dış

listen to the pronunciation of dış
التركية - الإنجليزية
exterior
outer

Is there life in outer space? - Dış uzayda yaşam var mı?

The cerebral cortex is the brain's outer layer. - Serebral korteks beynin dış katmanıdır.

external

That politician is well versed in internal and external conditions. - O politikacı iç ve dış koşullarda deneyimlidir.

Speech is external thought, and thought internal speech. - Konuşma dış düşünce ve düşünce iç konuşmadır.

extrinsic
outward

No matter how we try, it is impossible to distinguish good people from bad people by outward appearances. - Ne yaparsak yapalım, iyi insanları kötü insanlardan dış görünüşlerine bakarak ayırmak imkansızdır.

A ghost is an outward and visible sign of an inward fear. - Bir hayalet içe dönük bir korkunun dışa dönük ve görünür işaretidir.

foreign

The Foreign Minister was a puppet. - Dışişleri Bakanı bir kuklaydı.

He is well versed in foreign affairs. - O dışişlerinde iyi deneyimlidir.

exo

How many exoplanets have been discovered so far? - Şimdiye kadar kaç tane dış gezegen keşfedildi?

The exosphere is the outermost layer of our atmosphere. - Ekzosfer atmosferimizin en dış tabakasıdır.

out

Go out and breathe some fresh air instead of watching TV. - Televizyon seyretmek yerine, dışarıya çıkıp biraz temiz hava al.

I'm going to go out this afternoon. - Bu öğleden sonra dışarıya çıkacağım.

(Geometri) circumscribed
outer appearance; outer covering
outside, exterior
outside, exterior; outer; external; foreign
outside

Could we have a table outside? - Dışarıda bir masaya oturabilir miyiz?

Outside of him, no one else came to the party. - Onun dışında, başka hiç kimse partiye gelmedi.

superficial
salient
external, outer
ecto

Despite medical advances, ectopic pregnancy remains a significant cause of maternal mortality worldwide. - Tıbbi gelişmelere karşın dış gebelik, dünya çapındaki anne ölümlerinin önemli bir nedeni olmaya devam etmektedir.

offshore
(Otomotiv) threat

Both we and the Soviets face the common threat of nuclear destruction and there is no likelihood that either capitalism or communism will survive a nuclear war. - Biz ve sovyetler nükleer yıkımın alışılmış tehditiyle yüz yüzeyiz ve hem kapitalizmin hem komunizmin nükleer bir savaşla mücadele etmesi olasılık dışı.

(Biyokimya) peripheral
outdoor

Tom doesn't play outdoors much. - Tom dışarıda çok oynamaz.

She shooed him outdoors. - O onu dışarı kışkışladı.

(Askeri) outlying
off

Be sure to turn off the gas before you go out. - Dışarı çıkmadan önce gazın kapalı olduğundan emin olun.

He rushed out of the office. - O ofisten dışarı fırladı.

appearance

She managed to keep up appearances. - O, dışarıya belli etmedi.

No matter how we try, it is impossible to distinguish good people from bad people by outward appearances. - Ne yaparsak yapalım, iyi insanları kötü insanlardan dış görünüşlerine bakarak ayırmak imkansızdır.

exogenous
exteriors
outher
without

Tom couldn't sneak out of the dorm without being seen. - Tom görülmeden yurdun dışına çıkamadı.

Tom told Mary that it was too cold to go outside without a coat. - Tom Mary'ye paltosuz dışarı gidilmeyecek kadar çok soğuk olduğunu söyledi.

dış görünüş
appearance

No matter how we try, it is impossible to distinguish good people from bad people by outward appearances. - Ne yaparsak yapalım, iyi insanları kötü insanlardan dış görünüşlerine bakarak ayırmak imkansızdır.

Don't judge a person by his appearance. - İnsanları dış görünüşüyle yargılamayın.

dış cephe kaplama
Siding, building coating
dış kaplama
shell
dış lastiği değiştirmek
retread
dış ilişkiler
exterior
dış ülkelerle olan
exterior
dış (taraf)
outside
dış borç
external indebtedness
dış borç
(Ticaret) external national debt
dış borç
(Ticaret) international debt
dış yüz
surface
dış çerçeve
outer frame
dış çevre
(Biyoloji) external environment
dış ülke
abroad
dış cephe
(İnşaat) Facade
dış duvar
outer wall
dış etkiler
foreign influences
dış işlemler
international devision
dış işleri
foreign affairs
dış işleri bakanlığı
Ministry of foreign affairs
dış kaplamak
outside line
dış kaynak
Foreign resource
dış mahalle
outskirts

My house is on the outskirts of town. - Benim evim kentin dış mahallelerinde.

Tom lives on the outskirts of town. - Tom kentin dış mahallelerinde oturuyor.

dış pazarlama
external marketing
dış piyasa
(Finans) global market
dış politika
Foreign policy
dış satım
foreign sales
dış ticaret
Foreign trade, external trade
dış ticaret
Foreign trade

My father is engaged in foreign trade. - Babam dış ticaretle uğraşır.

He has been engaged in foreign trade for twenty years. - O yirmi yıldır dış ticaretle uğraşıyor.

dış ticaret müsteşarlığı
Secretariat of foreign trade
dış ticaret politikası
(Ticaret) foreign trade policy
dış ticaret sorumlusu
Foreign trade manager
dış ticaret uzmanı
(İdari Yönetim) Foreign trade specialist
dış ticaret şirketi
Foreign trade company
dış alım
(Hukuk) import
dış astarı
facing
dış açı
exterior angle
dış açı
geom . exterior angle
dış açı
external angle
dış açı oluşturan iki siper
redan
dış bellek
external memory, external storage
dış bilezik
outer ring
dış bilya
outer bearing
dış borç
external loan
dış borçlanma
(Hukuk) foreign indebtment, foreign lending
dış denge
(Hukuk) external equilibrium
dış diş
serrated
dış dünya
external world
dış dünya
outer world
dış dünya/âlem
external world
dış etiket
exterior label
dış flap
external flap
dış geribesleme
external feedback
dış görünüş
semblance
dış görünüş
superficies
dış görünüş
exterior, façade
dış görünüş
varnish
dış görünüş
externals
dış görünüş
fashion
dış görünüş
shape
dış görünüşte
on the surface
dış görünüşü
the cut of one's jib
dış görünüşün aldatıcılığı
speciousness
dış güzellik
gloss
dış hat
1. telecommunications external line. 2. telecommunications, transportation international line
dış ilişkiler
external affairs
dış kanat
outer wing
dış kaplama
stucco
dış kapının dış mandalı a
very distant relative
dış kaynaklı
exterior
dış kaynaklı sermaye
outside capital
dış kenara ait
peripheral
dış kuvvet
external force
dış kökü
fang
dış lastik
tyre, tire
dış lastik auto
tire, casing
dış liman
roads
dış mali istikrar
(Hukuk) external financial stability
dış merkez
epicenter
dış merkezli düzen
eccentric
dış merkezlilik
eccentricity
dış modem
stand-alone modem , external modem
dış parazit hayvancık
epizoon
dış politika amaçları
(Hukuk) objectives of foreign policy
dış saha oyuncusu
outfielder
dış sahne
exterior
dış satım yasağı
(Hukuk) export prohibition
dış taraf
outside

The outside of the castle was painted white. - Kalenin dış tarafı beyaza boyandı.

The wall is white on the outside and green on the inside. - Duvar dış tarafta beyaz ve içeride yeşil.

dış taraf
exterior
dış tekerleme eğrisi
epicycle
dış temsilcilik
(Hukuk) external representation
dış temsilcilikler
(Hukuk) foreign delegations
dış ticaret açığı
(Hukuk) trade balance deficit, foreign trade gap
dış ticaret dengesi
balance of trade
dış ticaretin serbestleştirilmesi
(Hukuk) liberalisation of foreign trade
dış yardım
(Hukuk) foreign aid, assistance
dış yük
external load
dış yüzey
exterior surface, facing
dış zarf
outer race
dış çap
outside diameter
dış çizgi
outline (font)
dış çizgili yazıyüzü
outlined font
dış ülkede politik dokunulmazlık
extraterritoriality
dış yüzey
{i} rind
dış borç
foreign loans
dış etki
(Politika, Siyaset) external influence
dış görünüm
facing
dış görünüm
(Bilgisayar) skin
dış görünüş
face

On the face of it, nothing could be more reasonable. - Dış görünüşe bakılırsa, hiçbir şey daha makul olamazdı.

Women's faces are often more beautiful when they take their clothes off, for they then stop thinking about their external appearance. - Kadınların yüzü giysilerini çıkardıklarında çoğunlukla daha güzeldir, zira onlar o zaman dış görünüşleri hakkında düşünmekten vazgeçerler.

dış görünüş
configuration
dış görünüş
(deyim) face value
dış görünüş
{i} surface

He seems like a softy on the surface, but at the core he's got an iron will that makes him an extremely tough negotiator. - Dış görünüşte bir sümsük gibi görünüyor. Fakat özünde onu zorlu bir delege yapan sağlam bir iradesi var.

dış ilişkiler
(Askeri) foreign affairs
dış ticaret
(Ticaret) international trade
dışlar
(Matematik) extremes
dış borç
foreign debt
dış deri
ectoderm
dış görünüş
external appearance
dış görünüş
{i} shell
dış görünüş
external view
dış görünüş
facies
dış görünüş
exterior
dış görünüş
physiognomy
dış pencere
storm window
dış ticaret
foreign commerce
dış ticaret
foreign business
dış yüzey
exterior surface
dış yüzey
facing
Dış borç
(Ekonomi) external debt
Dış görünüm
physical appearance
Dış görünüş
outer appearance
Dış işleri
foreing affairs
dış giyim
outer clothing
dış giyim
outer wear
dış ses
(Reklam) voice over
dış ticaret
(Ticaret) foreign-trade
dış ticaret
foreign trading
Dış gebelik
(Tıp) eccyesis
Dış gebelik
(Tıp) exfetation
Dış gebelik
(Tıp) metacyesis
Dış gebelik
(Tıp) paracyesis
dış borç
(Hukuk) external debt, foreign debt
dış deri
investment
dış etken
external factor
dış gebelik
(Tıp) abdominal gestation
dış gebelik
ectopic pregnancy

Despite medical advances, ectopic pregnancy remains a significant cause of maternal mortality worldwide. - Tıbbi gelişmelere karşın dış gebelik, dünya çapındaki anne ölümlerinin önemli bir nedeni olmaya devam etmektedir.

dış görünüm
species
dış görünüş
{i} guise
dış görünüş
{i} disguise
dış görünüş
rind
dış görünüş
the outer man
dış görünüş
{i} color
dış görünüş
fasade
dış görünüş
facade
dış görünüş
seeming
dış görünüş
{i} colour
dış görünüş
{i} outside
dış görünüş
{i} cast
dış görünüş
colour [Brit.]
dış görünüş
name
dış görünüş
get up
dış görünüş
appearances

No matter how we try, it is impossible to distinguish good people from bad people by outward appearances. - Ne yaparsak yapalım, iyi insanları kötü insanlardan dış görünüşlerine bakarak ayırmak imkansızdır.

Don't be fooled by appearances. - Dış görünüşlere aldanmayın.

dış hatlar
{i} contour
dış hatlar
outlines
dış ilişkiler
external relations
dış ilişkiler
(Hukuk) foreign relations
dış işler
(İnşaat) external works
dış ticaret
(Hukuk) external trade
dış yüzey
(İnşaat) outer surface
التركية - التركية
Görülen, içte bulunmayan yüzey
Açık havada geçen sahneleri içine alan çekim
Herhangi bir cisim veya alanın sınırları içinde bulunmayan yer, hariç, iç karşıtı
Bireyin ötesinde bir varlığı olan
Bostanlar, bağlar, sürülmüş tarlalar."- A. Haşim
Yabancı ülkelerle ilgili
Somut kavramlarda iki veya ikiden çok şeyde merkeze daha uzak olan
Bir kimsenin görünüşü, durum ve davranışları
Bir konunun kapsamına girmeyen şey
Herhangi bir cisim veya alanın sınırları içinde bulunmayan yer, hariç, iç karşıtı: "Hafta sonunda şehrin dışına çıkıyoruz. Şehrin artık dışındayız
İki veya ikiden çok şeyde merkeze daha uzak olan
dış işleri
Bir devletin başka devletlerle ilgili işleri, hariciye
dış işleri bakanlığı
Bir devletin başka devletlerle ilgili işlerini yöneten bakanlık
dış politika
Bir devletin sınırları ötesindeki devletlere uyguladığı siyaset
dış alem
İnsanın kendi çevresi dışındaki yaşayış, dünya
dış alım
İthalât
dış alımcı
İthalâtçı
dış alımcılık
İthalâtçılık
dış asalak
Konakçının üzerinde yaşayan ve çoğunlukla kan emen asalak
dış açı
İki doğruyu kesen bir doğrunun bu doğruların dışında kalacak biçimde yaptığı açı
dış başkalaşım
Magmanın sokulmasıyla, komşu kayaçların uğradığı başkalaşma, egzomorfizm
dış beslenme
Besinin organik maddelerden sağlama, heterotrofi
dış dünya
Ülke dışı
dış evlilik
Evlenecek kimsenin eşini kendi boy veya soyunun dışından seçmesi kuralına dayalı evlilik biçimi, dışarıdan evlenme, egzogami
dış gezegen
Yörüngesi Yer yörüngesinin dışında kalan gezegen
dış hatlar
Yurt dışı ulaşımını sağlayan yol
dış hatlar
Hava yollarında dış ülkelere gidiş dönüşün yapıldığı terminal
dış kavuz
Buğdaygillerde başakçığın en altında bazı türlerde çiçeğin bütün organlarını içerisine alacak bir şekilde gelişmiş olan kavuz
dış kulak
Kulağın, kulak kepçesi ve dış kulak yolundan oluşan bölümü
dış merkezli
Dış merkezlikle ilgili olan
dış odun
Kabukla olgun ağaç bölümleri arasında bulunan, tam olgunlaşmadığı için marangozlukta kullanılması sakıncalı olan odun bölümü
dış pazar
Bir ülkenin mal satabildiği yabancı ülke
dış pazarlama
Başka ülkelere birtakım ürünleri satma, bu yolla ticaret yapma
dış satım
İhracat
dış satımcı
İhracatçı
dış ticaret
Bir devletin yabancı devletlerle yaptığı alışveriş, ithalât ve ihracatın tamamı
dış yarıçap
Düzgün bir çokgenin köşelerinden geçen dairelerin yarı çapı
dış yüz
Bir şeyin dışarıdan görünüşü
dış çevre
Canlının dışında olan ve kendisinin de bilinçli veya bilinçsiz olarak tepkide bulunduğu uyaranların hepsi
dış çokgen
Kenarları bir dairenin çember çizgisi üzerine gelen çokgen
Dış deri
ektoderm
Dış görünüş
kalıp kıyafet
Dış işleri
hariciye
dış borç
Devlet bütçesine, kamu veya özel kesime dış ülkelerden kredi yoluyla sağlanan para
dış deri
Sinir sistemini ve duygu organlarını oluşturan, embriyonun dış yüzünü örten tabaka, ektoderm
dış gebelik
Döllenmiş bir yumurtanın döl yatağı dışında oluşması ve gelişmesi
الإنجليزية - التركية

تعريف dış في الإنجليزية التركية القاموس.

dış ticaret uzmanı
Foreign Trade Specialist
dış
المفضلات