görünen

listen to the pronunciation of görünen
التركية - الإنجليزية
ostensible
seeming
apparent

Tom was apparently very convincing. - Tom, görünen o ki çok ikna ediciydi.

visible

Color is the most sacred element of all visible things. - Renk tüm görünen şeylerin en kutsal unsurudur.

appearing

The yellow, red and brown leaves appearing on the trees are the first sign of autumn. - Ağaçlarda görünen sarı, kırmızı ve kahverengi yapraklar sonbaharın ilk işaretidir.

All characters appearing in this work are fictitious. Any resemblance to real persons, living or dead, is purely coincidental. - Bu eserde görünen tüm karakterler tamamen hayal ürünüdürler. Yaşayan ya da ölü gerçek kişilere olan herhangi bir benzerlik sadece rastlantıdır.

visible, seeable
outward
looked

After five hours on the hot sand, he began to see something on the horizon that looked like a desert mirage. - Sıcak kum üzerindeki beş saatten sonra ufukta bir çöl serabı gibi görünen bir şey görmeye başladı.

Tom would never wear a coat that looked like that. - Tom öyle görünen bir ceketi asla giymezdi.

(İnşaat) overall
visual
patent
phanero
Görünen köy kılavuz istemez
(Atasözü) Good wine needs no bush
görünen gözeneklilik
apparent porosity
görünen içerik
(Pisikoloji, Ruhbilim) manifest contents
görünen köy kılavuz istemez
(Atasözü) One does not need a guide to a village that's already within sight
görünen o ki
there is every appearance that
görünen o ki
in appearance
görünen o ki
apparently

Tom was apparently very convincing. - Tom, görünen o ki çok ikna ediciydi.

görünen yoğunluk
apparent density
göğsün dekolteden görünen kısmı
cleavage
göze görünen hayal, karaltı
Imagine looking eyes, a blur
dipsiz gibi görünen yer
abyss
görün
appear

The girl appeared sick. - Kız hasta görünüyordu.

She failed to appear. - Görünen o ki kız başarısız oldu.

görünen o ki
seemingly
görün
{f} seeming

The world is a place of seemingly infinite complexity. - Dünya görünüşte sonsuz karmaşanın olduğu bir yer.

Seemingly impossible things sometimes happen. - Görünüşte imkansız şeyler bazen olur.

görün
{f} emerging
görün
seem to be

Writers such as novelists and poets don't seem to benefit much from the advance of science. - Romancılar ve şairler gibi yazarlar bilimin avantajından çok fazla yararlanıyor gibi görünmüyorlar.

You seem to be a little under the weather. - Biraz keyifsiz gibi görünüyorsun.

görün
seem

Your plan seems better than mine. - Senin planın benimkinden daha iyi görünüyor.

Your suggestion seems reasonable. - Önerin mantıklı görünüyor.

heybetli görünen
imposing-looking
değerli gibi görünen sahte şey
pinchbeck
eğlence yerlerinde sıkça görünen adam
man about town
gibi görünen
seeming
görün
loom
hasta görünen
green
hoş görünen
candied
mantığa aykırı görünen
paradoxical
olacak gibi görünen
(deyim) on the horizon
radarda görünen nokta
plot
tekmiş gibi görünen iki yıldız
double star
çatlak gibi görünen desen
crackle
görünen
المفضلات