savunmak

listen to the pronunciation of savunmak
التركية - الإنجليزية
defend

Paris did her best to defend her liberties. - Paris, özgürlüklerini savunmak için elinden geleni yaptı.

Tom made no attempt to defend himself. - Tom kendini savunmak için hiçbir girişimde bulunmadı.

advocate
argue
support
maintain
(Politika, Siyaset) advocate to
take up cudgels for
buffering
argue for something
peaceful
argue that
stand somebody up for
hold
justify
protect
to defend

Paris did her best to defend her liberties. - Paris, özgürlüklerini savunmak için elinden geleni yaptı.

Tom made no attempt to defend himself. - Tom kendini savunmak için hiçbir girişimde bulunmadı.

to defend; to advocate, to champion, to maintain, to stand sb up for sb/sth
line up with
declare oneself
argue for smth
fight
fence
stick up for
(hak) assert
plead

The man pleaded self-defence. - Adam kendini savunmak için yalvardı.

vindicate

Sami wanted to vindicate himself. - Sami kendini savunmak istiyordu.

stand up
champion
stand up for
argue for
assert
savunma
{i} defense

Attack is the best form of defense. - Saldırı en iyi savunma şeklidir.

The Germans had strong defenses. - Almanların güçlü savunmaları vardı.

savunma
plea

The man pleaded self-defence. - Adam kendini savunmak için yalvardı.

The defense attorney was pleased by the verdict. - Savunma avukatı karardan memnundu.

savunma
{i} defence

Fever is one of the body's defence mechanisms. - Ateş, vücudun savunma mekanizmalarından biridir.

He practised the natural defence style. - O doğal savunma stili egzersizi yaptı.

savunma
defending

The most perfidious way of harming a cause consists of defending it deliberately with faulty arguments. - Bir sebebe zarar vermenin en haince yolu kasten yanlış görüşleri savunmaktan oluşur.

Tom was green behind the ears when it came to defending himself in court. - Tom, mahkemede kendini savunma konusunda daha çok toydu.

savunma
justification
savun
{f} advocate

She advocated equal rights for women. - Kadınlar için eşit hakları savundu.

He advocates a revision of the rules. - Kuralların bir revizyonunu savunuyor.

savunma
apology
rakip oyuncuyu savunmak
(Spor) covering a man
savunma
self-defense

Tom claims that he shot Mary in self-defense. - Tom, Mary'yi kendini savunmak için vurduğunu iddia ediyor.

The police established that Dan acted within the bounds of self-defense. - Polis, Dan'in kendini savunma sınırları içinde hareket ettiğini tespit etti.

savunma
self-defence

The police realized that Dan acted in self-defence. - Polis, Dan'in kendini savunmak için hareket ettiğini fark etti.

The man pleaded self-defence. - Adam kendini savunmak için yalvardı.

savunma
advocating
savunma
maintenance
savunma
defenses

Our army broke through the enemy defenses. - Ordumuz düşman savunmasını yardı geçti.

The Germans had strong defenses. - Almanların güçlü savunmaları vardı.

savunma
(Politika, Siyaset) protection
savun
argue for
savun
stick up for

I will never forgive you because you did not stick up for me at the meeting. - Beni toplantıda savunmadığın için seni asla affetmeyeceğim.

savun
defend

I disapprove of what you say, but I will defend to the death your right to say it. - Ben söylediğini doğru bulmuyorum fakat onu söyleme hakkını ölünceye kadar savunacağım.

It is more difficult to defend oneself than to defend someone else. Those who doubt it may look at lawyers. - Kendini savunmak başka birini savunmaktan daha zordur. Şüphe edenler avukatlarına bakabilirler.

savun
{f} defending

No one is defending my country. - Kimse ülkemi savunmuyor.

Tom was green behind the ears when it came to defending himself in court. - Tom, mahkemede kendini savunma konusunda daha çok toydu.

savunma
advocacy
savunma
apologia
savunma
pleading
savunma
fullback
savunma
defence of
savunma
in defence
savunma
{i} argument

The most perfidious way of harming a cause consists of defending it deliberately with faulty arguments. - Bir sebebe zarar vermenin en haince yolu kasten yanlış görüşleri savunmaktan oluşur.

Why did the lawyer lose in the argument? - Avukat savunmada niçin kaybetti?

savunma
the defence
savunma
in defense

They fought in defense of their country. - Ülkelerinin savunmasında savaştılar.

barikat kurarak savunmak
barricade
fikir savunmak
defend opinion
kendini iyi savunmak
keep one's end up
kendini savunmak
speak for oneself
mahkemede savunmak
hold a brief for smb
savunma
self defense

She allegedly killed him in self defense. - İddialara göre o onu kendini savunmak için öldürdü.

savunma
self defence
savunma
rampart
savunma
defence [Brit.]
savunma
speech
savunma
defense, defending
savunma
defence, defense; plea
savunma
(Hukuk) protection, shielding
savunma
pleadings
savunma
self defence [Brit.]
savunma
vindication
savunma
defensive

Why is Tom being so defensive? - Tom neden bu kadar savunmacı oluyor?

Tom was very defensive. - Tom çok savunmacıydı.

savunma
hearing
tekrar savunmak
reassert
التركية - التركية
Hareket veya düşünceyi doğru, haklı göstermeye çalışmak
Kendi kalesini korumak için oyun süresince bir takım çaba göstermek
Herhangi bir saldırıya karşı koymak, saldırıya karşı korumak, müdafaa etmek
Bir kişiyi desteklemek, ona arka çıkmak
Futbolda kendi kalesini korumak için oyun süresince bir takım çaba göstermek
Söz veya yazı ile hareket veya düşünceyi doğru, haklı göstermeye çalışmak
Yapılan bir suçlamaya veya ithama karşı kendi haklı gösterecek sebepler ileri sürmek
Savunma
defans
Savunma
müdafaaname
Savunma
savunu
savunma
Bir kişi veya düşünceyi doğru, haklı göstermeyi amaçlayan yazı veya konuşma, savunu, müdafaaname
savunma
Saldırıya karşı koyma, müdafaa
savunma
Kendi kalesini korumak için oyun süresince bir takımın gösterdiği çaba, defans
savunma
Futbolda kendi kalesini korumak için oyun süresince bir takımın gösterdiği çaba, defans
savunma
Saldırıya karşı koyma, müdafaa: "Mustafa Kemal'in orada seçtiği savunma hattı, Millî Misak'taki Türkiye sınırı idi."- F. R. Atay
savunma
(Osmanlı Dönemi) müdâfaa
savunmak
المفضلات