dengesiz

listen to the pronunciation of dengesiz
التركية - الإنجليزية
out of balance
unbalanced

I don't believe that you're mentally unbalanced. - Senin ruhsal açıdan bir dengesiz olduğuna inanmıyorum.

moody

John has been moody since this morning. - John bu sabahtan beri dengesiz.

unstable

Payment systems are delicate and unstable - Cash is safer. - Ödeme sistemleri narin ve dengesizdir - Nakit daha güvenlidir.

She's mentally unstable and probably a killer. - O aklen dengesiz ve muhtemelen bir katil.

off-balance
tippy
wavelike
crinkled
erratic

Share prices have been erratic this last month. - Hisse senedi fiyatları bu son ay dengesizdi.

Fadil became so erratic that his wife decided to leave him. - Fadıl o kadar dengesiz hale geldi ki karısı onu terk etmeye karar verdi.

lop-sided
out-of-balance
crinkly
wavy
rippled
(deyim) out to lunch
non-proportional
off-centre
uncompensated
non compos
inequable
out of balance; unbalanced; unstable
deranged

Tom said that Mary was deranged. - Tom Mary'nin dengesiz olduğunu söyledi.

non compos mentis
astatic
immoderate
lopsided
uneven
off one's rocker
temperamental

Do people ever accuse you of being temperamental? - İnsanlar seni hiç dengesiz olmakla suçlar mı?

Tom seems temperamental. - Tom dengesiz görünüyor.

imbalanced
off-kilter
astable
non proportional
rocker
denge
equilibrium
denge
balance

Losing his balance from a sudden gust of wind, the tightrope walker fell to his death. - Ani bir fırtınadan dengesini kaybettiği için, ip cambazı ölümüne düştü.

Tom regained his balance. - Tom dengesini yeniden kazandı.

dengesiz (kimse)
disturbed
dengesiz (ruhen/aklen)
disturbed
dengesiz kişi
chameleon
dengesiz olmak
to be unstable
dengesiz beslenme
malnutrition
dengesiz bir şekilde
wonkily
dengesiz faz
unstable phase
dengesiz geri akış vanası
unbalanced back-flow valve
dengesiz hat
unbalanced line
dengesiz hata
unbalanced error
dengesiz karbür
unstable carbide
dengesiz olarak
wonkily
dengesiz olmak
be unbalanced
dengesiz öğe
unstable structural member
denge
countenance
denge
stability

The tail at the rear of the plane provides stability. - Uçağın arkasındaki kuyruk denge sağlar.

denge
(Denizbilim) equlibrium
denge
balance; equilibrium, equipoise; composure, self-possession
denge
libra
denge
balancing

Tom is balancing on a tightrope. - Tom gergin bir ip üzerinde dengesini sağlamaktadır.

Tom is good at balancing things on his head. - Tom şeyleri kafasında dengelemekle iyi.

denge
(Denizbilim) steady state
denge
(Ticaret) par
denge
(Otomotiv) lateral stability
denge
aplomb
denge
equilibria
denge
composure
denge
self-possession
denge
equilibration
denge
libration
denge
equipoise
denge
poise
denge
the balance

The balance of nature is very vulnerable. - Doğanın dengesi çok hassastır.

Hey, what are you doing? Don't touch it, or you'll break the balance! - Hey, ne yapıyorsun? Ona dokunma, yoksa dengeyi bozarsın!

denge
(Hukuk) balance, equilibrium
denge
equation
denge
{i} counterpoise
denge
sports balancing
denge
{i} easiness
denge
equilibrium, balance
denge
(Tekstil) equilibruim
dengesiz
المفضلات