sabitleşmiş

listen to the pronunciation of sabitleşmiş
التركية - الإنجليزية
ingrained
sabit
{s} fixed

It can't be removed. It's fixed. - Bu kaldırılamaz. O sabit.

We fixed the price at $15. - Biz fiyatı 15 dolarda sabitledik.

sabit
{s} firm
sabit
{s} constant

The blood stream is usually constant and continuous. - Kan akışı genellikle sabit ve süreklidir.

Determine the range of values of the constant k to which the quadratic inequality x² + kx - 3k > 0 holds for any real value of x. - x bir reel sayı olmak üzere, x² + kx - 3k > 0 eşitsizliğinde k sabitinin alabileceği değer aralığını bulunuz.

sabit
stationary
sabit
stable
sabit
established
sabit
{s} substantive
sabit
permanent
sabit
immovable
sabit
{s} immutable
sabit
static

House prices have remained static for several months. - Ev fiyatları aylarca sabit kaldı.

sabit
entrenched
sabit
irremovable
sabit
attached
sabit
{s} real

Determine the range of values of the constant k to which the quadratic inequality x² + kx - 3k > 0 holds for any real value of x. - x bir reel sayı olmak üzere, x² + kx - 3k > 0 eşitsizliğinde k sabitinin alabileceği değer aralığını bulunuz.

sabit
changeless
sabit
{s} settled
sabit
rigid
sabit
abiding
sabit
cut-and-dried
sabit
still

Everything flows and nothing stays still. - Her şey akar ve hiçbir şey sabit kalmaz.

I still couldn't format my hard disk. - Sabit diskime hâlâ format atamadım.

sabit
(Konuşma Dili) hard and fast
sabit
lump sum
sabit
stabilised
sabit
settle
sabit
fix

You had better fix the bookcase to the wall. - Kitaplığı duvara sabitlesen iyi olur.

We fixed the price at $15. - Biz fiyatı 15 dolarda sabitledik.

sabit
flat-footed
sabit
invariant
sabit
changelessly
sabit
stedfast
sabit
(Bilgisayar) stabilize
sabit
(Tıp) stationary phase
sabit
overhead
sabit
lasting
sabit
certain
sabit
built-in
sabit
dormant
sabit
staring
sabit
apodictic
sabit
(Jeoloji) geostationary
sabit
unshakable
sabit
unshaken
sabit
indissoluble
sabit
hard-and-fast
sabit
sessile
sabit
deeprooted
sabit
steady

He was walking up the hill at a steady pace. - O sabit bir hızda tepeye yürüyordu.

He maintained a steady speed on the highway. - Otobanda sabit bir hızda kaldı.

sabit
deep-seated
sabit
unalterable
sabit
pivot
sabit
steadier
Sabit
(isim) Stable; constant
sabit
{s} set
sabit
{s} staid
sabit
{s} steadfast
sabit
{s} flat

I charge a flat fee of 2,000 dollars per weekend for my services. - Ben hizmetlerim için haftalık 2.000 dolarlık sabit bir ücret talep ediyorum.

sabit
{s} invariable
sabit
(Anatomi) fixus
sabit
{s} unwavering
sabit
stabile
sabit
{s} standing
sabit
fixed, stationary; stable; invariable, constant
sabit
put

Sitting still he tried to put his best foot forward. - Sabit bir biçimde durarak elinden gelenin en iyisini yapmaya çalıştı.

sabit
flat footed
sabit
fixed (stare)
sabit
fast
sabit
fast (color, dye), (color) that won't fade or rub off; indelible (ink, stain, pencil)
sabit
immobile
sabit
proven, established
sabit
fixed; stationary; constant; static; stable, firm; immobile, immovable; (renk, boya) fast; indelible
sabit
staunch
sabit
stending
sabit
sure
sabit
{s} indelible
sabit
const

Many astronomers are working hard to measure the Hubble constant using a variety of different techniques. - Birçok astronom çeşitli farklı teknikler kullanarak Hubble sabitini ölçmek için çok çalışıyor.

In a closed system the sum of the contained energies remains constant. - Kapalı bir sistem içerisinde bulunan enerjilerin toplamı sabit kalır.

sabit
(Hukuk) rooted
sabit
iron
التركية - التركية

تعريف sabitleşmiş في التركية التركية القاموس.

SABİT
(Osmanlı Dönemi) Doğruluğu isbat edilmiş olan
SABİT
(Osmanlı Dönemi) Duran, yerinde durup hareket etmeyen
Sabit
(Osmanlı Dönemi) VEZİN
Sâbit
(Osmanlı Dönemi) VATID
sabit
Gerçekliği tespit edilmiş, kanıtlanmış olan
sabit
Yerinden oynamayan, yer değiştirmeyen, durağan
sabit
(Osmanlı Dönemi) duran; doğruluğu ispatlanmış
sabit
Değişmeyen, hep aynı kalan, önceden ayarlanmış
sabitleşmiş
المفضلات