engellemek

listen to the pronunciation of engellemek
التركية - الإنجليزية
(Hukuk) hinder
block

The eclipse type that occurs when the Moon is at its farthest distance from the Earth is an annular eclipse. The Moon then appears too small to completely block out the disk of the Sun. - Ay dünyadan en uzak mesafede olduğunda meydana gelen tutulma tipi halkalı güneş tutulmasıdır. Ay sonra güneş diskini tamamen engellemek için çok küçük görünür.

I put my fingers in my ears to block out the terrible sounds. - Ben korkunç sesleri engellemek için parmaklarımı kulaklarıma koydum.

inhibit
hamper
restrain
obstruct

He was accused of obstruction of justice. - O, adaleti engellemekle suçlanıyordu.

prevent

Drastic measures must be taken to prevent the further spread of the virus. - Virüsün daha fazla yayılmasını engellemek için ciddi tedbirler alınmalı.

It is impossible to prevent this situation from occurring again. - Bu durumun tekrar oluşmasını engellemek imkansız.

preclude
prevent from
deter
clog
bar
keep down
impede
circumvent
frustrate
(Kanun) disrupt
constrain
stem the tide of
interrupt

I don't want to interrupt them. - Onları engellemek istemiyorum.

exclude
detain
interfere with
trammel
clamp the lid on something
stop

I want to stop Tom from doing that. - Tom'un bunu yapmasını engellemek istiyorum.

I have to stop that from happening. - Onun olmasını engellemek zorundayım.

surety
curb
get under control
stymie
handicap
thwart
debar from
incumber
blocked
stimy
check
foreclose
snag
(deyim) stack the odds against
stunt
(deyim) stack the cards against
(deyim) put off
hold up
intervent
stymy
resist
stonewall
put the lid on something
(Ticaret) enjoin
intercept
blocking
stem
shut out

She put her hands over her ears to shut out the noise. - O, gürültünün girmesini engellemek için ellerini onun kulağının üzerine koydu.

interfere
balk
dam
counterwork
hedge around
crimp
encumber
embarrass
cramp
fetter
baulk
keep from

It was hard for Tom to keep from smiling. - Tom'un gülümsemesini engellemek zordu.

to hinder, to impede, to obstruct, to prevent, to thwart, to frustrate, to restrain, to stop, to preclude, to inhibit, to block, to check, to hamper, to balk, to bar
dam up
save
hedge
engellemek işi
To prevent work
engelleme
{i} hindrance
engelleme
inhibition
engelleme
prevent

Tom tried to prevent Mary from going to the police. - Tom Mary'nin polise gitmesini engellemeye çalıştı.

Drastic measures must be taken to prevent the further spread of the virus. - Virüsün daha fazla yayılmasını engellemek için ciddi tedbirler alınmalı.

büyümesini engellemek
nip
engelle
impede

Storms at sea impeded our progress. - Denizdeki fırtına ilerlememizi engelledi.

He has tried to impede an official investigation. - Resmi bir soruşturmayı engellemeye çalıştı.

engelle
{f} hinder

Bad weather hindered the air raid. - Kötü hava hava baskınını engelledi.

He hindered me in my work. - O, işimde beni engelledi.

engelle
{f} deterred

Tom doesn't look deterred. - Tom engellenmiş görünmüyor.

engelle
obscure
engelleme
{i} interference
engelleme
(Hukuk) prevention
engelle
prevent

Illness prevented me from attending the party. - Hastalık partiye katılmamı engelledi.

Illness prevented him from doing his work. - Hastalık onun işini yapmasını engelledi.

engelle
(Bilgisayar) block cookie
engelle
(Bilgisayar) deny
engelleme
check
engelleme
dettering
engelleme
disappointment
engelleme
crackdown
engelleme
obscuring
engelleme
frustration
engelleme
repression
engelleme
(Askeri) barrier
engelleme
retention
engelleme
thwarting
engelleme
(Askeri) interdiction
engelleme
stonewalling
engelleme
(Askeri) obscure
kullanıcıyı engellemek
block user
gelişimini engellemek
strangle
engelle
inhibit
engelle
{f} handicapped
engelle
{f} hurdling
engelle
{f} hindered

Bad weather hindered the air raid. - Kötü hava hava baskınını engelledi.

Heavy fog and rain hindered the search for the missing bushwalkers. - Ağır sis ve yağmur, doğa yürüyüşçülerini aramayı engelledi.

engelle
{f} obstruct

He was accused of obstruction of justice. - O, adaleti engellemekle suçlanıyordu.

The town water supply was seriously obstructed by heavy rainfalls. - Kasaba su ikmali ağır yağışlar tarafından ciddi şekilde engellendi.

engelle
{f} obscuring
engelle
{f} blocked

Turkey has blocked access to Twitter. - Türkiye, Twitter'a erişimi engelledi.

They blocked his proposal. - Onlar onun teklifini engellediler.

engelle
{f} hindering
engelle
{f} thwarted

Phone robbery thwarted in unusual manner. - Telefon soygunu olağanüstü bir biçimde engellendi.

engelleme
detainment
engelleme
{i} hurdling
engelleme
obstruction

He was accused of obstruction of justice. - O, adaleti engellemekle suçlanıyordu.

engelleme
interception
engelleme
detention
engelleme
inroads
engelleme
preclusion
engelle
blocking
engelleme
blocking in
başarısını engellemek
spike smb.'s gun
başından engellemek
nip in the bud
dolaşımı engellemek
strangulate
engelle
thwart

Phone robbery thwarted in unusual manner. - Telefon soygunu olağanüstü bir biçimde engellendi.

The very pursuit of happiness thwarts happiness. - Mutluluğun peşinde olmak mutluluğu engeller.

engelle
stunt
engelle
trammel
engelle
stymie

Nuclear power is stymied by the new laws. - Nükleer güç yeni yasalar tarafından engellenmektedir.

engelle
preclude

An application of a qualifier precludes non-partaking instances from the compound meaning of a term. - Bir terimin birleşik anlamından dolayı, bir niteleyicinin kullanımı benzemeyen örnekleri engeller.

engelle
foil

This threatens to foil our plans. - Bu planlarımızı engellemekle tehdit ediyor.

The coup attempt was foiled at the last moment. - Darbe girişimi son anda engellendi.

engelle
trammels
engelle
intercept
engelle
hamper

Some people listen to music when writing, but others say it hampers their productivity. - Bazı insanlar yazarken müzik dinler, ancak diğerleri verimliliklerini engellediğini söylüyor.

engelleme
obstruction, hindrance, hindering, impeding, blocking
engelleme
pol. obstruction, filibustering, filibuster
engelleme
obstructiveness
engelleme
{i} molestation
engelleme
{i} hedge
engelleme
psych. frustration
engelleme
{i} stranglehold
engelleme
stymie
engelleme
hindrance, obstruction, crackdown
girmesini engellemek
shut out

She put her hands over her ears to shut out the noise. - O, gürültünün girmesini engellemek için ellerini onun kulağının üzerine koydu.

görüşünü engellemek
shut in
görüşünü engellemek
shut out
ilerlemesini engellemek
throw back
nefes almayı engellemek
block breathing
parlamentoyu engellemek
filibuster
yazmayı engellemek
to write-protect
التركية - التركية
Güreşte hasmı çaprazda sürerken düşürmek için ayağına basmak veya topuğuna ayak takmak
Bir şeyin gerçekleşmesini önlemek
Bir şeyin gerçekleşmesini önlemek: "Bununla beraber, gülüşünü engelleyen değil, değiştiren bir şeyler de vardı."- T. Buğra
yoluna taş koymak
Engelleme
obstrüksiyon
Engelleme
(Hukuk) MÜMANAAT
engelleme
Engellemek işi. İstek, ihtiyaç veya bir davranışın belli bir sonuca ulaşmasının önlenmesi
engelleme
Engellemek işi
engelleme
Siyasi kuruluşlar vb.nde tartışma yöntemlerinin bütün imkânlarından yararlanılarak kanunların tartışılmasını ve oylanmasını düzenli bir biçimde önlemek, geciktirmek amacıyla yapılan girişimler, obstrüksiyon
engelleme
Tartışma yöntemlerinin bütün imkânlarından yararlanılarak kanunların tartışılmasını ve oylanmasını düzenli bir biçimde önlemek, geciktirmek amacıyla yapılan girişimler, obstrüksiyon
engelleme
İstek, ihtiyaç veya bir davranışın belli bir sonuca ulaşmasının önlenmesi
engellemek
المفضلات