güçlülük

listen to the pronunciation of güçlülük
التركية - الإنجليزية
substance
prepotency
being strong
sturdiness
strength, power
pithiness
mightiness
power, strength, might, vigor
strength

Do you know your strengths and weaknesses? - Güçlülüklerinizi ve zayıflıklarınızı biliyor musunuz?

virility
(Biyokimya) potency
capacitance
intensity
forcefulness
strenuousness
powerfulness
powerfullness
prepotence
brawniness
güç
power

The boat uses a motor for the power. - Tekne güç için bir motor kullanır.

What would happen if two powerful nations with different languages - such as United States and China - would agree upon the experimental teaching of Esperanto in elementary schools? - Amerika Birleşik Devletleri ve Çin gibi farklı dilleri olan iki güçlü devlet ilköğretim okullarında Esperanto deneysel öğretimi üzerinde anlaşmaya varsalardı ne olurdu?

güç
(Askeri) strength

The strengthening of competitiveness on export markets is an urgent need. - İhracat pazarlarında rekabet gücünün güçlendirilmesi acil bir ihtiyaçtır.

Everyone has strengths and weaknesses. - Herkesin güçlü ve zayıf yönleri vardır.

güç
force

The Japanese military forces seemed too strong to stop. - Japon askeri güçleri durdurmak için çok güçlü görünüyordu.

Japanese forces marched into Burma. - Japon güçleri Birmanya'ya yürüdü.

güç
{i} intensity
güç
might

The pen is mightier than the sword. - Kalem kılıçtan daha güçlüdür.

Japan is a mighty nation. - Japonya güçlü bir ulustur.

güç
dominance
güç
{i} ability

The ability to show weakness is a strength. - Zayıflığı gösterme yeteneği bir güçtür.

güç
(deyim) go hard with
güç
puissance
güç
tough

Athletes must be tough not only physically, but also mentally. - Atletler sadece fiziksel olarak değil fakat aynı zamanda zihinsel olarak da güçlü olmalılar.

Times are tough. Try to be strong! - Devir kötü. Güçlü olmaya çalış!

güç
virtue

Calm is a virtue of the strong. - Sakinlik, güçlünün bir erdemidir.

güç
troublesome
güç
vires
güç
problematic
güç
stiff
güç
austere
güç
duty

Tom has a strong sense of duty. - Tom'un güçlü bir görev duygusu var.

güç
(Ticaret) coercive power
güç
muscle

He muscled his way through the crowd. - Kalabalığın içinde güçlükle ilerledi.

Hercules had strong muscles. - Herkül'ün güçlü kasları vardı.

güç
fastidious
güç
(deyim) go hard for
güç
onerous
güç
formidable
güç
resource
güç
competency
güç
invest

A high savings rate is cited as one factor for Japan's strong economic growth because it means the availability of abundant investment capital. - Yüksek tasarruf oranı Japonya'nın güçlü ekonomik büyümesi için bir faktör olarak kabul edilmektedir.Çünkü o bol yatırım sermayesi kullanılabilirliği anlamına gelmektedir.

güç
compulsion
güç
ascendancy
güç
choosy
güç
laborious
güç
mean

A high savings rate is cited as one factor for Japan's strong economic growth because it means the availability of abundant investment capital. - Yüksek tasarruf oranı Japonya'nın güçlü ekonomik büyümesi için bir faktör olarak kabul edilmektedir.Çünkü o bol yatırım sermayesi kullanılabilirliği anlamına gelmektedir.

güç
onerous ağır
güç
arduous
güç
sticky
güç
torque
güç
strenuous
güç
troublous
güç
ardous
güç
sinew
güç
thews
güç
zip
güç
arm

Japan's army was very powerful. - Japonya'nın ordusu çok güçlüydü.

Germany then had a powerful army. - O zaman Almanya'nın güçlü bir ordusu vardı.

güç
difficult

The old woman climbed the stairs with difficulty. - Yaşlı kadın merdivenleri güçlükle tırmandı.

I have difficulty understanding abstract modern art, especially Mondrian. - Soyut modern sanatı anlamada güçlük çekiyorum, özellikle Mondrian.

güç
push
güç
sap
güç
ascendance
güç
heavy

We expect heavy resistance. - Güçlü direnme bekliyoruz.

I'm strong enough to carry those heavy metal boxes. - Bu ağır metal kutuları taşımak için yeterince güçlüyüm.

güç
trying

The Ukrainian security forces are trying to occupy the towns and villages between Donetsk and Luhansk in order to cut off those two important cities from each other. - Ukrayna güvenlik güçleri bu iki önemli kenti birbirinden ayırmak amacıyla Donetsk ve Luhansk arasındaki kasaba ve köyleri işgal etmeye çalışıyorlar.

Tom could hardly keep from laughing when he saw Mary trying to juggle some balls. - Tom Mary'yi top cambazlığı yapmaya çalışırken gördüğünde gülmemek için kendini güçlükle frenledi.

güç
energy

The cells have the capacity to convert food into energy. - Hücrelerin gıdayı enerjiye dönüştürme güçleri var.

güç
rough
güç
exacting
güç
impossible
güç
effort

Despite concerted effort by the government and private actors, the language's future is bleak. - Hükümet ve özel aktörlerin çok güçlü çabalarına rağmen dilin geleceği umutsuzdur.

güç
{i} potential
güç
tricky
güç
power of
güç
{i} vis
güç
{i} vigor

He looks very vigorous, considering his age. - Yaşını göz önünde bulundurursak, o çok güçlü görünüyor.

Paul is more vigorous than Marc. - Paul Marc'tan daha güçlü.

güç
propulsion
güç
difficulty

I have difficulty understanding abstract modern art, especially Mondrian. - Soyut modern sanatı anlamada güçlük çekiyorum, özellikle Mondrian.

He had no difficulty in solving the problem. - Sorunun çözümünde hiç güçlük çekmedi.

güç
{i} capability
güç
{i} clutch
güç
{i} vigour
güç
{i} control

Franco's forces took control in Spain. - Franko'nun güçleri İspanya'da kontrolü ele geçirdi.

Tom has difficulty controlling his anger. - Tom öfkesini kontrol etmekte güçlük çekiyor.

güç
punch
güç
{i} zing
güç
{i} capacity

The cells have the capacity to convert food into energy. - Hücrelerin gıdayı enerjiye dönüştürme güçleri var.

güç
{i} spirit

She chose the most spirited horse in the stable. - O, ahırdaki en güçlü atı seçti.

A powerful spirit resides in the forest. - Güçlü bir ruh ormanda ikamet eder.

güç
clutches
güç
{i} vim
güç
{i} command
güç
{i} iron

This boat is made with high grade aluminum and high strength iron. - Bu tekne üstün kaliteli alüminyum ve yüksek güçlü demir ile yapılır.

güç
{i} sting
güç
forceful

He was a forceful leader. - O, güçlü bir liderdi.

My impression of this government is that they need a more forceful economic policy, otherwise they'll encounter large problems in the future. - Benim bu hükümet hakkındaki izlenimim onların daha güçlü bir ekonomik politikaya ihtiyaçları olduğu, aksi takdirde gelecekte büyük sorunlarla karşılaşacaklarıdır.

güç
{i} tone
güç
{i} stuffing
güç
{s} baffling

Do you remember that baffling murder case? - O güç cinayet davasını hatırlıyor musunuz?

güç
uphill
güç
hard

Tom could hardly walk. - Tom güçlükle yürüyebiliyordu.

Tom could hardly stand the pain. - Tom acıya güçlükle katlanabiliyordu.

güç
clout
güç
potency
güç
difficult, hard
güç
performance
güç
steam
güç
sword

The pen is mightier than the sword. - Kalem kılıçtan daha güçlüdür.

güç
pep
güç
difficult, hard, arduous, troublesome, stiff, strenuous, tough, laborious; with difficulty
güç
knotty
güç
rod
güç
tricksy
güç
sweaty
güç
with difficulty

The old woman climbed the stairs with difficulty. - Yaşlı kadın merdivenleri güçlükle tırmandı.

They answered their teacher's question with difficulty. - Onlar öğretmenlerinin sorusuna güçlükle cevap verdi.

güç
pith
güç
pine

I don't like eating pineapples. They have a strong smell. - Ben ananas yemekten hoşlanmıyorum. Onların güçlü bir kokusu var.

güç
stamina
güç
{i} vitality
güç
{i} forcefulness
güçlülük
المفضلات