meraklandırmak

listen to the pronunciation of meraklandırmak
التركية - الإنجليزية
to make (someone) anxious or curious
ruffle
to make anxious, to worry; to make sb curious
worry
mystify
merak
{i} curiosity

His story excited everyone's curiosity. - Onun hikayesi herkesin merakını uyandırdı.

He has always had a great curiosity about the world. - Onun her zaman, dünya hakkında büyük bir merakı oldu.

merak
worry

Don't worry. They will be supervised. - Sen merak etme. Başlarında nezaretçi bulunacak.

Don't worry. You can confide in me. - Merak etme. Bana güvenebilirsin.

merak
{i} interest

Piotr is interested in soccer. - Piotr futbola meraklıdır.

Magdalena is interested in geography. - Magdalena coğrafyaya meraklıdır.

merak
{i} concern

Your friends are really concerned about your health. - Arkadaşların senin sağlığını gerçekten merak ediyorlar.

merak
{i} whim
merak
wonder

I sometimes wonder if I am a girl. - Bazen bir kız mıyım diye merak ediyorum.

He will be wondering what we are doing. - Ne yaptığımızı merak ediyor olacak.

merak
{i} fancy

He has a great fancy for travelling. - Onun seyahat için büyük bir merakı var.

merak
maggot
merak
espial
merak
keenness
merak
fond

My sister is fond of music. - Kız kardeşim müziğe meraklıdır.

I am fond of the cinema. - Ben sinema meraklısıyım.

merak
great interest
merak
conceive
merak
taste

He was curious about how it would taste, so he took a small bite. - Onun tadının nasıl olacağı hakkında meraklıydı, bu yüzden küçük bir ısırık aldı.

This popcorn tastes stale. I wonder when it was popped. - Bu patlamış mısırların tadı bayat. Ne zaman yapıldıklarını merak ediyorum.

merak
foible
merak
relish
merak
mania
merak
(Argo) kick
merak
fuss
merak
passion

I have no special talents. I am only passionately curious. - Ben özel yetenekleri yok. Ben sadece tutkuyla meraklıyım.

merak
inquietude
merak
solicitude
merak
fad

Fadil became interested in Islam. - Fadıl, İslam'a merak sardı.

merak
cult

I am curious about Japanese culture. - Japon kültürünü merak ediyorum.

merak
wondered about
merak
be wondering
merak
missile
merak
{i} avocation
merak
{i} disquiet
merak
{i} anxiety
merak
{i} sensation
merak
{i} care

I wonder if Tom and I can take care of ourselves. - Tom ve benim kendimize bakabilip bakamayacağımızı merak ediyorum.

I wonder if you have ever really cared for me. - Beni gerçekten sevip sevmediğini merak ediyorum.

merak
hobby

Tom is a model railroad hobbyist. - Tom model demiryolu meraklısı.

Tom calls himself a hobbyist. - Tom kendine meraklı diyor.

merak
{i} bug
merak
anxiety, worry
merak
wonderment
merak
disquietude
merak
being particular or fastidious about
merak
curiosity; great interest, concern, passion; anxiety, solicitude, worry
merak
crotchet
merak
great interest in, great liking for; passion for (something)
التركية - التركية
Meraklanmasına yol açmak, kaygılandırmak, tasalandırmak
merak
Bir şeyi anlamak veya öğrenmek için duyulan istek: "Ona bu merak nereden, nasıl, niçin, ne zaman illet olmuştur diye az kafa yormadım."- H. Taner
MERAK
(Osmanlı Dönemi) Kuruntu, telâş. İç sıkıntısı. İç darlığı.(... Merak, hastalığı ziyade ettiği gibi hikmet-i İlâhiyeyi ittiham ve rahmet-i İlâhiyeyi tenkid ve Hâlik-ı Rahiminden şekva hükmünde olduğu için aksi maksadiyle tokad yer, hastalığı ziyadeleşir. L.)
MERAK
(Osmanlı Dönemi) Dalgınlık. Kara sevdâ
MERAK
(Osmanlı Dönemi) Bir şeyi öğrenmek istemek. Çok şiddetli arzu. Heves. Düşkünlük
Merak
(Osmanlı Dönemi) BESS
merak
Bir şeyi edinmek, yapmak, bir şeyle uğraşmak isteği: "Öteden beri güzel giyinmeye, güzel konuşmaya merakım vardır."- R. N. Güntekin
merak
Kaygı, tasa
merak
Düşkünlük, heves
merak
öğrenme isteği
merak
Bir şeyi edinmek, yapmak, bir şeyle uğraşmak isteği
merak
Bir şeyi anlamak veya öğrenmek için duyulan istek
meraklandırma
Meraklandırmak işi
meraklandırmak
المفضلات