eşsiz

listen to the pronunciation of eşsiz
التركية - الإنجليزية
peerless
unmatched
unique

What makes it so unique? - Onu bu kadar eşsiz yapan nedir?

These flowers have a unique smell. - Bu çiçeklerin eşsiz bir kokusu var.

matchless
unmatched, matchless, unique, incomparable, unequalled, peerless, inimitable, irreplaceable; without a mate
unparalleled
in a class of one's own
incomparable

Her beauty is incomparable. - Onun güzelliği eşsizdir.

irreplaceable

It's unique and irreplaceable. - Eşsiz ve yeri doldurulamazdır.

unmated (animal)
singular
heavenly
unexampled
single, separate, alone
(something) without its mate, unpaired
without a peer
inimitable

My signature is meaningful, majestic and inimitable. - Benim imzam anlamlı, görkemli ve eşsizdir.

Mary, as always, is inimitable! - Mary, her zamanki gibi, eşsizdir!

unequalled
unmatched, unequaled, unique, peerless
unsurpassed
unexcelled
unrivaled
nonpareil
without a mate, single, unwed
unrivalled
compare
without a mate
superlative
unprecedented
surpassing
wonderous
one of a kind
suigeneris
wife

My wife's name is Lidia Zarębowa. - Eşimin adı Lidia Zarębowa.

My wife will be glad to see you, too. - Eşim de seni görmekten memnun olacak.

peer
{i} partner

Pigeons stay with the same partner for life. - Güvercinler ömür boyu aynı eşle kalırlar.

How did you meet your partner? - Eşinizle nasıl tanıştınız?

match

He is a good match for me. - O, benim için iyi bir eştir.

Tom and Mary are a perfect match for each other. - Tom ve Mary birbirleri için mükemmel bir eş.

husband

Her husband smokes like a chimney. - Eşi, bir baca gibi sigara içiyor.

Tom sat down between Mary and her husband. - Tom Mary ve eşinin arasına oturdu.

spouse

One should respect one's spouse. - Bir insan eşine saygı göstermeli.

How much time do you spend with your spouse? - Eşinizle birlikte ne kadar zaman harcarsınız?

eşsiz insan
phoenix
eşsiz insan
nonesuch
eşsiz insan
nonpareil
eşsiz insan
nonsuch
eşsiz şey
unique
identical
{i} couple

Same-sex couples should be able to get married. - Eş cinsel çiftler evlenebilmeli.

The young couple was accompanied by a chaperone. - Genç çifte bir hastabakıcı tarafından eşlik edildi.

{s} matching

I'm thinking of matching you against Yoshida in the race. - Seni yarışta Yoshida'ya karşı eşleştirmeyi düşünüyorum.

Mary is very good at matching people. - Mary insanları eşleştirmekte çok iyidir.

equal

Everyone, without any discrimination, has the right to equal pay for equal work. - Herkesin, hiçbir fark gözetilmeksizin, eşit iş karşılığında eşit ücrete hakkı vardır.

An integer is natural if and only if it is greater or equal to 0. - Eğer tamsayı sadece sıfırdan büyük veya eşit ise tamsayı doğaldır.

{i} Dutch
counterpart
woman

The politician was caught on camera kissing a woman who is not his wife. - Politikacı eşi olmayan bir kadını öperken kameraya yakalandı.

My wife Lidia is a beautiful, clever woman. - Eşim Lidia güzel, akıllı bir bayandır.

consort
{i} pair

The boys and girls paired off for the dance. - Erkekler ve kızlar dans için eşleştiler.

This is why Tatoeba is multilingual. But not that kind of multilingual. Not the kind where languages are simply being paired up together, and where some pairs are left behind. - Tatoeba'nın çok dilli olmasının nedeni budur. Fakat o tür çok dilli değil. Dillerin sadece birlikte eşleştirildiği ve bazı çiftlerin geride bırakıldığı tür değil.

equal to

He is not equal to his father. - O, babasına eşit değil.

Nobody is equal to this young woman in the field of music. - Müzik alanında hiç kimse bu genç kadın eşit değildir.

screw
twin

My wife and I can't decide on names for the twins. - Eşim ve ben ikizler için isimler üzerinde karar veremiyoruz.

{i} like

When Tom told Chris he didn't like her scarf, she got rid of it. - Tom Chris'e onun eşarbını sevmediğini söylediğinde, o ondan kurtuldu.

Laws are like cobwebs, which may catch small flies, but let wasps and hornets break through. - Yasalar örümcek ağı gibidir, küçük sinekleri yakalayabilirler fakat yaban arısı ve eşek arılarının geçmesine izin verirler.

correspondent
one's better half
feme
hubby
compeer
helpmeet
ux
better half
image
equi

A is equivalent to B has the same meaning as A is true if and only if B is true. - A, B'ye eşittir önermesi, Eğer ve yalnızca eğer B doğruysa A doğrudur ile aynı anlama gelmektedir.

The ages of the two children put together was equivalent to that of their father. - İki çocuğun yaşları toplandığında babalarınkine eşit oluyordu.

corresponding
{i} lady

It's hard to be a woman. One must think like a man, act like a lady, look like a girl, and work like a horse. - Kadın olmak zordur. Erkek gibi düşünmeyi, hanımefendi gibi davranmayı, genç kız gibi görünmeyi ve de eşek gibi çalışmayı gerektirir.

My dream is to be the First Lady. - Hayalim devlet başkanının eşi olmak.

synonym

If religion were synonymous with morality, Brazil would be the most uncorrupted country in the world. - Din, ahlak ile eş anlamlı olsa, Brezilya dünyada en bozulmamış ülke olur.

Vanity and pride are different things, though the words are often used synonymously. - Her ne kadar sıkça eş anlamlı olarak kullanılsalar da; kibir ve gurur farklı şeylerdir.

(Tıp) bigeminus
{s} similar
duo
helpmate
doublet
the missis
companion

Pets offer us more than mere companionship. - Evcil hayvanlar sadece bize eşlik etmekten daha fazlasını sunar.

one of a pair
old man

The old man was accompanied by his grandson. - Yaşlı adama erkek torunu tarafından eşlik edildi.

The old man was accompanied by his granddaughter. - Yaşlı adama kız torunu tarafından eşlik edildi.

comate
equipollent
mate

Tom says Mary is his soul mate and that they were made for each other. - Tom Mary'nin ruh eşi olduğunu ve birbirleri için yaratıldıklarını söylüyor.

Where is the mate to this sock? - Bu çorabın eşi nerede?

mate (of an animal)
identic
fellow
husband; wife; mate, spouse
match, counterpart, peer, equal; partner; mate; (karı veya koca) spouse, consort; (cinsel birleşmede) screw
spousal
coequal
one of a pair, mate, fellow
double
missis
partner (in a game)
old lady
placenta
match, equal, like, double, duplicate, counterpart
iso

Languages are partially isomorphic. - Diller kısmen eşyapılıdır.

prov. afterbirth, placenta
friend, companion
{s} duplicate
old woman

The old woman was accompanied by her grandchild. - Yaşlı kadına torunu tarafından eşlik edildi.

The old woman was accompanied by her grandson. - Yaşlı kadına erkek torunu tarafından eşlik edildi.

التركية - التركية
Eş bulamamış, eşinden ayrılmış veya yanında eşi olmayan
Eşi benzeri olmayan veya eşi benzeri görülmemiş olan: "Güzelliğine hayran olduğum bu eşsiz şehre karşı, onun bir insanı olmak borcumu bir derece yerine getirip sevinmiştim."- H. Taner
Eşi benzeri olmayan veya eşi benzeri görülmemiş olan
(Osmanlı Dönemi) YETİME
(Hukuk) REFİK
partner
(Hukuk) REFİKA
Kuma, ortak
Karı kocadan her biri, hayat arkadaşı, refik, refika: "Kadın diye eşini bellemiş, dürüst, aile babası bir adamdır."- Z. Selimoğlu
Birbirinin aynı olan veya birbirine çok benzeyen iki şeyden her biri, benzer
İkişer kişilik gruplarla oynanan oyunlarda, ortak oynayan iki kişiden her birinin öbürüne göre durumu
Birlikte yaşayan dişi ve erkek hayvandan her biri
Bir çift oluşturan şeylerden her biri
Etene. İkişer kişilik gruplarla oynanan oyunlarda, ortak oynayan iki kişiden her birinin öbürüne göre durumu
Karı kocadan her biri, hayat arkadaşı, refik, refika
Etene, son, meşime
Birbirinin aynı olan veya birbirine çok benzeyen iki şeyden her biri, benzer: "Çorabın öbür eşini yerden almak için sol ayağını uzatıyordun."- Ö. Seyfettin
Arkadaş
eşsiz
المفضلات