koru

listen to the pronunciation of koru
التركية - الإنجليزية
grove

I went into the grove with him. - Onunla birlikte koruya girdim.

Sami hid his car in a grove of trees. - Sami arabasını bir ağaç korusuna sakladı.

wood

The wood was kindled, the flames arose, and a mouldering heap of ashes was soon all that remained of Mrs Askew and her fellow martyrs. - Koru yakıldı, alevler yükseldi, ve kısa sürede bayan Askew ve arkadaş şehitleriyle ilgili geriye kalan bütün şey dökülen bir küller yığınıydı.

(Bilgisayar) keep

I recommend we keep our distance. - Mesafemizi korumamızı tavsiye ederim.

He's keeping a straight face. - O, ciddiyetini koruyor.

maintain

All people shall have the right to maintain the minimum standards of wholesome and cultured living. - Tüm insanlar sağlıklı ve kültürlü yaşam minimum standartlarını koruma hakkına sahip olacaktır.

Dan maintained his innocence all along the lawsuit. - Dan tüm dava boyunca masumiyetini korudu.

woods
protect

One has to protect his family. - İnsan ailesini korumak zorundadır.

Everyone has the right to form and to join trade unions for the protection of his interests. - Herkesin menfaatlerinin korunması için sendikalar kurmaya ve bunlara katılmaya hakkı vardır.

small forest
spinney
grove, copse, coppice
coppice
holt
copse
grove, small wood
plantation
{f} guard

Some companies have guards at the front desk instead of receptionists. - Bazı şirketlerin resepsiyonda resepsiyonist yerine korumaları var.

The secret service guards him against attack. - Gizli servis onu saldırıya karşı koruyor.

conserve

We need to conserve ammo. - Cephaneyi korumalıyız.

Tom must conserve his strength. - Tom gücünü korumak zorundadır.

{f} saving

Can Tatoeba contribute to the saving of endangered languages? - Tatoeba, yok olma tehlikesinde olan dillerin korunmasında katkıda bulunabilir mi?

Protecting the environment means saving ourselves. - Çevreyi korumak kendimizi korumak anlamına gelir.

{f} maintained

The sidewalk is well maintained. - Kaldırım iyi korunmuştur.

Dan maintained his innocence all along the lawsuit. - Dan tüm dava boyunca masumiyetini korudu.

{f} preserved

They have preserved the building. - Onlar binayı korudular.

Good traditions should be preserved. - İyi geleneklerin korunması gerekir.

{f} shelter

Trees shelter my house from the wind. - Ağaçlar evimi rüzgardan koruyorlar.

Tom sought shelter from the rain. - Tom yağmurdan korunmak için sığınak aradı.

{f} safeguard

We must fight to safeguard our civil rights. - Vatandaşlık haklarımızı korumak için mücadele etmeliyiz.

{f} protecting

We're supposed to be protecting Tom. - Tom'u korumamız gerekiyor.

He made an admirable speech about protecting the environment. - O, çevreyi koruma hakkında taktire şayan bir konuşma yaptı.

{f} guarding

Cuban soldiers were guarding the streets. - Kübalı askerler sokakları koruyordu.

How many men are guarding them? - Kaç tane adam onları koruyor?

bring through
{f} shielded

Tom shielded his eyes from the sun. - Tom gözlerini güneşten korudu.

brought through
debar from
{f} maintaining

I've been trying to find out who is responsible for maintaining this road. - Bu yolu korumak için kimlerin sorumlu olduğunu bulmaya çalışıyordum.

{f} guarded

It's a closely guarded secret. - Yakından korunan bir sırdır.

The palace was heavily guarded. - Saray sıkı şekilde korunuyordu.

{f} preserve

We must preserve our peaceful constitution. - Bizim barışçıl anayasamızı korumamız gerekir.

Good traditions should be preserved. - İyi geleneklerin korunması gerekir.

{f} protected

We protected ourselves against danger. - Tehlikeye karşı kendimizi koruduk.

The surrounding hills protected the town. - Çevreleyen tepeler kasabayı korudu.

{f} sheltering
{f} conserving
{f} preserving

We don't need a formal institution for preserving peace. - Barışı korumak için resmi bir kuruma ihtiyacımız yok.

Preserving world peace is one of the main purposes of the United Nations. - Dünya barışını korumak, Birleşmiş Milletlerin temel amaçlarından biridir.

{f} saved
{f} sheltered

These flowers should be sheltered from the rain. - Bu çiçekler yağmurdan korunmalıdır.

Tom has led a sheltered life. - Tom korunaklı bir hayat sürdü.

{f} safekeeping

The valuables are in the safekeeping of the bank. - Değerli şeyler bankanın korumasındadır.

bringthrough
buffer
debarfrom
broughtthrough
boscage
conserved

He conserved his energy for the next game. - Bir sonraki oyun için enerjisini korudu.

{f} shield

The concrete layer of the nuclear reactor's shielding will be destroyed using controlled explosions. - Nükleer reaktörün koruyucu somut tabakası kontrollü patlamalar kullanılarak imha edilecek.

All the police officers were equipped with shields to defend themselves against the rioters. - Bütün polis memurları kendilerini ayaklanmacılara karşı korumak için kalkanlarla donatıldı.

koru ormanı
high forest
ayaklarını koru
protect your feet
Aristo'nun ders verdiği koru
Lyceum
التركية - التركية
Bakımlı küçük orman
Küçük orman
Küçük ve bakımlı orman
golluk
koru
المفضلات