geçiş

listen to the pronunciation of geçiş
التركية - الإنجليزية
passing
transition

Chromium is a transition element. - Krom bir geçiş elementidir.

The DJ transitioned between two songs. - DJ iki şarkı arasında geçiş yaptı.

pass

I am used to hearing the train pass by my house. - Trenin evimin yanından geçişini duymaya alışkınım.

I got a season's pass to all the home games. - Bütün ev oyunları için sezonluk geçiş aldım.

(Hukuk) passage

There is no passage for big vehicles here. - Burada büyük araçlar için geçiş yoktur.

The minority party made a last-ditch effort to block passage of the bills. - Azınlık partisi, faturaların geçişini engellemek için son çabayı sarfetti.

changeover
passing, crossing
mus. transition; modulation
pass, passing; transit; transition
intermediate tone between two primary colors
progression
modulation
(Otomotiv) transfer
(Denizbilim) pivot
(Bilgisayar) run
modulate
crossing

The border crossing was crowded with people, many of whom were refugees. - Sınır geçişi insanlarla doluydu, onların çoğu mültecilerdi.

I saw him crossing the street. - Onun caddeyi geçişini gördüm.

migration
{i} transit

The educational system is in transition. - Eğitim sistemi geçiş aşamasında.

The DJ transitioned between two songs. - DJ iki şarkı arasında geçiş yaptı.

transistion
switched to
(Nükleer Bilimler) interpass
acces
geç
late

He appeared at the party late. - O, partiye geç geldi.

I'm sorry to be late. - Geç kaldığım için üzgünüm.

geçiş ücreti
toll

This bridge was originally a toll bridge. - Bu köprü aslında geçiş ücreti alınan bir köprüydü.

You need to have exact change to pay the toll of the expressway. - Otoban geçiş ücretini ödemen için tam değişime sahip olmalısın.

geçiş çökeltisi
(Mühendislik) Transition precipitation
geçiş önceliğine uymamak
failure to yield
geçiş önceliğine uymamak
failure to obey yield sign
Geçiş Girişimleri Bürosu
(Askeri) Office of Transition Initiatives
geçiş admitansı
transfer admittance
geçiş akımı
transfer current
geçiş aracı
transit instrument
geçiş belgesi
passport
geçiş bölgesi
transition region
geçiş derleyicisi
cross compiler
geçiş dönemi
transition period
geçiş dönemi
(Hukuk) transitional stage
geçiş elementi
transition element
geçiş frekansı
crossover frequency
geçiş görev
function of transfer
geçiş hakkı
(Hukuk) right of passage
geçiş hakkı
right of way
geçiş hakkına sahip olmak
to have the right of way
geçiş hakkına uymak
to observe the right of way
geçiş hakkına uymamak
to ignore the right of way
geçiş hattı
by-pass port
geçiş iletimi
transconductance
geçiş izni
safe-conduct
geçiş izni
pass

I can't let you enter without a pass. - Geçiş izni olmadan girmene izin veremem.

geçiş işlevi
transfer function
geçiş kanalı
port
geçiş karakteristiği
transfer characteristic
geçiş kartı
transition card
geçiş matrisi
transition matrix
geçiş metali
transition metal
geçiş noktası
transition point
geçiş notası
passing note
geçiş olasılığı
transition probability
geçiş parası
turnpike
geçiş parası
(köprü vs.) toll
geçiş süresi
pass time, run time
geçiş sıcaklığı
transition temperature
geçiş vizesi
transit visa
geçiş yok
No passing
geçiş yolu köprü ayağı
(Askeri) causeway pier
geçiş yolu kısmı, güçlendirilmemiş
(Askeri) causeway section, nonpowered
geçiş yolu kısmı, güçlendirilmemiş (ara kısım)
(Askeri) (I) causeway section, nonpowered (intermediate)
geçiş yolu kısmı, güçlendirilmemiş (deniz ucu)
(Askeri) (SE) causeway section, nonpowered (sea end)
geçiş yolu kısmı, güçlendirilmemiş (sahil ucu)
(Askeri) (BE) causeway section, nonpowered (beach end)
geçiş zamanı
transit time
geçiş çeviricisi
cross assembler
geçiş önceliği hakkı
right of way
geçiş önceliği vermek
give the right of way
geçiş üstünlüğü
traffic right of way
geçiş üstünlüğü
(trafik) priority
gemilerin zararsız geçiş hakkı
(Hukuk) innocent passage
genel geçiş kartı; mevcut faaliyetler merkezi
(Askeri) common access card; current actions center
geç
slow

In childhood, time passes slowly. - Çocukluk çağında, zaman yavaş olarak geçer.

Time passed very slowly this week. - Bu hafta zaman çok yavaş geçti.

geç
tardy

His teacher sent him to the principal's office for being tardy too many times. - Birçok kereler derse geç geldiği için öğretmeni onu müdürün odasına gönderdi.

geç
backward
geç
behind

The train is ten minutes behind today. - Tren bugün on dakika geç kaldı.

We got behind the car and pushed. - Biz arabanın arkasına geçtik ve ittik.

geç
{f} passed

After she had passed her driving test, she bought a car. - Test sürüşünü geçtikten sonra bir araba aldı.

The ship passed through the Panama Canal. - Gemi Panama Kanalından geçti.

dikey geçiş
(Eğitim) vertical transfer
geç
skip

Tom skipped dinner saying he was too tired to eat. - Tom yiyemeyecek kadar çok yorgun olduğunu söyleyerek akşam yemeğini geçiştirdi.

Skip the boring chapters. - Sıkıcı bölümleri geç.

geç
posteriorly
geç
(Bilgisayar) bypass
geç
{f} switch

After talking to Tom for a few minutes, it became obvious that his French wasn't very good, so Mary switched to English. - Tom'la birkaç dakika konuştuktan sonra onun Fransızcasının çok iyi olmadığı belli oldu, bu yüzden Mary İngilizceye geçti.

Why doesn't the U.S. switch to the metric system? - ABD neden metrik sisteme geçmiyor?

geç
(Bilgisayar) ignore

The press can't ignore us forever. Sooner or later, they'll do a story about us. - Basın bizi sonsuza kadar görmezden gelemez. Er ya da geç bizim hakkında bir hikaye yapacaklar.

He deliberately ignored me when I passed him in the street. - Ben sokakta onu geçtiğimde o kasıtlı olarak beni görmezden geldi.

geçiş dönemi
(Spor) interim
geçiş yapmak
(Bilgisayar) switch to
hızlı geçiş
whirl
otomatik geçiş
(Bilgisayar) autoswitch
tren geçiş zamanı
(Askeri) train path
yatay geçiş
(Eğitim) lateral transfer
yatay geçiş
(Eğitim) undergraduate transfer
geç
{f} overshot
geç
gone by

Ten years have gone by since his death. - Onun ölümünden beri on yıl geçti.

Just one year has gone by since my friend died. - Arkadaşım öldüğünden beri sadece bir yıl geçti.

geç
behindhand
geç
elapse
geç
devolve upon
geç
behind time

The train is twenty minutes behind time. - Tren yirmi dakika geç kaldı.

The first bus will leave 10 minutes behind time. - İlk otobüs on dakika geç hareket edecek.

geç
go by

Days go by and still no sign of Tom. - Günler geçiyor ve Tom'tan hala bir iz yok

I go by that shop every morning on my way to school. - Her sabah okula giderken o dükkanın önünden geçiyorum.

geç
{f} lapsing
geç
{f} pass

If she studied hard, she could pass the exam. - Sıkı çalışsa, sınavı geçebilir.

If he studied hard, he could pass the exam. - Sıkı çalışsa, sınavı geçebilir.

geç
{f} lapse
geç
go over

Let's go over this plan again. - Bu planı tekrar gözden geçirelim.

I want to go over a few things with you. - Seninle birlikte birkaç şeyi gözden geçirmek istiyorum.

geç
pass to
geç
gone over
geç
overstep
geç
{f} passing

He was passing by on his bicycle when he heard a cry for help. - O, bir yardım çığlığı duyduğunda, bisikletiyle geçiyordu.

I am sure of his passing the examination. - Ben onun sınavı geçtiğinden eminim.

geç
went over

I went over the report. - Ben raporu tekrar gözden geçirdim.

Tom went over to your house. - Tom senin evini tekrar gözden geçirdi.

geç
devolve on
geç
exceed

Imports exceeded exports last year. - Geçen yıl ithalat ihracatı aştı.

Our profits exceeded even the most optimistic estimates announced last year. - Bizim kâr geçen yıl duyurulan en iyimser tahminleri bile aştı.

geç
{f} cross

You must take care when you cross the road. - Yolu geçerken dikkat etmelisin.

Do you mind if we cross your garden? - Bahçenizden geçebilir miyiz?

geç
went by
Geç
to be late
dikey geçiş
graduate transfer
geç
to late
geç
is late
geç
not later than
geçişler
transitions
BM Kamboçya Geçiş Süreci Yetkilisi
(Askeri) United Nations Transition Authority in Cambodia
acele geçiş
(Askeri) hasty crossing
beyan edilen doğrudan geçiş
(Politika, Siyaset) declared transit
birden geçiş
sudden transition
bu benim transit geçiş vizam
This is my transit pass
eklem geçiş açısı
(Çevre) joint translation angle
emniyetli geçiş
(Askeri) normal crossing
geç
outdo

They are constantly trying to outdo each other. - Onlar sürekli olarak birbirlerini geçmeye çalışıyorlar.

The sky is clear and the wind is refreshingly cool. It's a perfect day to spend outdoors. - Gökyüzü açık ve rüzgar ferahlatıcı biçimde serin. Dışarıda geçirmek için harika bir gün.

geç
late, delayed
geç
speed

A car passed by at top speed. - Bir araba son hızla geçti.

Let me bring you up to speed. - Seni harekete geçireyim.

geç
ford

The enemy cavalry crossed the river by an unknown ford. - Düşman süvarisi, bilinmeyen bir geçit yoluyla nehri geçti.

geç
outdid
geç
outgoing
geç
outgo
geç
back

He came back last August. - O, geçen ağustos ayında geri geldi.

Tom came back to Boston last year. - Tom geçen yıl Boston'a geri geldi.

geç
outstrip
geç
outdone
izinli geçiş
allowed transition
izomerik geçiş
isomeric transition
izometrik geçiş
(Çevre) isometric transition
köken ve geçiş ülkeleri
(Hukuk) countries of origin and transit
köprü geçiş ücreti
bridge toll
kırık düzlemli geçiş
wedge transition
nakit geçiş
cash toll
nehir geçiş harekatı
(Askeri) river crossing operation
normal geçiş
(Bilgisayar) normal pan
ortam geçiş hızı
(Tıp) medium intake rate
oylamaya geçiş
(görüşme sonrası) cloture
paralı geçiş yeri
toll bar
paralı geçiş yeri
toll gate
rastgele geçiş
(Bilgisayar) random transition
serbest geçiş
fairway
serbest geçiş belgesi
(gemi) navicert
sunucu geçiş noktası
service access point
tarih saat grubu; sayısal geçiş grubu
(Askeri) date-time group; digital trunk group (digital transmission group)
transit geçiş
transit
transit geçiş zamanı
transit time
yasak geçiş
forbidden transition
yükseltilmiş (kötü arazi üstünden) geçiş yolu sistemi
(Askeri) elevated causeway system
yükseltilmiş (kötü arazi üstünden) geçiş yolu sistemi (modüler)
(Askeri) (M) elevated causeway system (modular)
yükseltilmiş geçiş yolu sistemi (Deniz Kuvvetleri layteri)
(Askeri) (NL) elevated causeway system (Navy lighterage)
zararsız geçiş hakkı
(Hukuk) innocent passage
zincir geçiş dişlisi
(Otomotiv) chain guide wheel
çapraz geçiş
traverse
çağrı servisi pozisypnu; geçiş yolu kısmı, güçlendirilmiş; Arama noktası başlang
(Askeri) call service position; causeway section, powered; commence search point; contracting support plan; crisis staffing procedures (JCS); cryptologic support package
çift-genişlikli modüler kötü arazi (bataklık vs) geçiş yolu feri
(Askeri) double-wide modular causeway ferry
üst geçiş
upper culmination
التركية - التركية
Resimde iki ayrı rengi birbirine bağlayan ara ton
Herhangi bir durumdaki değişme, intikal
Geçme işi veya biçimi
Bir parça süresince bir tondan başka bir tona atlama
Ses organlarının bir durumdan ötekine geçmesi
Geçme işi veya biçimi: "Bekleme sabırsızlığını çoktan kaybetmiş olduğum için vaktin geçişini pek fark etmiyordum."- R. N. Güntekin
geçiş hakkı
Geçiş üstünlüğü
geçiş üstünlüğü
Cankurtaran, itfaiye, güvenlik araçlarına tanınan, yolu öncelikle kullanma hakkı
yatay geçiş
undergraduate transfer
dikey geçiş
İki yıllık yüksek okullardan mezun olanların, belirli koşulları yerine getirerek fakültelerde okuma hakkı elde etmesi
geç
Kararlaştırılan, beklenen veya alışılan zamandan sonra, erken karşıtı: "Dönülmez akşamın ufkundayız, vakit çok geç / Bu son fasıldır ey ömrüm, nasıl geçersen geç"- Y. K. Beyatlı
geç
Kararlaştırılan, beklenen veya alışılan zamandan sonra, erken karşıtı
geç
Belirli zamandan sonra olan
yatay geçiş
Yüksek öğretimde bir okuldan bir okula yönetmeliklerin elverdiği ölçüde yapılan geçiş
üst geçiş
Bir yıldızın ufuk üzerinde en yüksek noktaya geçiş durumu, yücelim
geçiş
المفضلات