her zaman

listen to the pronunciation of her zaman
التركية - الإنجليزية
always

Bill is always honest. - Bill her zaman dürüsttür.

To be always honest is not easy. - Her zaman dürüst olmak kolay değildir.

forever

It feels like I've known you forever. - Seni her zaman tanıdım gibi geliyor.

I am forever in trouble. - Benim her zaman başım belada.

at any time

You can call me at any time. - Beni her zaman arayabilirsin.

You can leave at any time. - Her zaman gidebilirsin.

(deyim) for ever and a day
every time

Every time I hear that song, I think of my high school days. - O şarkıyı duyduğum her zaman,lise günlerimi düşünürüm.

This works every time. - Bu her zaman işe yarar.

e'er
in season and out of season
any old time
always, for ever, forever, evermore
ever

You can't expect me to always think of everything! - Her zaman her şeyi düşünmemi bekleyemezsin.

Every time I hear that song, I think of my high school days. - O şarkıyı duyduğum her zaman,lise günlerimi düşünürüm.

any time

Any time will suit me. - Her zaman bana uygun olacaktır.

You can call me at any time. - Beni her zaman arayabilirsin.

for ever

Tom always blames Mary for everything. - Tom her zaman Mary'yi her şey için suçluyor.

Tom always blames me for everything. - Tom her zaman beni her şey için suçluyor.

year

My five year old daughter always goes to kindergarten happy and full of energy. - Beş yaşındaki kızım kreşe her zaman mutlu ve enerji dolu gider.

With a microwave oven like this, it's always New Year's Eve! - Böyle bir mikrodalga fırınla, her zaman Yılbaşı gecesidir!

invariably
everytime
all the time

On the whole human beings want to be good, but not too good and not quite all the time. - İnsanoğlu genellikle iyi olmak ister fakat her zaman çok iyi ve sakin değil.

The New York Times reviews her gallery all the time. - The New York Times onun galerisini her zaman eleştirir.

routinely
all times
all the while

He kept smoking all the while. - O her zaman sigara içmeye devam etti.

She did nothing but cry all the while. - O her zaman ağlamaktan başka hiçbir şey yapmadı.

all along

It was you all along, wasn't it? - O her zaman sendin, değil mi?

night and day
evermore
each time
not always
anytime

Ask me anything anytime. - Bana her zaman bir şey sor.

If there's anything at all that you don't understand, you can ask me anytime. - Anlamadığın herhangi bir şey olursa, bana her zaman sorabilirsin.

at all times

Keep clear at all times. - Her zaman açık tutun.

Mary keeps her laptop with her at all times. - Mary dizüstü bilgisayarını her zaman yanında bulundurur.

her zaman olduğu gibi
as usual

Needless to say, Judy came late as usual. - Hiç söylemeye gerek yok, her zaman olduğu gibi Judy geç geldi.

Deliveries will continue as usual. - Teslimatlar her zaman olduğu gibi devam edecek.

her zaman gülümseyen, mütebessim
Always smiling, mütebessim
her zaman geçerli
imprescriptible
her zaman her yerde var olan
omnipresent
her zaman taşınan faydalı şey
vade mecum
her ne zaman
whenever

Whenever I go abroad, I suffer from jet lag and diarrhea. - Her ne zaman yurtdışına gitsem saat farkı ve ishalden rahatsız olurum.

Tom usually says Pardon my French whenever he swears. - Tom her ne zaman küfür etse, genellikle Fransızcamı bağışlayın diyor.

التركية - التركية
Ara vermeden, sürekli, daima, sık sık
daima
(Osmanlı Dönemi) YEKSAN
her dem
her zaman

    الواصلة

    her za·man

    النطق

    علم أصول الكلمات

    [ (h)&r, h&r ] (adjective.) before 12th century. Middle English hire, from Old English hiere, genitive of hEo she; more at HE.

    كلمة اليوم

    guillotine
المفضلات