The day was largely uneventful.
- Gün büyük oranda olaysızdı.
The event affected his future.
- Olay onun geleceğini etkiledi.
The event is still fresh in our memory.
- Olay anımızda hâlâ tazedir.
The incident took place at midnight.
- Olay gece yarısı gerçekleşti.
He described the incident in detail.
- O, olayı ayrıntılı olarak açıkladı.
She is wrong in nine cases out of ten.
- O, on olayın dokuzunda hatalıdır.
He had nothing to do with the case.
- Onun olayla bir ilgisi yoktu.
Many Eastern religions teach that there is a unity behind the diversity of phenomena.
- Birçok Doğu dinleri olayların çeşitliliği arkasında bir birlik olduğunu öğretir.
Mathematics is the foundation of all exact knowledge of natural phenomena.
- Matematik doğal olaylar hakkındaki bütün bilginin temelidir.
It was an embarrassing episode.
- Utanç verici bir olaydı.
Given the circumstances, it was inevitable that such an incident should take place.
- Şartlar göz önüne alındığında, böyle bir olayın gerçekleşmesi kaçınılmazdı.
The fact proves his honesty.
- Olay onun dürüstlüğünü kanıtlıyor.
Wait until all the facts in the case are known.
- Olay hakkındaki tüm gerçekler bilinene kadar bekleyin.
I couldn't have predicted this happening.
- Ben bu olayı tahmin edemezdim.
Tom doesn't need to worry about that happening.
- Tom'un o olay hakkında endişelenmesine gerek yok.
Tom had a similar experience.
- Tom benzer bir olay yaşadı.
This experience has changed me.
- Bu olay beni değiştirdi.
Tom often has trouble remembering things.
- Tom'un çoğunlukla olayları hatırlama sorunu var.
If Tom would learn to be a little more positive about things, people would probably like him a bit more.
- Tom olaylar hakkında biraz daha olumlu olmayı öğrense, büyük olasılıkla insanlar ondan biraz daha hoşlanır.
The people crowded round the injured man, but they made way for the doctor when he reached the scene of the accident.
- İnsanlar yaralı adamın etrafına toplandılar fakat doktor olay yerine yaklaştığında ona yol verdiler.
The scene of the car accident was a horrifying sight.
- Araba kazası olay yeri korkunç bir manzaraydı.
What's the big occasion today?
- Bugünkü büyük olay nedir?
Needless to say, theft was a rare occurrence.
- Söylemeye gerek yok, hırsızlık nadir bir olaydı.
That occurrence is inevitable.
- O olay kaçınılmazdır.
Acid rain is not a natural phenomenon.
- Asit yağmuru bir doğa olayı değildir.
This phenomenon is being understood slowly.
- Bu olay yavaş yavaş anlaşılıyor.
There was no evidence against him found at the scene.
- Olay yerinde bulunduğuna dair ona karşı herhangi bir kanıt yoktu.
She described the scene in detail.
- Olay yerini detaylı olarak tanımladı.
He denied having been involved in the affair.
- O, olaya karıştığını inkar etti.
He expressed regret over the affair.
- Olaydan duyduğu üzüntüyü ifade etti.