içermek

listen to the pronunciation of içermek
التركية - الإنجليزية
contain

This dictionary contains about 40,000 headwords. - Bu sözlük yaklaşık 40.000 madde başı sözcük içermektedir.

This beer contains 5% alcohol. - Bu bira %5 alkol içermektedir.

include

Foods rich in vitamin E include dark-green, leafy vegetables, beans, nuts and whole-grain cereals. - E vitamini bakımından zengin gıdalar koyu yeşil yapraklı sebzeler, fasulye, sert kabuklu yemişler ve tam taneli hububatları içermektedir.

This amount includes tax. - Bu tutar vergi içermektedir.

comprise
involve
to include, to contain, to comprise, to cover, to involve, to embrace, to embody
enclose
encapsulate
incorporate
embody
count in
apply
take in
encapsule
take something in
feature
count
log. to imply
store
number
span
(Hukuk) cover, incorporate
imply
subsume
cover
incapsulate
inclose
implicate
to include, contain
apply to
embrace
carry
içermek (birini)
take someone in
içerme
including
içer
{f} included

The parade included six marching bands. - Geçit töreni altı tane bando içeriyordu.

The shopping list included a gallon of milk. - Alışveriş listesi bir galon süt içeriyordu.

içer
involve

I took a speed-reading course and read War and Peace in twenty minutes. It involves Russia. - Ben hızlı okuma kursu aldım ve yirmi dakika içinde Savaş ve Barışı okudum. Bu Rusya'yı içeriyor.

Japanese sci-fi, as in anime, involves their Buddhistic and Animistic spirituality. - Animelerde olduğu gibi Japon bilim-kurgusu onların Budist ve Animistik ruhsallığını içerir.

içer
contain

His speech contained many fine phrases. - Konuşması birçok güzel cümle içeriyordu.

In the first years that Coca-Cola was produced, it contained cocaine. In 1914, cocaine was classified as a narcotic, after which they used caffeine instead of cocaine in the production of Coca-Cola. - Coca-Cola'nın üretildiği ilk yıllarda, o kokain içeriyordu. 1914'te, kokain bir uyuşturucu olarak gruplandırıldı ve sonra Coca-Cola'nın üretimi için kokain yerine kafein kullandılar.

içer
include

This financial audit also includes an evaluation of the company's assets. - Bu mali denetim, aynı zamanda şirketin varlıklarının bir değerlendirmesini içerir.

Tom's duties include raking the leaves. - Tom'un görevleri yaprakları tırmıkla toplamayı içermektedir.

içer
{f} involved
içer
comprise
içerme
{i} consisting of
içerme
{i} comprising
içerme
subsumption
içer
comprising

The Kalmar Union, comprising Sweden, Denmark and Norway, broke apart in 1523. - İsveç, Danimarka ve Norveç'i içeren Kalmar Birliği, 1523'te ayrıldı.

içerme
inclusion of
değerli maden içermek
assay
fosfatla içermek
phosphatize
hata içermek
contain error
içerme
containment
içerme
{i} inclusion
içerme
log. implication
içerme
implication
içerme
inclusion, containing
şiddet içermek
contain violence
التركية - التركية
İçine almak, içinde bulundurmak, ihtiva etmek
İçine almak, içinde bulundurmak, ihtiva etmek: "Yarım Adam adlı romanı ise kültür yoğunluğu içeren değerli bir denemedir."- H. Taner
Bir şey, başka bir şeyin varlığını gerektirmek, biri ötekini ister istemez düşündürmek, tazammun etmek
içerme
İçermek işi, tazammun, ihtiva
İçermek
tazammun etmek
içermek
المفضلات