durdurma

listen to the pronunciation of durdurma
التركية - الإنجليزية
interruption
(Hukuk) cessation
stopping (something or someone)
check
arrest
stoppage
suspension
interception
suppression
hold
stop, shutoff, interception
retention
tackle
shutoff
disconnected
(Çevre) shutdown
abortion
(Bilgisayar) forced abort
laying off
(Ticaret) suspention
cut out
{i} intercepting
stop

John drinks too much these days. We have to stop him from drinking any more. - John bu günlerde çok içiyor. Biz onu artık içmemesi için durdurmak zorundayız.

We thought it impossible to stop him. - Onu durdurmanın imkansız olduğunu düşündük.

abeyance
to cease
pause
intercept
{i} stopping

There was no stopping them. - Onları durdurmanın imkanı yoktu.

We have no way of stopping them. - Onları durdurmamızın hiçbir yolu yoktur.

holdup
durdurmak
halt
durdurmak
stop

What should I do to stop hiccoughs? - Hıçkırığı durdurmak için ne yapmalıyım?

The Japanese military forces seemed too strong to stop. - Japon askeri güçleri durdurmak için çok güçlü görünüyordu.

durdurmak
cease
durdurma bobini
blocking choke
durdurma kodu
stop code
durdurma kolu
stop lever
durdurma noktası
cutoff
durdurma pimi
stop pin
durdurma potansiyeli
stopping potential
durdurma zamanı
stop time
durdurmak
(İnşaat) interrupt
dur
{f} stand

He always stands off when people are enthusiastic. - İnsanlar çoşkuluyken, o her zaman uzak durur.

I could scarcely stand on my feet. - Ayaklarımın üzerinde güçlükle durabiliyordum.

durdurmak
{f} suspend
durdurmak
call off
durdurmak
put a stop to
durdurmak
land
acil durdurma
emergency shutdown
dur
(Bilgisayar) end

Let's wait for the rain to end! - Yağmurun durmasını bekleyelim!

He stood at the end of the line. - Sıranın sonunda durdu.

durdurmak
(Kanun) estop
durdurmak
call a halt to
durdurmak
(Ticaret) quit
durdurmak
embar
durdurmak
stem the tide of
durdurmak
shut
durdurmak
cushion
durdurmak
paralyze
durdurmak
set up
durdurmak
throw up
durdurmak
stall
durdurmak
(Dilbilim) chuck up
durdurmak
retain
durdurmak
freeze
durdurmak
plug
durdurmak
pause
durdurmak
inactivate
durdurmak
choke
durdurmak
stand
durdurmak
do away with
durdurmak
abolish
durdurmak
shutdown
durdurmak
supress
durdurmak
conclude
durdurmak
shut down
durdurmak
keep back
durdurmak
waylay
durdurmak
inhibit
hukuki işlemleri durdurma
caveat
dur
{f} standing

Someone is standing behind the wall. - Birisi duvarın arkasında duruyor.

Someone is standing at the gate. - Birisi kapıda duruyor.

dur
conk out
durdurmak
arrest
durdurmak
drop
durdurmak
draw up
durdurmak
{f} suppress
durdurmak
discontinue
durdurmak
pack it in
durdurmak
call a halt
durdurmak
pull up
durdurmak
intercept
durdurmak
abandon
durdurmak
break sth up
durdurmak
shut off
durdurmak
check
acil durdurma butonları
emergency stop buttons
band beslemeyi durdurma
sliver feed stop
dinamik durdurma
dynamic stop
dur
hold on
dur
hold

I wonder how Tom is holding up. - Acaba Tom'un durumu nasıl?

The rule holds good in this case. - Kural bu durumda geçerlidir.

dur
halt

Halt! Stay right where you are or I'll shoot! - Dur! Olduğun yerde kal, yoksa vururum!

It was because of the storm that the trains were halted. - Fırtınadan dolayı trenler durduruldu.

dur
whoa
dur
nix
dur
stop

A car stopped at the entrance. - Girişte bir araba durdu.

At the Battle of Verdun, French forces stopped a German attack. - Verdun Savaşında,Fransız güçleri bir Alman saldırısını durdurdu.

dur
hold it
dur
hist
dur
stall

He stalled the engine three times. - Üç kez motoru durdurdu.

A stalled car impedes traffic in the left lane. - Durmuş bir araba sol şeritte trafiği engelliyor.

durdurmak
{f} baulk
durdurmak
hold back
durdurmak
{f} stanch
durdurmak
{f} collar
durdurmak
choke back
durdurmak
{f} jam
durdurmak
choke down
durdurmak
hold
durdurmak
{f} staunch
durdurmak
to stop, bring to a stop
durdurmak
abort
durdurmak
block
durdurmak
hold up
durdurmak
deactivate
durdurmak
abort , stop
durdurmak
lock
durdurmak
(at) pull-in
durdurmak
{f} stem
durdurmak
crimp
durdurmak
{f} jugulate
durdurmak
to stop, to cease, to quit, to arrest, to halt, to discontinue; to detain; to stem, to staunch
durdurmak
choke off
durdurmak
detain
durdurmak
bring short
durdurmak
{f} intermit
durdurmak
{f} paralyse
durdurmak
give over
durdurmak
{f} stay
durdurmak
{f} stow
düzenli durdurma
(Bilgisayar) orderly closedown
emniyetli durdurma depremi
(Çevre) safe shutdown earthquake
faaliyetini durdurma
close down
fitil durdurma segmenti
sliver stop lever
fitil durdurma tertibatı
roving stop device
fitil durdurma tertibatı
feed stop
haksız uygulamayı durdurma emri
(hukuk) cease and desist order
işi durdurma
stoppage
klima durdurma rölesi
(Otomotiv) air conditioning cutout relay
kodlu durdurma
coded stop
korozyon durdurma katkısı
corrosion inhibiting admixture
otomatik durdurma
automatic stop
silecek durdurma düğmesi
(Otomotiv) wiper park switch
yayını durdurma
shutdown
yürütmeyi durdurma emri
supersedeas
çalışmayı durdurma
shutdown
ödemeyi durdurma
stop payment
ödemeyi durdurma emri
stop payment order
الإنجليزية - الإنجليزية

تعريف durdurma في الإنجليزية الإنجليزية القاموس.

DUR
Durango, a state of Mexico
dur
Duration How long the spell lasts, usually expressed in turns (T)
dur
Drug utilization review (DUR) is a process which evaluates particular drugs for use by a specific member This process is conducted using specific edits-designed by the health plan and our Pharmacy and Therapeutics (P&T) committee-which are programmed into RxWEST claims processing computer Examples of DUR edits include: pregnancy, therapeutic duplication, and age precautions, dose range, drug interaction precautions, and gender compliance
dur
Drug utilization review
dur
Major; in the major mode; as, C dur, that is, C major
dur
Said of a wine which is too acidic
dur
a kingdom on the Va'andao sea, capital Baianch
dur
Drug Use/Utilization Reviews
dur
Durham 1: 43 hm Canada
dur
see- DRUG UTILIZATION REVIEW
التركية - التركية
Durdurmak işi
tevkif
Durdurmak
(Osmanlı Dönemi) RÜBUD
Durdurmak
kesmek
Durdurmak
eğlemek
durdurmak
Durmasını sağlamak: "Elini kaldırarak otobüsü durdurdu."- R. N. Güntekin
durdurmak
Durmasını sağlamak
yürütmeyi durdurma
Bir mahkemece verilen bir kararın yerine getirilmesinin geçici olarak geri bırakılması
الإنجليزية - التركية

تعريف durdurma في الإنجليزية التركية القاموس.

dur
(Bilgisayar) süre

Amerika'da kaldığı süredeki deneyimlerini bize anlatmaya başladı. Biz dikkat kesildik. - He started to tell us his experiences during his stay in America. We were all ears.

Fiyatlar son on yıl boyunca sürekli arttı. - Prices have risen steadily during the past decade.

durdurma
المفضلات