dikkat etme

listen to the pronunciation of dikkat etme
التركية - الإنجليزية
watch

Tom made a list of potential problems that we should watch out for. - Tom dikkat etmemiz gereken potansiyel sorunların bir listesini yaptı.

Do we need to watch out for tigers around here? - Buradaki kaplanlara dikkat etmeli miyiz?

heed

They gave no heed to the warning. - Uyarıya dikkat etmediler.

{i} remark
dikkat etmek
pay attention

I told you you had to pay attention to your legs and feet. - Size söyledim, bacaklarınıza ve ayaklarınıza dikkat etmek zorundaydınız.

You don't have to pay attention to what Tom says. - Tom'un söylediklerine dikkat etmek zorunda değilsiniz.

dikkat etmek
be careful

If you want to lose weight, you'll have to be careful about what you eat. - Eğer zayıflamak istiyorsan ne yediğine dikkat etmek zorundasın.

We have to be careful with expenses. - Giderlerimize dikkat etmek zorundayız.

dikkat etmek
watch out

You have to watch out for avalanches at this time of the year. - Yılın bu zamanında çığlara dikkat etmek zorundasın.

You have to watch out. - Dikkat etmek zorundasınız.

dikkat etmek
wary
dikkat etmek
behold
dikkat etmek
a) to pay attention (to), to pay heed to, to give heed (to) b) to be careful, to watch out, to beware (of) c) to notice, to note, to observe d) to take care of
dikkat etmek
see
dikkat etmek
look to
dikkat etmek
be cautious
dikkat etmek
pay attention to

We must pay attention to the traffic light. - Trafik ışıklarına dikkat etmek zorundayız.

Tom doesn't have to pay attention to what Mary says. - Tom Mary'nin söylediklerine dikkat etmek zorunda değil.

dikkat etmek
look sharp
dikkat etmek
keep an eye on (someone)
dikkat etmek
watch one's step
dikkat etmek
(Latin) cavere
dikkat etmek
(Dilbilim) give heed
dikkat etmek
look out for

You'll have to look out for Tom. - Tom'a dikkat etmek zorunda kalacaksın.

I have an obligation to look out for Tom's interests. - Tom'un çıkarlarına dikkat etmek zorundayım.

dikkat etmek
attend to
dikkat etmek
watch out for

You have to watch out for avalanches at this time of the year. - Yılın bu zamanında çığlara dikkat etmek zorundasın.

dikkat etmek
take heed
dikkat etmek
take note of
dikkat etmek
(deyim) have an eye on
dikkat etmek
ware
dikkat etmek
beware of
dikkat etmek
keep track of
dikkat etmek
take care of

Do you want to take care of that? - Ona dikkat etmek ister misin?

dikkat etmek
make a point of
dikkat etmek
(Konuşma Dili) have one's eyes on
dikkat etmek
listen for
dikkat etmek
be mindful of
dikkat etmek
look out

I have an obligation to look out for Tom's interests. - Tom'un çıkarlarına dikkat etmek zorundayım.

You'll have to look out for Tom. - Tom'a dikkat etmek zorunda kalacaksın.

dikkat etmek
take care

It gets cold in the mornings and evenings, so I want to take care how I dress. - Sabahları ve akşamları hava soğur, bu yüzden nasıl giyineceğime dikkat etmek istiyorum.

Do you want to take care of that? - Ona dikkat etmek ister misin?

dikkat etmek
be wary of
dikkat etmek
careful

If you want to lose weight, you'll have to be careful about what you eat. - Eğer zayıflamak istiyorsan ne yediğine dikkat etmek zorundasın.

We have to be careful with expenses. - Giderlerimize dikkat etmek zorundayız.

dikkat etmek
pay heed to
dikkat etmek
remark
dikkat etmek
take trouble
dikkat etmek
give heed to
dikkat etmek
take heed of
dikkat etmek
{f} notice
dikkat et
{f} notice

It's my fault that the cake was burned. I was talking on the phone and didn't notice the time. - Kekin yanması benim hatamdır. Telefonda konuşuyordum ve zamana dikkat etmedim.

I didn't notice how she was dressed. - Onun nasıl giyindiğine dikkat etmedim.

dikkat et
look sharp
dikkat et
{f} heed

They gave no heed to the warning. - Uyarıya dikkat etmediler.

Take heed of her advice. - Onun tavsiyesine dikkat et.

dikkat et
watch out

Tom made a list of potential problems that we should watch out for. - Tom dikkat etmemiz gereken potansiyel sorunların bir listesini yaptı.

Watch out for her. Her weapon is language - if she wants to, she'll talk you to death. - Ona dikkat et. Onun silahı dildir, o isterse sizinle ölene dek konuşur.

dikkat et
{f} note

Please take note of that. - Lütfen ona dikkat et.

You need to take note of this! - Buna dikkat etmelisin!

dikkat etmek
keep tabs on
dikkat etmek
observe
dikkat etmek
beware
dikkat etmek
pay heed
dikkat etmek
look

I have an obligation to look out for Tom's interests. - Tom'un çıkarlarına dikkat etmek zorundayım.

You'll have to look out for Tom. - Tom'a dikkat etmek zorunda kalacaksın.

dikkat et
nota bene
dikkat et
nix
dikkat etmek
keep an eye on
dikkat etmek
1. to pay attention to. 2. to be careful
dikkat etmek
{f} mind
dikkat etmek
{f} heed
dikkat etmek
guard
dikkat etmek
{f} watch

You have to watch out for avalanches at this time of the year. - Yılın bu zamanında çığlara dikkat etmek zorundasın.

You have to watch out. - Dikkat etmek zorundasınız.

dikkat etmek
{f} note
inceliklere dikkat etme
subtilization
sözlere fazla dikkat etme
verbalism
التركية - التركية

تعريف dikkat etme في التركية التركية القاموس.

Dikkat etmek
(Osmanlı Dönemi) NED'
dikkat etmek
Gözüne çarpmak veya ilgisini çekmek
dikkat etmek
Duygularla düşünceyi bir şey üzerinde toplamak, uyanık davranmak
dikkat etme
المفضلات