تعريف picked في الإنجليزية التركية القاموس.
- elde kalan
- {s} seçme
Uzmanlar henüz en iyi kitabı seçmediler.
- The judges haven't yet picked the best book.
- {s} seçilmiş
Bebeğiniz için seçilmiş bir adınız var mı?
- Do you have a name picked out for your baby?
- {s} seçkin
- pick aç/kaz/kopar/seç
- toplanmak
- pick
- seçmek
Arkadaşım için bir hediye seçmek istiyorum.
- I want to pick out a present for my friend.
Bir tane seçmek zorundasın.
- You have to pick one.
- picked up
- (Bilgisayar) toplanmış
- picked of
- of aldı
- picked olives
- toplanan zeytin
- picked ore
- tavuklanmis cevher, tavuklanmis toz
- picked over
- üzerine aldı
- picked upon
- (deyim) haksızlığa uğramışlık
- picked ore
- (Madencilik) tavuklanmış cevher
- picked ore
- (Madencilik) tavuklanmış töz
- picked shreds
- didik didik etmek
- pick
- {f} toplamak
Tom birkaç elma toplamak için merdivene çıktı.
- Tom went up the ladder to pick some apples.
Tom zeminden bir şey toplamak için eğildi.
- Tom bent down to pick up something off the floor.
- pick
- {i} seçme
Onlar bir hediye seçmeme izin verdiler.
- They let me pick a present.
Arkadaşım için bir hediye seçmek istiyorum.
- I want to pick out a present for my friend.
- pick
- toplanmak
- pick
- almak
Otobüs yolcuları almak için durdu.
- The bus stopped to pick up passengers.
Onu almak için daha sonra geleceğim.
- I'll come to pick it up later.
- be picked
- toplanmak
- pick
- devşirmek
- pick
- (Spor) perdeleme
- pick
- {f} koparmak
- pick
- tavuklamak
- pick
- güzide şey
- pick
- anahtarsız açmak (kilidi)
- pick
- çıkartmak
- pick
- külünk
- pick
- gelişmek
- pick
- burun karıştırmak
- pick
- temizlemek
- pick
- kazma (sivri)
- pick
- kürdan
- pick
- dermek
- pick
- ayırmak
- pick
- sivri bir şeyle açmak
- pick
- (Spor) perdelemek
- pick
- ilerlemek
- pick
- seçim
- pick
- ayıklamak
- pick
- sıyırmak
- pick
- topla
Biraz yaban mersini topladıktan sonra, bir pasta yaparım.
- After I pick some blueberries, I make a tart.
Tom sahilde bazı güzel deniz kabukları topladı.
- Tom picked up some pretty shells on the beach.
- pick
- açmak/kırmak
- pick
- kazma
Tom kazma ve kürekle bir çukur kazdı.
- Tom dug a hole with a pick and a shovel.
Bir kazmam, iki küreğim ve bir el arabam var.
- I have a pick, two shovels and a wheelbarrow.
- pick
- kemirmek
- pick
- delmek
- You´ve picked up a cold
- k. dili Şifayı kapmışsın./Nezle olmuşsun
- pick
- (Tekstil) Dokuma kumaştaki tek bir atkı ipliği
- pick
- {f} sivri bir şeyle açmak (kilit vb.)
- pick
- Pena
O üç yeni pena satın aldı.
- She bought three new picks.
- pick
- seçenek
- You've picked up a
- {k} Şifayı kapmışsın./Nezle olmuşsun
- hand picked
- dikkatle seçilmiş
- hand picked
- birer birer seçilmiş
- pick
- sivri bir aletle kazmak
- pick
- karıştırmak
- pick
- (fiil) toplamak, koparmak, yolmak, ayıklamak, didiklemek, karıştırmak (burun), kemirmek, seçip almak, seçmek, küçük küçük yemek, gagası ile toplamak, delmek, kazmak, çapalamak, sivri bir şeyle açmak (kilit vb.), yankesicilik yapmak, çekiştirmek
- pick
- {f} küçük küçük yemek
- pick
- seçme hakkı veya fırsatı
- pick
- {f} seçip almak
- pick
- dürtme
- pick
- {i} hasat
- pick
- seçip ayırmak
- pick
- {f} çekiştirmek
- pick
- {f} didiklemek
- pick
- {f} (meyve, çiçek v.b.'ni) toplamak, koparmak; (meyveyi) devşirmek
- pick
- elle toplanan meyva miktarı
- pick
- {f} kazmak
- pick
- {f} yolmak
- pick
- mızrap/kazma/seçim
- pick
- pick aç/kaz/kopar/seç
- pick
- {f} gagası ile toplamak
- pick
- {f} karıştırmak (burun)
- pick
- ucu sivri bir şey ile
- pick
- {i} mızrap
Gitar çaldığında bir mızrap kullanıyor musun?
- Do you usually use a pick when you play the guitar?
O üç yeni mızrap satın aldı.
- She bought three new picks.
- pick
- {i} (sivri) kazma
- pick
- {f} çapalamak
- pick
- {i} burun karıştırma
- pick
- {f} yankesicilik yapmak
- pick
- {i} toplanan ürün miktarı