her zamanki

listen to the pronunciation of her zamanki
التركية - الإنجليزية
ordinary, habitual, accustomed, usual
late

He came late as usual. - O, her zamanki gibi geç geldi.

They're late, as usual. - Onlar her zamanki gibi geç kaldılar.

routine

We expected the routine, but we got the extraordinary. - Her zamanki gibi olacağını umuyorduk, ama sıra dışı bir durumla karşılaştık.

habitual

Grandfather sat in his habitual place near the fire. - Büyükbaba ateşin yanındaki her zamanki yerine oturdu.

stock
ordinary
accustomed
usual

He came late as usual. - O, her zamanki gibi geç geldi.

Will you come to our usual game of poker next Friday? - Gelecek Cuma her zamanki poker oyunumuza gelecekmisin?

regular

Fill her up with regular. I'll be paying in cash. - Her zamanki gibi onu fulle. Nakit ödeyeceğim.

wonted
her zaman
always

To be always honest is not easy. - Her zaman dürüst olmak kolay değildir.

Mother always gets up early in the morning. - Anne her zaman sabahları erken kalkar.

her zamanki gibi
as usual, as ever as
her zaman
ever

For all his genius, he is as unknown as ever. - Bütün dehasına rağmen, o her zaman olduğu kadar bilinmiyor.

He is stronger than ever. - O, her zamankinden daha güçlüdür.

herzamanki
regular
herzamanki
{s} usual
her zaman
any time

Any time will suit me. - Her zaman bana uygun olacaktır.

You can call me any time. - Beni her zaman arayabilirsin.

her zaman
for ever

Tom always blames me for everything. - Tom her zaman beni her şey için suçluyor.

Tom always blames Mary for everything. - Tom her zaman Mary'yi her şey için suçluyor.

her zaman
everytime
her zaman
all the time

The New York Times reviews her gallery all the time. - The New York Times onun galerisini her zaman eleştirir.

On the whole human beings want to be good, but not too good and not quite all the time. - İnsanoğlu genellikle iyi olmak ister fakat her zaman çok iyi ve sakin değil.

her zaman
routinely
her zaman
year

My five year old daughter always goes to kindergarten happy and full of energy. - Beş yaşındaki kızım kreşe her zaman mutlu ve enerji dolu gider.

Japan has produced more cars than ever this year. - Japonya bu yıl her zamankinden daha çok araba üretti.

her zaman
all times
her zaman
all the while

She did nothing but cry all the while. - O her zaman ağlamaktan başka hiçbir şey yapmadı.

He kept smoking all the while. - O her zaman sigara içmeye devam etti.

her zaman
invariably
her zamanki gibi
as usual

She came late as usual. - O, her zamanki gibi geç geldi.

He came late as usual. - O, her zamanki gibi geç geldi.

her zaman
in season and out of season
her zaman
forever

I am forever in trouble. - Benim her zaman başım belada.

It feels like I've known you forever. - Seni her zaman tanıdım gibi geliyor.

her zaman
at any time

You can call me at any time. - Beni her zaman arayabilirsin.

You can leave at any time. - Her zaman gidebilirsin.

her zaman
(deyim) for ever and a day
her zaman
every time

Every time cigarettes go up in price, many people try to give up smoking. - Her zaman sigara fiyatları yükseliyor, çok sayıda insan sigara içmeyi bırakmaya çalışıyor.

Every time I hear that song, I think of my high school days. - O şarkıyı duyduğum her zaman,lise günlerimi düşünürüm.

her zaman
e'er
her zaman
evermore
her zaman
night and day
her zaman
all along

It was you all along, wasn't it? - O her zaman sendin, değil mi?

her zamanki gibi
ordinarily
her zaman
any old time
her zaman
always, for ever, forever, evermore
her zaman
not always
her zaman
each time
her zamanki gibi
as always

You are in my heart today as always. - Bugün her zamanki gibi kalbimdesin.

Mary, as always, is inimitable! - Mary, her zamanki gibi, eşsizdir!

her zamanki gibi
usual

He came late as usual. - O, her zamanki gibi geç geldi.

As usual, Mike was late for the meeting this afternoon. - Her zamanki gibi, Mike, bu öğleden sonra toplantı için geç kalmıştı.

her zaman
anytime

You can always come back here anytime you want. - İstediğin zaman buraya her zaman geri gelebilirsin.

I will be glad to help you anytime. - Size yardım etmekten her zaman mutlu olacağım.

her zaman
at all times

Mary keeps her laptop with her at all times. - Mary dizüstü bilgisayarını her zaman yanında bulundurur.

Pay attention to your surroundings at all times. - Her zaman çevrenize dikkat edin.

herzamanki
wonted
التركية - التركية
(Osmanlı Dönemi) ÂDÎ
Her zaman
daima
Her zaman
(Osmanlı Dönemi) YEKSAN
Her zaman
her dem
her zaman
Ara vermeden, sürekli, daima, sık sık
الإنجليزية - التركية

تعريف her zamanki في الإنجليزية التركية القاموس.

her zamanki halim
my usual self
(bu benim) her zamanki halim
my usual self