça sert olduğunu duydum.

It is said that the Sentinelese are extremely fierce people. - Sentinel yerlilerinin oldukça sert insanlar olduğu söylenilmektedir.

sertleştirmek
anneal
sertleştirmek
cure
doku sertleştirme
(Mekanik) case hardening
sert
(Jeoloji) competent
sert
unpermissive
sert
driving
sert
sharp-set
sert
(Dilbilim) aspirated
sert
{s} keen
sert
cast-iron
sert
scabrous
sert
hard-and-fast
sert
turbulent
sert
impetuous
sert
unsparing
sert
abrupt
sert
hardcase
sert
(Argo) tuff
sert
piercing

It was piercingly cold outside. - Dışarıda çok sert bir soğuk vardı.

sert
ill-natured
sert
hard-hitting
sert
fiery
sert
hot-headed
sert
pronounced
sert
acerb
sert
wild
sert
hard-bitten
sert
grum
sert
leather

This steak is as tough as shoe leather. - Bu biftek ayakkabı derisi kadar sert.

sert
indurate
sert
biting
sert
bristly
sert
(Dilbilim) fortis
sert
get-tough
sert
nonindulgent
sert
severly
sert
ironbound
sert
short
sert
furious
sert
peppery
sert
(Konuşma Dili) hard-featured
sert
inflexible

The rule is utterly inflexible. - Kural tamamen serttir.

sert
hard-line
sert
pointed
sert
stand-up
sert
self-sufficient
sert
uncompromising
sert
hard-set
sert
duro
sert
(Argo) ruff
sert
horny
sert
incisive
sert
acrimonious

Tom and Mary had an acrimonious divorce and custody battle for their children. - Tom ve Mary'nin çocukları için sert bir boşanma ve velayet savaşı vardı.

Divorce can put mutual friends of the divorcing couple in a difficult position, particularly if it's an acrimonious split. - Boşanmalar, boşanan çiftlerin ortak arkadaşlarını zor durumda bırakabilir, özellikle de ayrılık sert ve tantanalı olmuşsa.

sert
trenchant
sert
lenten
sert
obdurate
sertleştirmek
tighten up on
sertleştirmek
quench
sertleştirmek
chap
sertleştirmek
toughen up
sertleştirmek
tempering
sert
rude
sert
vitriolic
sert
grim

In this line of work, if you make a grim face the customers won't come. - Bu iş sırasında, sert surat yaparsan, müşteriler gelmez.

sert
fresh

In this harsh, petty world where money does the talking, his way of life is like a breath of fresh air. - Paranın konuştuğu bu sert, küçük dünyada, onun hayat tarzı derin bir nefes taze hava gibi.

sert
repressive
sert
starchy
sert
unkind
sert
unyielding
sert
dour
sert
stony
sert
steely
sert
adamant
sert
acrid
sert
rigorous
sert
smart
sert
ferocious
sert
uncharitable
sert
heady
sert
curt
sert
leathery
sert
coriaceous
sert
scathing
sert
dys-
sert
gruff
sert
strict

Our teacher is strict, and yet, he is kind. - Öğretmenimiz serttir ve henüz o kibardır.

The rules established by the company are very strict. - Şirket tarafından koyulan kurallar çok serttir.

sert
hirsute
sert
spanking
sert
intemperate
sert
boisterous
sertleştirmek
stiffen
sertleştirmek
steel
sert
harder

There's nothing harder than a diamond. - Elmastan daha sert bir şey yoktur.

The wind blew harder yet when we reached the top of the hill. - Tepenin üstüne ulaştığımızda rüzgar daha da sert esti.

sert
harsher

The prouder the individual, the harsher the punishment. - Birey ne kadar gururlu olursa, ceza o kadar sert olur.

sert
a fierce
sert
a stiff
Sert
(Tıp) indurated
püskürtmeli sertleştirme
shot peening
sert
hard line
sert
{s} stark
sert
castiron
sert
{s} unbending
sert
{s} forbidding
sert
sharp set
sert
cast iron
sert
hard; tough
sert
hardhitting
sert
{s} sound

I hope my last mail didn't sound too harsh. - Benim son postanın çok sert görünmediğini umuyorum.

sert
disagreeable
sert
{s} iron

Iron is harder than gold. - Demir altından daha serttir.

sert
granite
sert
{s} exacting
sert
{s} shrewd
sert
{s} exact
sert
short spoken
sert
{s} hot
sert
{s} drastic

Tom's life changed drastically. - Tom'un hayatı sert bir biçimde değişti.

Drastic times call for drastic measures. - Sert zamanlar sert önlemler gerektirir.

sert
{s} flinty
sert
{s} Spartan
sert
{s} inelastic
sert
sclero
sert
ill natured
sert
{s} dry

What would you like to drink? A dry martini. - Ne içmek isterdiniz? Sert bir martini.

sert
crabbed
sert
{s} pungent
sert
{s} granitic
sert
{s} incompressible
sert
{s} inclement
sert
brusk
sert
{s} surly
sert
hardening

After hardening, you can use your new vase to hold flowers. - Sertleştikten sonra, çiçeklerini muhafaza etmen için yeni vazonu kullanabilirsin.

sert
harsh, severe, rough
sert
astringent
sert
get tough
sert
(içki) short
sert
{s} ungentle
sert
(şarap) round
sert
strong, potent; sharp, pungent; (something) which has a rough taste
sert
bossy

I think Tom is bossy. - Tom'un sert olduğunu düşünüyorum.

sert
hard, rigid; stiff, firm; severe; harsh; strict, stern, drastic; violent; cutting, biting, hurtful, scathing, sharp; gruff, stiff, surly, brusque, forbidding, unkind; abrupt, curt; (içki) strong, stiff, heady; (sigara, vb.) strong; (tat, koku) acrid, pung
sert
(fikir vb.) unshaded
sert
{s} vehement
sert
(hava) brisk
sert
sharp

Don't be so sharp with the children. - Çocuklara karşı çok sert olma.

sert
harsh, unpleasant (sound)
sert
caustic

That's a redundant, caustic question. - O gereksiz, sert bir soru.

His answers were caustic. - Onun cevapları sertti.

sert
crusty
sert
cutting
sert
sharply drawn; hard, harsh, stark (line)
sert
sharpset
sert
hard and fast

The company has hard and fast rules against lateness. - Bu iş yerinde, geç kalanlar için sert ve hızlı kurallar var.

sert
{s} spiky
sert
{s} heavy
sert
{s} sclerous
sert
{s} gusty
sert
dys
sert
{s} tart

Tartar is a form of hardened dental plaque. - Tartar sertleşmiş diş plağının bir şeklidir.

sert
{s} nappy
sert
{s} stringent
sert
hardline
sert
shortspoken
sert
{s} unrelenting
sert
ungenerous
sert
fricative
sert
hard hitting
sert
scleroid
sert
heavy handed
sert
hard bitten
sert
{s} ironclad
sert
{s} starched
sert
hard set
sertleştirmek
{f} solidify
sertleştirmek
{f} temper
sertleştirmek
{f} indurate
sertleştirmek
(şapka) size
sertleştirmek
{f} sharpen
sertleştirmek
to harden; to toughen
sertleştirmek
to harshen, make severe
sertleştirmek
to harden, to stiffen, to toughen
sertleştirmek
to make (something) strong, potent, or pungent
suda sertleştirme
water hardening
yüzey sertleştirme
surface hardening
التركية - التركية
Sertleştirmek işi
SERT
(Osmanlı Dönemi) Yutmak.SERT $ : Çiriş mâaunu
SERT
(Osmanlı Dönemi) Aşağı getirmek
Sert
(Osmanlı Dönemi) ÇETİN
Sert
dik
sert
Hırçın, öfkeli, hiddetli: "Zaten Atatürk'ün ne vakit öfkesine kapılarak herhangi bir kimseye karşı herhangi bir sert harekette bulunduğunu kim hatırlar?"- Y. K. Karaosmanoğlu
sert
Hırçın, öfkeli, hiddetli
sert
Bağışlaması, hoşgörüsü olmayan: "Birçokları beni dik ve sert olduğum için belki sevmiyorlardı."- M. Ş. Esendal
sert
Gönül kırıcı, katı, ters
sert
Bağışlaması, hoşgörüsü olmayan
sert
Sarsıcı niteliği olan, çarpıcı, keskin, hafif karşıtı
sert
Gönül kırıcı, katı, ters: "... sarardı, dudakları titredi, ama adam sert bir davranışla kadehi kadının eline tutuşturdu."- H. E. Adıvar
sert
Çizilmesi, kırılması, kesilmesi veya çiğnenmesi güç olan, pek, katı, yumuşak karşıtı
sert
Güçlü kuvvetli: "Kapıyı kapadı, döndü, sert adımlarla ilerledi."- M. Ş. Esendal
sert
Esnekliği az olan, kolayca eğilip bükülmeyen
sert
Güçlü kuvvetli
sert
Titizlikle uygulanan, sıkı
sert
Esnekliği az olan, kolayca eğilip bükülmeyen: "Tabakanın sert yaylı kapağını tak diye kapatıyor."- T. Buğra
sert
Kolay dayanılmayan, zor katlanılan, etkili, yumuşak karşıtı
sert
örümcek
sertleştirmek
Sert bir duruma getirmek, sertleşmesine sebep olmak
sertleştirme
المفضلات