sert

listen to the pronunciation of sert
التركية - الإنجليزية
firm
stiff

Their muscles are stiff. - Onların kasları sert.

I have a bad stiff neck. - Benim kötü bir sert ensem var.

rigid

There's a very rigid hierarchy in the Civil Service. - Sivil Hizmette çok sert bir hiyerarşi var.

The frame of the machine should be rigid. - Makinenin iskeleti sert olmalı.

harsh

She's a harsh critic. - O sert bir eleştirmen.

The prouder the individual, the harsher the punishment. - Birey ne kadar gururlu olursa, ceza o kadar sert olur.

hard

The book is available in both hard and soft-cover versions. - Bu kitabın hem sert hem de yumuşak kapak sürümleri mevcuttur.

Diamond is essentially hard. - Elmas doğal olarak serttir.

(Hukuk) severe

He severely criticized the mayor. - Belediye başkanını sert bir biçimde eleştirdi.

The look on my boss's face was severe. - Patronumun yüzündeki ifade sertti.

{s} rough

We had a rough flight because of turbulence. - Türbulanstan dolayı sert bir uçuş yaptık.

Don't be so rough on yourself. - Kendine bu kadar sert olma.

stern

Her stern look told the boys that they were in trouble. - Onun sert görünüşü çocuklara başlarının belada olduğunu söylüyordu.

He looks stern, but actually he's very kind. - Sert gözüküyor, ama aslında çok kibardır.

{s} solid

When water freezes and becomes solid, we call it ice. - Su donduğunda ve sertleştiğinde, biz buna buz deriz.

(İnşaat) aggressive
tough

It's no use playing tough. - Sert oynamanın bir faydası yok.

He acts like a tough guy. - Sert bir adam gibi davranıyor.

fierce

It is said that the Sentinelese are extremely fierce people. - Sentinel yerlilerinin oldukça sert insanlar olduğu söylenilmektedir.

I hear the competition is pretty fierce. - Yarışmanın oldukça sert olduğunu duydum.

bitter

We've had some bitter winters. - Bazı sert kışlar yaşadık.

I'm not bitter at all. - Ben hiç sert değilim.

hardcase
ill-natured
lenten
(Konuşma Dili) hard-featured
unsparing
abrupt
pronounced
sharp-set
(Argo) tuff
trenchant
hard-hitting
austere
unpermissive
cast-iron
fiery
scabrous
(Dilbilim) aspirated
acrimonious

Tom and Mary had an acrimonious divorce and custody battle for their children. - Tom ve Mary'nin çocukları için sert bir boşanma ve velayet savaşı vardı.

Divorce can put mutual friends of the divorcing couple in a difficult position, particularly if it's an acrimonious split. - Boşanmalar, boşanan çiftlerin ortak arkadaşlarını zor durumda bırakabilir, özellikle de ayrılık sert ve tantanalı olmuşsa.

obdurate
(Jeoloji) competent
driving
hard-and-fast
hot-headed
piercing

It was piercingly cold outside. - Dışarıda çok sert bir soğuk vardı.

incisive
(Dilbilim) fortis
furious
short
ironbound
severly
nonindulgent
get-tough
bristly
horny
biting
indurate
leather

This steak is as tough as shoe leather. - Bu biftek ayakkabı derisi kadar sert.

grum
hard-bitten
wild
acerb
peppery
inflexible

The rule is utterly inflexible. - Kural tamamen serttir.

uncompromising
(Argo) ruff
turbulent
duro
hard-set
impetuous
self-sufficient
stand-up
pointed
hard-line
acrid
harsh, severe, rough
(fikir vb.) unshaded
hard line
sert cevap vermek
retort
sert bakan
scowling
sert kimse
tough
sert penis
hard

I touched his hard penis. - Onun sert penisine dokundum.

sert bakış
scowl
sert eleştiri
flak
sert sert bakmak
scowl
sert çocuk
(Argo) badass
sert (ifade)
strident
sert (söz)
hard
sert (söz)
curt
sert (söz)
strong
sert eleştiri yapmak
pan
sert güç
hard
sert taş
(Denizbilim,Teknik) hard stone
sert vuruş
bash
sert zar
(Pisikoloji, Ruhbilim) dura mater
sert konuşmak
Hard Talk
sert rüzgar
strong wind
sert sert
sternly
sert adım sesi
clump
sert amir
martinet
sert anotlama
hard anodizing
sert ağaç
hardwood
sert bakış
basilisk look
sert bakışlı
po faced
sert bir biçimde
drastically

Prices rose drastically as a result of this policy. - Bu politikanın bir sonucu olarak fiyatlar sert bir biçimde yükseldi.

Tom's life changed drastically. - Tom'un hayatı sert bir biçimde değişti.

sert bir biçimde
sternly
sert bir biçimde
severely

He criticized his rival severely. - Rakibini sert bir biçimde eleştirdi.

They demanded a treaty that would punish Germany severely. - Onlar Almanya'yı sert bir biçimde cezalandıracak bir antlaşma talep ettiler.

sert bir biçimde
strictly
sert bir dille eleştirmek
wade in
sert bir dille eleştirmek
wade into
sert bir içki
bitters
sert bir yumruk savurmak
catch smb. a swinging blow
sert bira
stout
sert bira
barley wine
sert bronz
hard bronze
sert cam
hard glass
sert cevap
retort
sert cevap
sharp answer
sert cevap
rejoinder
sert damak
anat . hard palate
sert darbe
wallop
sert davranma
punishment
sert davranmak
treat harsly
sert davranmak
knock about
sert davranmak
knock around
sert davranmak
whale
sert demir
hard iron
sert deri
hard leather
sert dil
strong language
sert disk
hard disk
sert eleştiri
pan
sert eleştiri
diatribe
sert eleştiri
rap
sert eleştiri
slating
sert eleştirmek
vitriolize
sert esen
sweeping
sert esmek
sweep
sert eğitmen
drillmaster
sert gre
(İnşaat) gritstone
sert hoca
schoolmaster
sert hoca
schoolmarm
sert hoca
schoolma'am
sert ifadeli
hard featured
sert ipek
ecru silk
sert içki
aqua vitae
sert içki
short drink
sert içki
liquor
sert içki
tipple
sert içki
hard drink
sert içkinin üzerine içilen hafif içecek
chaser
sert kabuk
scutcheon
sert kabuk
(böcek vb.) test
sert kabuklu
hard shell
sert kabuklu
scutellated
sert karinalı şişme bot
(Askeri) rigid hull inflatable boat
sert kayaya çatmak
bite on granite
sert kereste
hardwood
sert kimse
unkind person
sert konuşma
Philippic
sert konuşmak
to speak harshly
sert kurşun
hard lead
sert kuştüyü
quill
sert kıl
setal
sert kıl
bristle
sert kıl
setaceously
sert kıllı
setaceous
sert lehim
hard solder
sert lehimleme
brazing
sert lehimli
brazed
sert metal
hard metal
sert oynamak
hack
sert oyun
rough play
sert para
(Hukuk) hard currency
sert pullu
scutellated
sert rüzgâr
gale
sert sabun
hard soap
sert sert bakmak
glare at
sert sigara
strong cigarette
sert su
hard water
sert sözler
strong language
sert tabaka
anat . sclera, sclerotica
sert tabaka
hardpan
sert toprak
hard pan
sert toprak
hardpan
sert tutum
harsh feel
sert tuğla
hard brick
sert tırnak
soliped
sert tırnaklı
solid hoofed
sert tırnaklı
solidungulate
sert tırnaklı
soliped
sert ve ani hareket etmek
thrash about
sert ve kalitesiz içki
firewater
sert ve kayalı yokuş
escarpment
sert ve saldırgan dil
choice words
sert vuran kimse
slogger
sert vuran oyuncu
slugger
sert vurmak
whack
sert vurmak
slog
sert vurmak
smash
sert vurmak
slug
sert vurmak
wallop
sert vuruş
slug
sert vuruş
slog
sert vuruş
welt
sert yaka
stiff collar
sert yanıt
riposte
sert yağ
(Gıda) hard butter
sert yumruk
slog
sert yumruk
roundhouse
sert yumruk
slug
sert yumruk
a solid blow
sert yumruk atmak
slug
sert yönetici
driver
sert yüzey
(kâğıt vb.) tooth
sert yüzeyleme
hard surfacing
sert zemin
firm soil
sert çam
hard pine
sert çekirdekli meyve
drupe
sert çelik
hard steel
sert çıkmak
rough
elmas gibi sert ve parlak
adamantine
sert içki
(Argo) forty
sert içki
strong drink
sert içki
spirits
kaba sert
rough rough
sağlam, sert taş
strong, hard stone
timsah derisi gibi olan sert deri
The hard skin like alligator skin
afrika'daki bir ağacın sert ve kızıl kerestesi
camwood
التركية - التركية
(Osmanlı Dönemi) Aşağı getirmek
(Osmanlı Dönemi) Yutmak.SERT $ : Çiriş mâaunu
Sarsıcı niteliği olan, çarpıcı, keskin, hafif karşıtı
örümcek
Hırçın, öfkeli, hiddetli
Gönül kırıcı, katı, ters: "... sarardı, dudakları titredi, ama adam sert bir davranışla kadehi kadının eline tutuşturdu."- H. E. Adıvar
Gönül kırıcı, katı, ters
Bağışlaması, hoşgörüsü olmayan
Hırçın, öfkeli, hiddetli: "Zaten Atatürk'ün ne vakit öfkesine kapılarak herhangi bir kimseye karşı herhangi bir sert harekette bulunduğunu kim hatırlar?"- Y. K. Karaosmanoğlu
Bağışlaması, hoşgörüsü olmayan: "Birçokları beni dik ve sert olduğum için belki sevmiyorlardı."- M. Ş. Esendal
Çizilmesi, kırılması, kesilmesi veya çiğnenmesi güç olan, pek, katı, yumuşak karşıtı
Esnekliği az olan, kolayca eğilip bükülmeyen
Güçlü kuvvetli
Titizlikle uygulanan, sıkı
Esnekliği az olan, kolayca eğilip bükülmeyen: "Tabakanın sert yaylı kapağını tak diye kapatıyor."- T. Buğra
Kolay dayanılmayan, zor katlanılan, etkili, yumuşak karşıtı
Güçlü kuvvetli: "Kapıyı kapadı, döndü, sert adımlarla ilerledi."- M. Ş. Esendal
(Osmanlı Dönemi) ÇETİN
dik
sert buğday
Kırma ve öğütmeye karşı daha dirençli olan yoğunluğu diğer buğdaylara göre daha yüksek bulunan ve tane kesiti camsı görünen buğday
sert damak
Damağın ön bölümü
sert doku
Gergin görünümlü esnek doku
sert sert
Sert olarak, sert bir biçimde
sert su
Kireç derecesi yüksek su
sert tabaka
Göz akı
sert tabaka
Toprak yüzeyine yakın bir yerde bulunan, kökler ve suyun o bölüme girişini engelleyen yoğun tabaka
sert zar
Beyni saran zarların en dışta ve en sert olanı
sert ünsüz
Sert damakta oluşan ç, f, h, k, p, s, ş, t ünsüzleri, ötümsüz, tonsuz ünsüzler
tatlı sert
Ne çok sert, ne çok yumuşak (söz, davranış)
sert
المفضلات