görevi

listen to the pronunciation of görevi
التركية - الإنجليزية
(Bilgisayar) role

The interpreter has a double role. - Çevirmenin ikili bir görevi vardır.

I am sure you will take an active role in your new position. - Ben, yeni görevinde aktif bir rol alacağından eminim.

title
position

I resigned from my position as club treasurer. - Kulüp saymanı olarak görevimden istifa ettim.

My uncle retired from teaching last year, but he still managed to hang onto a position at the university. - Amcam geçen yıl öğretmenlikten emekli oldu, fakat üniversitede bir görevi hâlâ sürdürebiliyordu.

görevi kötüye kullanma
malpractice
görev
job

Tom assigned Mary to do the job. - Tom işi yapması için Mary'yi görevlendirdi.

It's your duty to finish the job. - İşi bitirmek sizin göreviniz.

görev
task

You must carry the task through to the end. - Sonuna kadar görevi taşımalısın.

The trainee could hardly bear the burden of the task. - Stajyer, görevin yüküne dayanamadı.

görev
duty

One must do one's duty. - İnsan görevini yapmalı.

The police officer on duty sensed an elderly man coming up behind him. - Görevli memur arkasından yaşlı bir adamın geldiğini hissetti.

görev
assignment

I was abroad on an assignment. - Ben bir görev için yurt dışındaydım.

Can I give you the assignment? - Sana görev verebilir miyim?

görev
work

Tom worked as a gas station attendant. - Tom bir benzin istasyonu görevlisi olarak çalıştı.

I work as a museum attendant. - Bir müze görevlisi olarak çalışıyorum.

görevi başında bulunmayan kimse
absentee
görevi gereği nezaket göstermek
do the polite thing
görevi gereği nezaket göstermek
do the polite
görevi görmek
act as
görevi icabı
ex officio
görevi ihmal
neglect of duty
görevi ihmal etme
delinquency
görevi kötüye kullanma
misprision
görevi kötüye kullanmak
job
görevi nedeniyle kendini bir şey sanan memur
panjandrum
görevi yapmak
sit on
görevi yapmakta kusur işlemek
default
görevi yerine getirmek
officiate
görev
mission

He was given an important mission. - Ona önemli bir görev verildi.

Tom was in favor of aborting the mission. - Tom görevin durdurulmasından yanaydı.

görev
{i} function

We can't function like this. - Böyle görev yapamayız.

arama görevi
(Askeri) search mission
denetim görevi
(Politika, Siyaset) task of inspection
emir ve komuta görevi
(Askeri) command task
görev
vocation
görev
engagement
görev
office

The police officer on duty sensed an elderly man coming up behind him. - Görevli memur arkasından yaşlı bir adamın geldiğini hissetti.

The politician was removed from office. - Politikacı görevden alındı.

görev
berth
görev
labour
görev
obligation
görev
(Ticaret) ministry
görev
official duty
görev
post

He was advanced to a managerial post. - O, idari bir göreve yükseltildi.

The president appointed each man to the post. - Genel müdür her bir adamı görevine atadı.

görev
capacity
görev
trust

The Board of Trustees voted to divest the organization's overseas holdings. - Mütevelli Yönetim kurulu yurt dışı holdingleri görevden almak için oy kullandı.

görev
employ

Linda was employed as a flight attendant. - Linda uçuş görevlisi olarak işe alındı.

He is employed in a bank. - O, bir bankada görevlidir.

görev
competence
görev
(Havacılık) subtask
imha ateş görevi
(Askeri) destructive fire mission
kamu görevi
(Askeri) public service
toplu iş görevi
(Bilgisayar) batch job
üstlenmek (resmi bir görevi)
assume
görev
service

Sami finished his two years of military service. - Sami iki yıllık askerlik görevini bitirdi.

I had my military service in Ankara. - Askerlik görevimi Ankara'da yaptım.

görev
(Dilbilim) tasks

For certain tasks, my computer can be very useful. - Belli görevler için bilgisayarım çok yararlı olabilir.

Only half of all military planes can fight. The rest are used for other tasks. - Askerî uçakların sadece yarısı savaşa katılabilir. Kalanlar ise başka görevler için kullanılır.

görev
place

You must put up with your new post for the present. I'll find you a better place one of these days. - Şu an için yeni görevinize katlanmalısın. Sana bugünlerden birinde daha iyi bir yer bulacağım.

görev
position

My elder brother got a position in a big business. - Ağabeyim büyük bir ticari kuruluşta görev yapıyor.

I am sure you will take an active role in your new position. - Ben, yeni görevinde aktif bir rol alacağından eminim.

görev
onus
görev
commission

He has received a commission as a naval officer. - O bir deniz subayı olarak bir görev aldı.

A friend of mine commissioned a well-known artist to paint a portrait of his wife. - Arkadaşlarımdan biri iyi-tanınmış bir sanatçıyı onun karısının portresini yapması için görevlendirdi.

görev
part

I try to do my part to help the community. - Topluma yardımcı olmak için görevimi yapmaya çalışıyorum.

Tom has already done his part. - Tom zaten görevini yaptı.

firavunun görevi
The task of the pharaohs
görev
appointment
kamu görevi
public office
BM Haiti Görevi
(Askeri) United Nations Mission in Haiti
Birleşik Devletler BM Görevi
(Askeri) United States Mission to the United Nations
Birleşik Devletler askeri eğitim görevi
(Askeri) United States military training mission
Rwanda BM Yardım Görevi
(Askeri) United Nations Assistance Mission in Rwanda
adıl görevi yapan
pronominal
ahır görevi
stables
arama ve kurtarma görevi bilgi subayı
(Askeri) search and rescue (SAR) mission information officer
arama ve kurtarma görevi koordinatörü; sistem mastır kataloğu
(Askeri) search and rescue (SAR) mission coordinator; system master catalog
askerlik görevi
duty in the armed forces
askerlik görevi
(Hukuk) military service
askerlik hizmeti/görevi
compulsory military service
bakım görevi yapamaz
(Askeri) not mission capable, maintenance
bağlaç görevi gören kip
conjunctive
bağlaç görevi yapan
conjunctive
bildirme görevi
duty to disclose
bilime dayalı stok görevi
(Askeri) science-based stockpile stewardship
bir görevi yerine getirmek
(Hukuk) to perform a task
birine bir görevi vermek
(Hukuk) entrust someone with a duty
elzem acil durum görevi
essential emergency function
emniyet görevi
(Askeri) security mission
esas ateşe destek görevi
(Askeri) essential fire support task
ev sahibi görevi yapmak
(Konuşma Dili) do the honours
felaket görevi sorumlu subayı
(Askeri) mission disaster response officer
gezinti görevi
(Bilgisayar) navigation task
görev
devoir
görev
business

My elder brother got a position in a big business. - Ağabeyim büyük bir ticari kuruluşta görev yapıyor.

görev
job, employment, function
görev
incumbency
görev
(Hukuk) office, task
görev
stint
görev
situation
görev
billet
görev
duty, task, assignment, charge; appointment; mission, service, commission; function
görev
law jurisdiction
görev
workings
görev
employment
görev
official work, office
görev
charge

Even if you do not like it, you must take charge of it. - Sevmesen bile bu görevi almalısın.

Who put you in charge? - Seni kim görevlendirdi?

görev
piece of work
görev
physiol., gram., (Matematik) function
hakem görevi görmek
act as referee
harekat görevi
(Askeri) operation task
hava indirme mayın karşı tedbirler görevi
(Askeri) airborne mine countermeasures
hava postası; özel hava nakliye görevi; satıhtan havaya füze
(Askeri) space available mail; special airlift mission; surface-to-air misilse
havarilik görevi
apostolate
hizmetli görevi yapan kimse
servitorship
lojistik destek görevi
(Askeri) logistics support function
müşterek temsilcilik-temel görevi
(Askeri) joint mission-essential task
psikolojik harp özel görevi
(Askeri) psychological warfare task
resmen görevi olmayan
non commissioned
sahil görevi
(Askeri) shore duty
teftiş görevi
(Hukuk) task of inspection
teftiş/denetim görevi
(Hukuk) task of inspection
zırhlı keşif görevi; otomatik programlama çağrısı
(Askeri) armored scout mission; automated scheduling message
özel hava ulaştırma görevi
(Askeri) special assignment airlift mission
İKK harekat görevi Yetkilisi
(Askeri) counterintelligence operational tasking authority
التركية - التركية

تعريف görevi في التركية التركية القاموس.

görev
Resmî iş, vazife
Görev
vazife
Görev
fonksiyon
YÜRÜTME GÖREVİ
(Hukuk) Yasalar çerçevesinde, Cumhurbaşkanı ve bakanlar kurulu tarafından yerine getirilir
görev
Bir nesne veya bir kimsenin yaptığı iş; iş görme yetisi, fonksiyon
görev
Bir organ veya hücrenin yaptığı iş
görev
Bir nesne veya bir kimsenin yaptığı iş. İş görme yetisi, fonksiyon
görev
Bir cümlede bir dil biriminin öbür birimlerle ilişkisi aracılığıyla yerine getirdiği iş
görev
Bir değerin başka değerlerle olan ilişkisi
görev
Resmî iş, vazife: "Cavit Bey, görevi ona verdiği gün, Abdi Bey çok sevinmişti."- A. İlhan
görevi
المفضلات