ni̇hayet

listen to the pronunciation of ni̇hayet
التركية - التركية
(Osmanlı Dönemi) Çok
(Osmanlı Dönemi) Son, uç, son derece
(Hukuk) Son; bitiş
nihayet
Son

Tom sonunda kabullenmeye karar verdiğinde herkes zaten onun eşcinsel olduğunu biliyordu. - Tom nihayet eşcinsel olduğunu itiraf ettiğinde herkes zaten onun eşcinsel olduğunu biliyordu.

Sonunda doktorun sekreteri Tom'un ismini çağırdı. - Nihayet doktorun sekreteri Tom'un adını seslendi.

nihayet
Son: "Ben nihayete doğru yanımdaki çocuğu dürterek kalktım."- Ö. Seyfettin. (ni'ha: yet) Sonunda: "Uzun bir münakaşadan sonra nihayet işi şakaya dökmek zorunda kaldı."- Y. K. Karaosmanoğlu. -den başka bir şey değil: "Ama bu, nihayet bir nüktedir."- Y. Z. Ortaç
nihayet
Sonunda

Tom sonunda kabullenmeye karar verdiğinde herkes zaten onun eşcinsel olduğunu biliyordu. - Tom nihayet eşcinsel olduğunu itiraf ettiğinde herkes zaten onun eşcinsel olduğunu biliyordu.

Sonunda doktorun sekreteri Tom'un ismini çağırdı. - Nihayet doktorun sekreteri Tom'un adını seslendi.

التركية - الإنجليزية

تعريف ni̇hayet في التركية الإنجليزية القاموس.

nihayet
finally

Well, OK, Willie finally agreed. - Tamam, pekala, Willie nihayet kabul etti.

He finally became the president of IBM. - O, nihayet IBM'in başkanı oldu.

nihayet
eventually

After eight months, he eventually started dating girls again. - Sekiz ay sonra, nihayet gene kızlarla çıkmaya başladı.

He eventually married her. - Nihayet evlendi onunla.

nihayet
time

Finally I have time to reply to the mail I received these three weeks. - Nihayet bu üç hafta içinde aldığım postayı yanıtlamak için zamanım var.

Tom finally got here around lunch time. - Tom nihayet öğle yemeği sırasında buraya geldi.

nihayet
in time
nihayet
at most
nihayet
at long last

At long last, the two chiefs of the Indian tribes have decided to bury the hatchet and smoke the peace pipe. - Nihayet, iki Kızılderili kabilenin şefleri savaş baltalarını gömmeye karar verdiler ve barış çubuğu tüttürdüler.

nihayet
tail
nihayet
close

When Tom finally decided to come out of the closet, everyone already knew that he was gay. - Tom nihayet eşcinsel olduğunu itiraf ettiğinde herkes zaten onun eşcinsel olduğunu biliyordu.

nihayet
end; conclusion; finish; termination
nihayet
end " son; finally, at last, at long last, in the end, in the long run, at length" sonunda
nihayet
at last

At last, spring has come to this part of Japan. - Nihayet, Japonya'nın bu bölümüne bahar geldi.

At last, they ceased working. - Nihayet, çalışmayı sona erdirdiler.

nihayet
after all

She is a child after all. - Nihayetinde o bir çocuk.

The baby turned out to be a girl after all. - Nihayet bebeğin bir kız olduğu ortaya çıktı.

nihayet
at the end
nihayet
outcome, result
nihayet
at last, finally; in the end
nihayet
lastly
nihayet
nevertheless, nonetheless, yet
nihayet
in the upshot
nihayet başlayabilmek
(deyim) come round to
nihayet bulmak
come to an end
nihayet direği
terminal post
nihayet anladım ki
at length it dawned on me that
nihayet bulmak
to come to an end, end
nihayet vermek
to put an end to; to bring (something) to an end, conclude, terminate
nihayet! sitem belirtir
it's about time!
nihayet
at full length
nihayet
in the long run
nihayet
in the end
nihayet
at best
nihayet
ending
nihayet
terminal
nihayet
last

At last, they purchased freedom with blood. - Nihayet, onlar kanla özgürlüğü satın aldı.

At last, they ceased working. - Nihayet, çalışmayı sona erdirdiler.

nihayet
extremity
nihayet
finis

Finally, I finished a painting. - Nihayet, bir resim bitirdim.

Tom has finally finished doing that. - Tom nihayet onu yapmayı bitirdi.

ni̇hayet
المفضلات