People's emotional lives are becoming more and more unstable.
- İnsanların duygusal yaşamları gittikçe daha istikrarsız hale geliyor.
The unstable security situation in Syria also affects Turkey.
- Suriye'deki istikrarsız güvenlik durumu Türkiye'yi de etkilemektedir.
Their situation is precarious.
- Durumları istikrarsızdır.
The market is very volatile.
- Pazar çok istikrarsız.
Sami wanted stability.
- Sami istikrar istiyordu.
Sami was looking for some stability.
- Sami biraz istikrar arıyordu.
You've got to get a steady job.
- İstikrarlı bir iş bulmak zorundasın.
The nation's trade balance improved last year as exports were strong, while imports remained steady.
- İhracaatlar güçlüyken, ithalatlar istikrarlı kalırken ülkenin ticaret dengesi geçen yıl gelişti.
Kararlılıkla her şeyi başarırız.
- İstikrarla her şeye muvaffak oluruz.
Tom kararlılıktan yoksun.
- Tom istikrardan mahrum.