iyilik

listen to the pronunciation of iyilik
التركية - الإنجليزية
goodness

Wisdom and goodness to the vile seem vile. - Alçak için bilgelik ve iyilik iğrenç görünüyor.

Goodness does more than violence. - İyilik, şiddetten daha fazlasını yapar.

favor

Can you do me a favor? - Bana bir iyilik yapar mısın?

In return for helping you with your studies, I'd like to ask a small favor of you. - Çalışmalarınızda size yardım karşılığında, ben sizden küçük bir iyilik rica ediyorum.

kindness

Kindness is the only way to bring peace to this planet. - İyilik bu gezegene barış getirmenin tek yoludur.

She did not forget his kindness as long as she lived. - Yaşadığı sürece onun iyilikseverliğini unutmadı.

favour

Could you do me a favour please? - Bana bir iyilik yapar mısınız, lütfen?

Can you do me a favour? - Bana bir iyilik yapabilir misin?

good

I can't stand those goody-goody types. - Şu iyilik timsali tiplere dayanamam.

With every increase of scientific knowledge, man's power for evil is increased in the same proportion as his power for good. - Bilimsel bilginin her artışıyla insanın kötülük için gücü iyilik için gücü gibi aynı oranda artırılır.

benevolence
blessing
auspices
charity
a good turn

He did me a good turn. - O bana bir iyilik yaptı.

loving-kindness
finess
impartialness
loving
wellbeing
kindnesses
(Ticaret) well-being
welfare
fairness
loving kindness
benefit, advantage
beneficence
kindness; favor
favour [Brit.]
kindliness
well being
goodness; kindness, favour, favor, benefaction; good health; benefit, advantage
goodliness
boon
benefaction
iyilik etmek
favor
iyi
{s} decent

Tom got a decent grade on the test he took last week. - Tom geçen hafta girdiği sınavda iyi bir not aldı.

Tom can't seem to find a decent job. - Tom iyi bir iş bulamıyor gibi görünüyor.

iyi
{s} good

He is no good as a doctor. - Doktor olarak iyi değil.

Good evening, how are you? - İyi akşamlar, nasılsın?

iyi
well

John can't speak French well. - John, Fransızcayı iyi konuşamıyor.

Copper conducts electricity well. - Bakır elektriği iyi iletir.

iyi
fine

I think it will be fine. - Ben, havanın iyi olacağını düşünüyorum.

He became the finest actor on the American stage. - O, Amerikan sahnesinde en iyi aktör oldu.

iyilik bilmek
be grateful
iyilik bilmek
grateful
iyilik etmek
(deyim) do good
iyilik görmek
to be supported
iyilik görmek
supported
iyilik meleği
(Konuşma Dili) fairy godmother
iyilik sağlık
fine
iyilik timsali
goody-goody
iyilik yap
do favor
iyilik sağlık
thanks
iyilik ederek gönül alma
atonement in favor
iyilik görmek, yararlanmak
good to see, to take advantage
iyilik sever
benevolent
iyilik bilmek
not to forget a kindness done one
iyilik bilmek
to be grateful
iyilik bilmez
ungrateful
iyilik bilmezlik
ungratefulness
iyilik eden iyilik bulur
(Atasözü) A helpful person is helped when he/she needs it
iyilik etmek
to do (someone) a kindness
iyilik etmek
oblige
iyilik etmek
do a favor
iyilik etmek
to do (sb) a favour
iyilik etmek
be good towards
iyilik etmek
favour [Brit.]
iyilik etmek gayesiyle
in a good cause
iyilik görmek
to be treated with kindness or generosity by
iyilik görmek
to receive kindness, to be supported
iyilik meleği
angel
iyilik perisi
fairy godmother
iyilik sağlık
(Konuşma Dili) Everything's fine./All's well
iyilik simgesi
dove
iyilik timsali
goody goody
iyilik timsali
goody

I can't stand those goody-goody types. - Şu iyilik timsali tiplere dayanamam.

iyilik yapmak
do a kindness
iyilik yapmak
1. to do (someone) a kindness. 2. slang to report (someone) to the police
iyilik yapmak
to do sb a favour
İyilik sağlık
Fine, thanks
iyi
{s} kind

She was kind enough to give me good advice. - Bana iyi bir tavsiye verecek kadar nazikti.

I am deeply grateful to you for your kindness. - İyiliğin için sana derinden minnettarım.

iyi
{s} just

Love isn't a game, so you can't just cherry pick the best bits! - Aşk bir oyun değildir, bu nedenle sadece en iyi parçaları seçemezsiniz!

The small house had come to look shabby, though it was just as good as ever underneath. - Küçük ev, şimdiye kadar tıpkı altındaki kadar iyi olmasına rağmen,eski püskü görünmeye başladı.

iyi
all right

Mr. Ford is all right now. - Bay Ford şimdi iyidir.

As long as we love each other, we'll be all right. - Birbirimizi sevdiğimiz sürece, biz iyi olacağız.

iyi
{s} alright

I need someone to hold me and tell me everything will be alright. - Beni tutacak ve bana her şeyin iyi olacağını söyleyecek birine ihtiyacım var.

Is everything alright here? - Burada her şey iyi mi?

iyi
comfortable

Sometimes you have to choose between looking good and being comfortable. - Bazen iyi görünme ve rahat olma arasında seçim yapmak zorundasın.

It is better for an animal to live a comfortable life in a zoo than to be torn apart by a predator in the wild. - Bir hayvanın bir hayvanat bahçesinde rahat bir hayat yaşaması vahşi doğada bir vahşi hayvan tarafından parçalanmasından daha iyidir.

iyi
OK
iyi
decently
iyi
great

Great care has been taken to use only the finest ingredients. - Sadece en iyi malzemeleri kullanmak için büyük özen gösterilmiştir.

You are a really good secretary. If you didn't take care of everything, I couldn't do anything. You are just great. - Sen gerçekten iyi bir sekretersin. Her şeyle ilgilenmemiş olsaydın , ben hiçbir şey yapamazdım. Sen harikasın.

iyi
{i} B
iyi
likely

If you eat well, you're likely to live longer. - İyi beslenirseniz muhtemelen daha uzun yaşarsınız.

It is likely to be fine. - O, muhtemelen iyi olacak.

iyi
straight

His eyes searched my face to see if I was talking straight. - Doğru söyleyip söylemediğimi anlamak için beni iyice süzdü.

iyi
{s} happy

I decided to be happy because it's good for my health. - Mutlu olmaya karar verdim çünkü sağlığım için iyi.

I am happy about your good luck. - Ben senin iyi şansın hakkında mutluyum.

iyi
(Argo) keen
iyi
(Konuşma Dili) up to the mark
iyi
sympathetic

A good doctor is sympathetic to his patients. - İyi bir doktor hastalarına sempatiktir.

iyi
prolificness
iyi
beneficent
iyi
(Konuşma Dili) bully for you
iyi
cool

Your dad is really cool. Not really. - Baban gerçekten iyidir. Pek sayılmaz.

I always thought Tom was so cool. - Ben hep Tom'un çok iyi olduğunu düşündüm.

iyi
kindly
iyi
passable
iyi
(Konuşma Dili) copacetic
iyi
up to snuff

This translation is not quite up to snuff. - Bu çeviri oldukça iyi değil.

iyi
nicely

Tom doesn't treat Mary very nicely. - Tom Mary'ye çok iyi davranmaz.

Tom didn't treat Mary very nicely. - Tom Mary'ye çok iyi davranmadı

iyi
suitable

One can hardly find a more suitable climate. - Bundan daha iyi bir ortam bulunamaz.

iyi
benevolent
iyi
better

Nakido is better than Twitter. - Nakido, Twitter'dan daha iyidir.

A laptop is better than a desktop. - Bir dizüstü, bir masaüstünden daha iyidir.

iyi
to the good
iyi
well-

Benjamin Harrison's campaign was well-organized. - Benjamin Harrison'un kampanyası iyi organize edilmişti.

Hoover was well-known to Americans. - Hoover, Amerikalılar için iyi tanınmış biriydi.

iyi
in good health, well. İ
iyi
nice

Dorenda really is a nice girl. She shares her cookies with me. - Dorenda gerçekten iyi bir kızdır, o kurabiyelerini benimle paylaşıyor.

She's a really nice girl. - O gerçekten iyi bir kız.

iyi
o.k
iyi
up to scratch
iyi
pretty

Tom is pretty good at playing piano by ear. - Tom notasız piano çalmada oldukça iyidir.

Tom is pretty sure everything will go well. - Tom her şeyin iyi gideceğinden oldukça emin.

iyi
{s} fair

Tom speaks French fairly well, doesn't he? - Tom Fransızcayı oldukça iyi konuşur değil mi?

Tom is a fairly decent golfer. - Tom oldukça iyi bir golfçüdür.

iyi
goodish
iyi
bonny
iyi
salubrious
iyi
right

Cheer up! It will soon come out all right. - Neşelen! Yakında her şey iyi olacak.

As long as we love each other, we'll be all right. - Birbirimizi sevdiğimiz sürece, biz iyi olacağız.

iyilik perisi
brownie
iyi
a well
iyi
is good
iyi
good to
iyilik yapmak
do a favor

A friend is always ready to do a favor. - Bir arkadaş bir iyilik yapmak için her zaman hazırdır.

iyilik yapmak
do a favour
iyilikler
favors
benim için bir iyilik yapabilir misiniz
Will you do me a favor
herkese iyilik etme kuralı
golden rule
iyi
{s} sound

Tom certainly looked and sounded better than he did last month when we visited him. - Tom kesinlikle geçen ay onu ziyaret ettiğimizde göründüğünden daha iyi görünüyordu ve sesi daha iyi çıkıyordu.

It sounds pretty good. - O, oldukça iyi görünüyor.

iyi
agree

This climate doesn't agree with me. - Bu iklim bana iyi gelmiyor.

Oysters don't agree with me. - İstiridye bana iyi gelmiyor.

iyi
OK, OK
iyi
okay

I think I’m going to be okay. - Sanırım iyi olacağım.

Are you okay? You look really sad. - İyi misin? Gerçekten üzgün görünüyorsun.

iyi
well enough

Tom didn't do well enough on the driver's test to get a driver's license. - Tom sürücü belgesini almak için sürücü testinde yeterince iyi yapamadı.

She is now well enough to work. - O, şimdi çalışmak için yeterince iyidir.

iyi
good; fine; well; suitable; (hava) fair, good; well; All right!, Ok!, good
iyi
plentiful, abundant
iyi
agreeable
iyi
gratifying
iyi
dandy
iyi
handsome

A handsome man is a good reason to go to hell. - Yakışıklı bir adam, cehenneme gitmek için iyi bir nedendir.

He is a good boy, and what is better, very handsome. - O iyi bir çocuk ve daha da iyisi, çok yakışıklı.

iyi
{f} luxuriate
iyi
enviable
iyi
favorable

Attendance should be good provided the weather is favorable. - Hava güzel olması koşuluyla, katılım iyi olmalı.

iyi
vintage
iyi
whole

Karam is the best student in the whole school. - Karam, bütün okuldaki en iyi öğrencidir.

Swimming is good exercise for the whole body. - Yüzme vücudun bütünü için iyi bir egzersizdir.

iyi
bonzer
ortak iyilik
collective ownership
Üstüme iyilik sağlık
Good heavens!
التركية - التركية
Karşılıksız yardım
Sağlığı yerinde olma durumu, esenlik
İyi olma durumu, salah
Yarar veya elverişlilik, nimet
Karşılık beklenilmeden yapılan yardım, kayra, lütuf, kerem, ihsan, inaye: "Borcumu ödesem de iyiliğini ödeyemem."- N. Cumalı
Karşılık beklenilmeden yapılan yardım, kayra, lütuf, kerem, ihsan, inaye
iyilik güzellik
Sağlıklı olma durumu, iyilik sağlık
iyilik perisi
Maddî, manevî yardımda bulunan (kimse)
iyilik sağlık
Nasılsınız sorusuna karşılık olarak sağlıklı ve iyi durumda olunduğunu anlatır
iyi
Esen, sağlıklı
iyi
İstenilen, beğenilen nitelikleri taşıyan, beğenilecek biçimde olan, kötü karşıtı
iyi
Yerinde, uygun
iyi
Bol, yararlı, kazançlı. Çok
iyi
Uğurlu, hayırlı, iyilik getiren
iyi
İstenilen, beğenilen nitelikleri taşıyan, beğenilecek biçimde olan, kötü karşıtı: "Bir aralık iyi fal bildiğimi haremde duyurdum."- F. R. Atay
iyi
Yeterli, yetecek miktarda olan: "Annemin simasını şimdi iyi hatırlayamıyorum."- Y. K. Beyatlı. İstenilen, beğenilen, yerinde, yararlı, uygun bir biçimde: "Bunun çocukları iyi çıktıkları için, ölünceya kadar babalarına bakmışlar."- M. Ş. Esendal
iyi
İstenilen, beğenilen, yerinde, yararlı, uygun bir biçimde
iyi
istenilen nitelikleri taşıyan
iyi
bih
iyi
Yeterli, yetecek miktarda olan
iyi
Bol, yararlı, kazançlı
iyilikler
hasenat
İyi
(Hukuk) BONUS
İyilik
(Osmanlı Dönemi) SERARE
iyilik
المفضلات