gerçekten

listen to the pronunciation of gerçekten
التركية - الإنجليزية
really

Dorenda really is a nice girl. She shares her cookies with me. - Dorenda gerçekten iyi bir kızdır, o kurabiyelerini benimle paylaşıyor.

I really look forward to your visit in the near future. - Yakın bir gelecekteki senin ziyaretini gerçekten dört gözle bekliyorum.

indeed

Life is indeed a good thing. - Hayat gerçekten de iyi bir şeydir.

He is very clever indeed. - O gerçekten çok zeki.

actually

Was the money actually paid? - Para gerçekten ödenildi mi?

Tom has actually never been to Boston. - Tom gerçekten asla Boston'da bulunmadı.

truly

It is truly said that time is anger's medicine. - Zamanın öfkenin ilacı olduğu gerçekten söylenilmektedir.

It is truly said that time is money. - Vaktin nakit olduğu gerçekten söylenilmektedir.

in fact

I don't really like him, in fact, I hate him. - Gerçekten ondan hoşlanmıyorum, aslında, ondan nefret ediyorum.

There are lots of theories about the origins of language, but, in fact, no one really knows. - Aslında dilin kökeni hakkında birçok teori vardır, ama hiç kimse gerçekten bilmiyor.

iwis
veritably
say the truth
in truth
notably
be plumb
very

Every sentence that starts with I'm not racist, but is likely to be very racist indeed. - Ben ırkçı değilim, ama ile başlayan her cümlenin gerçekten çok ırkçı olması muhtemeldir.

Tom isn't very good at concealing the way he really feels. - Tom gerçekten hissettiği şekli gizlemede çok iyi değildir.

in actuality
in earnest
of a truth
honestly

I honestly didn't know that Tom didn't know any French. - Tom'un hiç Fransızca bilmediğini gerçekten bilmiyordum.

I honestly didn't know Tom would be here. - Tom'un burada olacağını gerçekten bilmiyordum.

in all honesty
as a matter of fact
in faith
actual

Tom has actually never been to Boston. - Tom gerçekten asla Boston'da bulunmadı.

Can computers actually translate literary works? - Bilgisayarlar gerçekten edebi eserleri çevirebilir mi?

earnest
in effect
real

She's really smart, isn't she? - O gerçekten zeki, değil mi?

Dorenda really is a nice girl. She shares her cookies with me. - Dorenda gerçekten iyi bir kızdır, o kurabiyelerini benimle paylaşıyor.

yea

His stage presence has really improved since last year. - Onun sahne görüntüsü geçen yıldan beri gerçekten gelişti.

Did that accident really happen last year? - Kaza gerçekten geçen yıl mı oldu?

for real

If you keep on complaining, I will get mad for real. - Şikayet etmeye devam edersen, gerçekten delireceğim.

At that time, I thought that I was going to die for real. - O zaman, gerçekten öleceğimi sandım.

quite

This TV program is really quite interesting. - Bu TV programı gerçekten çok ilginçtir.

It is really quite a good story. - O, gerçekten oldukça iyi bir hikaye.

by my troth
in point of fact
in very deed
true

This isn't really true. - Bu gerçekten doğru değil.

That could be true, but I don't really think so. - O doğru olabilir ama gerçekten öyle düşünmüyorum.

yes indeed
genuinely

Tom is genuinely concerned. - Tom gerçekten endişeli.

Tom was genuinely touched. - Tom'a gerçekten dokunuldu.

in sooth
it's no joke
regularly
truly, really
of a verity
in troth
honest injun
truly, really, actually, indeed, honestly
sure enough
forsooth
honest

That's my favorite book! Honestly! The book is worth reading. - O benim en sevdiğim kitabım. Gerçekten okunmaya değer.

I really think we need to be honest with Tom. - Tom'a dürüst olmamız gerektiğini gerçekten düşünüyorum.

literally

The monster literally had eyes in the back of its head. It was really creepy! - Canavarın gerçekten kafasının arkasında gözleri vardı. Bu gerçekten ürperticiydi!

I am literally crying right now. - Ben şimdi gerçekten ağlıyorum.

simply

He was so funny at the party that I simply couldn't restrain my laughter. - O, partide o kadar komikti ki gerçekten gülmeme engel olamadım.

in actual fact
positively
properly
truthfully

You will answer truthfully, won't you? - Gerçekten cevap vereceksin, değil mi?

verily
bona fide
practical

Religion is very personal. Practically everyone has really his own religion. Collectivity in religion is an artifice. - Din çok bireyseldir. Neredeyse herkesin gerçekten kendi dini vardır. Dindeki bütünlük bir kurnazlıktır.

It's not really practical. - Gerçekten pratik değil.

effect

That was really effective. - O gerçekten etkiliydi.

truthful

You will answer truthfully, won't you? - Gerçekten cevap vereceksin, değil mi?

truth

She didn't try to evade the truth. - O, gerçekten kaçmaya çalışmadı.

To tell the truth, I don't really like him. - Doğruyu söylemek gerekirse, onu gerçekten sevmiyorum.

earnest(1)
gerçekten de
indeed

Life is indeed a good thing. - Hayat gerçekten de iyi bir şeydir.

gerçekten yapılan
de facto
gerçekten mi
really

I really appreciate what you've done. - Yaptığına gerçekten minnettarım.

I would really appreciate a glass of cold beer. - Bir bardak soğuk biraya gerçekten minnettar kalırdım.

gerçekten de
so indeed
gerçekten gerekli
must-have
gerçekten kaçış
escapism
gerçekten varolan
concrete
gerçekten yapmak
carry out
gerçekten!
(Argo) reckon!
gerçekten inanmak
really believe
gerçekten inanmak
firmly believe
gerçekten mi
honest
gerçekten var olan
concrete
gerçekten çok teşekkürler
thank you very much indeed
gerçekten öyle
quite so!
gerçekten öyle mi
is that so?
gerçekten mi
oh really
التركية - التركية
Gerçek olarak, hakikaten, sahi, sahiden, filhakika, filvaki: "Hiçbir genç adam, ölümü gerçekten düşünmemiştir."- N. Ataç
Gerçek olarak, hakikaten, sahi, sahiden, filhakika, filvaki
gerçekten
المفضلات