istekli

listen to the pronunciation of istekli
التركية - الإنجليزية
willing

I am willing to take your offer. - Ben teklifinizi almaya istekliyim.

He was willing to care for that cat. - O,o kediye bakmak için istekliydi.

eager

She is eager to live in Australia. - O, Avustralya'da yaşamaya isteklidir.

His daughter is eager to go with him anywhere. - Kızı onunla birlikte herhangi bir yere gitmeye isteklidir.

avid
itchy
solicitous
keen

Are you very keen about going with them? - Onlarla gitmeye çok istekli misin?

Tom wasn't at all keen to stay in the castle, which he'd heard was haunted. - Tom kalede kalmaya hiç istekli değildi, onun perili olduğunu duymuştu.

intent
earnest
aspirational
eagerly

The pupils listened eagerly during his speech. - Onun konuşması sırasında öğrenciler istekli olarak dinlediler.

longing
bouncy
dead-set
minded
person who wants something
aspirant
forward
willing, eager, disposed, ready; desirous; enthusiastic; applicant
desirous
intense
desirous, wanting
applicant
inclined
itching
dead set
hellbent
ready

I'm ready and willing, Tom. - Hazır ve istekliyim, Tom.

During the interrogation, Fadil appeared to be ready and willing to answer any question. - Sorgulama sırasında, Fadıl herhangi bir soruyu cevaplamaya hazır ve istekli görünüyordu.

ambitious
disposed
anxious

He is anxious to read the book. - O, kitabı okumak için istekli.

He works hard because he is anxious to succeed. - Başarmak için istekli olduğundan dolayı çok çalışıyor.

cheerful
inclinable
athirst for
covetous
agog

They were agog to hear the latest news. - Onlar en son haberi duymak için istekliydi.

enthusiastic

He hid his emotions and pretended to be enthusiastic. - O duygularını sakladı ve istekliymiş gibi davrandı.

You don't seem very enthusiastic. - Sen çok istekli görünmüyorsun.

devout
wishful
zealous

She was a zealous worker for charity. - Yardım için istekli bir çalışandı.

ungrudging
athirst
solicitor
prurient
wistful
prepared
game

They are eager to win the next game. - Bir sonraki oyunu kazanmaya istekliler.

hell-bent
fain
appetence
raring

The drivers are at the starting line and raring to go! - Sürücüler başlangıç çizgisindeler ve gitmek için çok istekliler.

{s} thirsty
{s} voracious
{s} strong

He was honest, strong, and willing to make decisions. - O, dürüst, güçlü ve kararlar vermek için istekliydi.

earnest(1)
full of zeal
istek
claim
istek
wish

I hope your wishes will come true. - İnşallah isteklerin gerçekleşir.

She cremated him against his wishes. - Onun isteklerinin aksine o onu yakarak kül etti.

istek
request

I don't get a lot of requests for that song. - O şarkı için çok istek almıyorum.

A map is available upon request. - İstek üzerine bir harita mevcuttur.

istek
want

They want to choose their mates by their own will. - Arkadaşlarını kendi istekleriyle seçmek istiyorlar.

I'm willing to take care of your children, if you want me to. - Eğer benim yapmamı istiyorsan, senin çocuklarına bakmaya istekliyim.

istek
desire

Tom sometimes has trouble understanding other people's motives and desires. - Tom'un bazen diğer insanların güdülerini ve isteklerini anlama sorunu var.

istekli bir biçimde
wishfully
istekli bir şekilde
wishfully
istekli ol
volunteer

Perhaps you'd be willing to volunteer. - Belkide gönüllü olmaya istekli olurdun.

istekli olmak
be disposed
istekli olmak
to be disposed
istekli olmak
disposed
istekli ve yeterlikli
(Latin) volens et potens
istekli olmama
not willing
istekli hale getirmek
make willing
istekli kimse
enthusiast
istekli olarak
(deyim) with a good grace
istekli olarak
wistfully
istekli olmak
to be disposed (to do sth)
istekli olmak
be ungrudging in
istekli olmak
slaver for
istekli olmamak
have no heart
istek
{i} will

I assume you are willing to take the risk. - Riski almaya istekli olduğunuzu varsayıyorum.

They want to choose their mates by their own will. - Arkadaşlarını kendi istekleriyle seçmek istiyorlar.

istek
{i} requirement
istek
{i} aspiration
istek
{i} requisition
istek
{i} urge

When I read about the untranslatability of some language, I feel an irresistable urge to go back to my desk and translate another novel. - Bir dilin çevirilemezliği hakkında bir şey okuduğum zaman, çalışma masama dönüp başka bir roman çevirmek için karşı konulmaz bir istek duyuyorum.

istek
{i} mind
istek
ambition
istek
(Ticaret) sale

One of the items on your wish list is on sale. - İstek listendeki öğelerden biri satlıktır.

Tom assumes Mary will be willing to help with the bake sale. - Tom Mary'nin fırın satışında yardım etmeye istekli olacağını farzediyor.

istek
(Ticaret) motivation
istek
rush
istek
drily
istek
dream
istek
fancy
istek
calling
istek
(Ticaret) motive

Tom sometimes has trouble understanding other people's motives and desires. - Tom'un bazen diğer insanların güdülerini ve isteklerini anlama sorunu var.

istek
accord
istek
(Bilgisayar) prompt
istek
market
istek
thirst
işe istekli
willing to work
çalışmaya istekli
willing to work
istek
appetite
istek
ardour
istek
disposition
istek
vision
istek
avidity
istek
{i} wanting
istek
demand

You must not give way to those demands. - Bu isteklere boyun eğmemelisin.

I gave in to her demands. - Onun isteklerine boyun eğdim.

istek
run
istek
zeal

She was a zealous worker for charity. - Yardım için istekli bir çalışandı.

istek
eagerness
istek
{i} bent
istek
{i} hunger
istekli olmak
be solicitous
istekli olmak
to be eager
istekli olmak
be willing
çok istekli
overzealous
öğrenmeye istekli
willing to learn
cevap vermeye istekli olmak
be responsive
geçmişten konuşmaya istekli
reminiscent
istek
intentness
istek
wish, desire, aspiration; appetite; demand, sale; request
istek
readiness
istek
{i} earnestness
istek
Grace
istek
propensity
istek
instance
istek
device
istek
wish, desire
istek
alacrity
istek
pleasure
istek
{i} adjuration
istek
{i} studiousness
istek
desiderative
istek
{i} suit
istek
{i} stomach
istek
{i} relish
istek
prurient
istek
wants

Separate your wants from your needs. - İsteklerinizi ihtiyaçlarınızdan ayırın.

We aim to satisfy our customers' wants and needs. - Müşterilerimizin istek ve gereksinimlerini karşılamayı amaçlıyoruz.

istek
{i} devoutness
istek
{i} enthusiasm
istek
inclination, appetite
pek istekli
on the tiptoe
çok istekli
raring

The drivers are at the starting line and raring to go! - Sürücüler başlangıç çizgisindeler ve gitmek için çok istekliler.

çok istekli
overanxious
التركية - التركية
Bir şeye karşı isteği olan
teşne
şatka
İstek
talep
istek
Bir şeye duyulan eğilim, arzu: "Yanıma yaklaşan gölge, o eski şarkıyı gerçek bir istekle tekrarlıyordu."- Ç. Altan
istek
Yerine getirilmesi başkasından istenilen şey, talep. İstek ve niyet kavramı veren isteme kipi
istek
İstek ve niyet kavramı veren isteme kipi.Türkçede bu kip fiil kök veya gövdesine -a/-e eki getirilerek kurulur
istek
Yerine getirilmesi (başkasından) istenilen şey, talep
istek
Belirli bir ihtiyacı karşılayacağı düşünülen nesne veya duruma karşı duyulan özlem, arzu
istek
Bir şeye duyulan eğilim, arzu
istek
(Osmanlı Dönemi) talep
İstek
özenç
istekli
المفضلات