dışında

listen to the pronunciation of dışında
التركية - الإنجليزية
off

The mobile phone you have dialed is either switched off or outside the coverage area, please try again later. - Aradığınız telefon ya kapalı ya da kapsama alanı dışında, lütfen daha sonra tekrar deneyiniz.

Tom will be out of the office until next Monday. - Tom gelecek pazartesiye kadar ofisin dışında olacak.

out of

Traveling abroad is out of the question. - Yurt dışında seyahat söz konusu değil.

Motherhood and childhood are entitled to special care and assistance. All children, whether born in or out of wedlock, shall enjoy the same social protection. - Ana ve çocuk özel ihtimam ve yardım görmek hakkını haizdir. Bütün çocuklar, evlilik içinde veya dışında doğsunlar, aynı sosyal korunmadan faydalanırlar.

apart from

Apart from English, he also teaches math. - İngilizcenin dışında, aynı zamanda matematik öğretir.

Apart from his parents, nobody would defend the suspect. - Anne ve babasının dışında, hiç kimse şüpheliyi savunmadı.

outside of

Tom has a small farm just outside of Boston. - Tom'un Boston'un hemen dışında küçük bir çiftliği var.

Outside of a dog, a book is man's best friend. Inside of a dog, it's too dark to read. - Bir köpeğin dışında, bir kitap insanın en iyi arkadaşıdır. Bir köpeğin içinde, okumak için çok karanlıktır.

except

Everybody is busy except me. - Benim dışında herkes meşgul.

No one came yesterday except Tom and Mary. - Dün Tom ve Mary dışında hiç kimse gelmedi.

short
without
outside; except, exclusive of, with the exception of
beside

Is anyone coming besides your friends? - Arkadaşlarının dışında kimse geliyor mu?

There was no one in the room besides Mary and John. - Mary ve John'un dışında odada kimse yoktu.

outside

I ran into an old friend of mine outside the station. - İstasyonun dışında eski bir arkadaşıma rastladım.

Do not walk outside this area. - Bu alanın dışında yürümeyin.

save

Out of my salary, I had begun to save a few dollars. - Aylığımın dışında, birkaç dolar biriktirmeye başladım.

aside from

Aside from him, nobody else came to the party. - Onun dışında, başka hiç kimse partiye gelmedi.

Aside from Barack Obama, all US presidents were white. - Barak Obama dışında bütün Amerika başkanları beyazdı.

excepting
besides

Is anyone coming besides your friends? - Arkadaşlarının dışında kimse geliyor mu?

It's unlikely that anyone besides Tom would consider taking that job. - Tom'un dışında birinin o işi almayı istemesi pek olası değil.

except that

We know nothing except that he did not come home that day. - O gün eve gelmemesinin dışında bir şey bilmiyoruz.

I know nothing except that she left last week. - Geçen hafta gitmesinin dışında bir şey bilmiyorum.

not including
but the

Gabriel took nothing but the hot soup and a little sherry. - Gabriel sıcak çorba ve biraz şerinin dışında bir şey almadı.

out

Motherhood and childhood are entitled to special care and assistance. All children, whether born in or out of wedlock, shall enjoy the same social protection. - Ana ve çocuk özel ihtimam ve yardım görmek hakkını haizdir. Bütün çocuklar, evlilik içinde veya dışında doğsunlar, aynı sosyal korunmadan faydalanırlar.

Innovators think outside the box. - Yenilikçiler televizyonun dışında düşünüyorlar.

short of
on the outside of
saving

He is saving money for a trip abroad. - Yurt dışında bir yolculuk için para biriktiriyor.

I am saving money in order to study abroad. - Yurt dışında eğitim yapmak için para biriktiriyorum.

exclusive
above
exclusive of
hyper-
other than during
bar

The kitchen table was bare except for a bowl of fruit. - Bir kase meyvenin dışında mutfak masası bomboştu.

Our taxi pulled up outside a place called Chuck's Bar and Grill. - Taksimiz Chuck's Bar and Grill denilen bir yerin dışında durdu.

other than

Tom does little other than play the guitar. - Tom gitar çalmanın dışında çok az şey yapar.

Tom had never had time to read anything other than textbooks when he was a student. - Tom öğrenciyken ders kitaplarının dışında bir şey okuyacak zamanı yoktu.

barring
without the exception of
out of which
supra
beyond

Tom got time and a half when he worked beyond his usual quitting time. - Tom normal çalışma saatlerinin dışında çalıştığında %50 zamlı aldı.

He is beyond the chance of recovery. - O iyileşme şansı dışındadır.

without the exception
hyper
dış
external

Women's faces are often more beautiful when they take their clothes off, for they then stop thinking about their external appearance. - Kadınların yüzü giysilerini çıkardıklarında çoğunlukla daha güzeldir, zira onlar o zaman dış görünüşleri hakkında düşünmekten vazgeçerler.

That politician is well versed in internal and external conditions. - O politikacı iç ve dış koşullarda deneyimlidir.

dış
outer

The cerebral cortex is the brain's outer layer. - Serebral korteks beynin dış katmanıdır.

Is there life in outer space? - Dış uzayda yaşam var mı?

dış
exterior
dışında tutmak
leave out
dışında tutmak
exclude
dışında tutmak
to exclude from
dışında bir şey
anything but
dışında bırakma
exclusion
dışında bırakmak
put out of
dışında bırakmak
to exclude (from), to except
dışında kalmak
to stay out of
dışında outside
(of)
dışında tutmak
to exclude (from), to except
dışında tutmak
except
dış
extrinsic
dış
outward

No matter how we try, it is impossible to distinguish good people from bad people by outward appearances. - Ne yaparsak yapalım, iyi insanları kötü insanlardan dış görünüşlerine bakarak ayırmak imkansızdır.

Sami's body had no outward sign of visible trauma. - Sami'nin cesedinde hiçbir görünür dış travma işareti yoktu.

dış
foreign

Have you ever been to a foreign country? - Hiç yurt dışında bulundun mu?

Japan's foreign aid is decreasing in part because of an economic slowdown at home. - Japonya'nın dış yardımları yurttaki ekonomik yavaşlamadan dolayı kısmen azalıyor.

dış
{s} out

I'm going to go out this afternoon. - Bu öğleden sonra dışarıya çıkacağım.

Go out and breathe some fresh air instead of watching TV. - Televizyon seyretmek yerine, dışarıya çıkıp biraz temiz hava al.

bunun dışında
apart from that/this
ders programının dışında
extracurricular
dış
{s} salient
dış
outdoor

She doesn't get outdoors much. - O, evin dışına fazla çıkmaz.

She shooed him outdoors. - O onu dışarı kışkışladı.

dış
(Askeri) outlying
dış
(Biyokimya) peripheral
dış
(Otomotiv) threat

Both we and the Soviets face the common threat of nuclear destruction and there is no likelihood that either capitalism or communism will survive a nuclear war. - Biz ve sovyetler nükleer yıkımın alışılmış tehditiyle yüz yüzeyiz ve hem kapitalizmin hem komunizmin nükleer bir savaşla mücadele etmesi olasılık dışı.

dış
off

Jane offered to take care of our children when we were out. - Jane biz dışarıda iken bizim çocuklarımıza bakmayı teklif etti.

Be sure to turn off the gas before you go out. - Dışarı çıkmadan önce gazın kapalı olduğundan emin olun.

dış
appearance

Don't be fooled by appearances. - Dış görünüşlere aldanmayın.

Women's faces are often more beautiful when they take their clothes off, for they then stop thinking about their external appearance. - Kadınların yüzü giysilerini çıkardıklarında çoğunlukla daha güzeldir, zira onlar o zaman dış görünüşleri hakkında düşünmekten vazgeçerler.

ekran dışında
(Bilgisayar) offscreen
ekran dışında
(Bilgisayar) off-screen
yetki dışında
(Ticaret) ultra vires
ülke dışında
abroad
dış
outside

Outside of him, no one else came to the party. - Onun dışında, başka hiç kimse partiye gelmedi.

Innovators think outside the box. - Yenilikçiler televizyonun dışında düşünüyorlar.

dış
exogenous
yurt dışında
abroad

I've been invited on a trip abroad, but I don't want to go. - Yurt dışında bir geziye davet edildim, ama ben gitmek istemiyorum.

Have you ever been abroad? - Hiç yurt dışında bulundun mu?

benim isteğim dışında
I want my outside
dış
outher
dış
exteriors
mücbir sebepler dışında
except for force majeureexcept the compelling reasons/causes
onun dışında
beside
onun dışında
except for
onun dışında
aside from
onun dışında
apart from that
Kıta Amerikası dışında
(Askeri) outside the continental United States
anlamı dışında kullanılan kelime
counterword
atış menzili dışında
out of gunshot
bilgisi dışında
without one's knowledge
bir şeyin dışında
except for
bunun dışında
other than this
bunun dışında
for the rest
bunun dışında
otherwise

Unless Tom tells you otherwise, you should be at tomorrow's meeting. - Tom sana bunun dışında söylemedikçe, yarınki toplantıda olmalısın.

Otherwise he had nothing to add. - Bunun dışında, onun ekleyecek bir şeyi yoktu.

cinayet dışında her şey
anything short of murder
düzen dışında olan
orderless
dış
outside, exterior
dış
superficial
dış
external, outer
dış
offshore
dış
outside, exterior; outer; external; foreign
dış
ecto

Despite medical advances, ectopic pregnancy remains a significant cause of maternal mortality worldwide. - Tıbbi gelişmelere karşın dış gebelik, dünya çapındaki anne ölümlerinin önemli bir nedeni olmaya devam etmektedir.

dış
exo

Exoplanets are planets that are outside the solar system. - Ötegezegenler, güneş sistemi dışındaki gezegenlerdir.

The exosphere is the outermost layer of our atmosphere. - Ekzosfer atmosferimizin en dış tabakasıdır.

dış
(Geometri) circumscribed
dış
without

She went out without saying good-bye. - Hoşça kal demeden dışarı çıktı.

It is very cold outside. You'll catch a cold without a coat. - Dışarıda hava çok soğuk, ceketsiz üşüteceksin.

dış
outer appearance; outer covering
gerçek anlamı dışında kullanılan sözler
cant
görev dışında
off duty

The policeman was off duty. - Polis görev dışındaydı.

görüş mesafesi dışında
(Askeri) beyond visual range
gümrük dışında
(Ticaret) ex bond
güvey olmadık, ama kapı dışında bekledik
jocular I have no expertise on this matter but it's not foreign to me
iradesi dışında
in spite of oneself
dışında
off the job
kapsam dışında bırakmak
leave it out of the scope
kent dışında bulunan
(deyim) back of beyond
kent dışında olan
extramural
kist dışında oluşmak
(Tıp) extracystic
konu dışında
far afield
konu dışında tutmak
(Dilbilim) leave aside
konunun dışında
beside the point
konunun dışında olma
irrelevance
konunun dışında olma
irrelevancy
kurulum dışında
configured-off
menzil dışında
out of range
mesai saati dışında
out of working hours
mevzu dışında
beside the question
orman kanunu dışında bırakmak
disafforest
sokak dışında
off-street
sokak dışında park
off street parking
sözleşme hükümleri dışında uygulanabilir hukuk kuralları
(Hukuk) proper law, applicable law
yeryüzü dışında var olan
extraterrestrial
yetki alanım dışında
it's not within my province
yetki dışında
beyond cognizance
yurt dışında işlenen suç
(Kanun) extraterritorial offence
yurt dışında işlenen suç
(Kanun) extra territorial offence
ülke yasaları dışında olan
extraterritorial
ülkenin yasaları dışında olan
exterritorial
şehir dışında
upstate
şehir dışında
downstate
şehir dışında
uptown
şehir dışında bulunan
out of town
şehir dışında yerleşen insanlar
overspill
şehir dışında zenginlerin yaşadığı yerleşim yeri
exurb
التركية - التركية
-den başka, sayılmazsa: "Size hiç bu mektupların dışında 'Muhterem Yusuf Ziya Beyefendi' diyen oluyor mu?"- Y. Z. Ortaç
dış
Görülen, içte bulunmayan yüzey
dış
İki veya ikiden çok şeyde merkeze daha uzak olan
dış
Açık havada geçen sahneleri içine alan çekim
dış
Herhangi bir cisim veya alanın sınırları içinde bulunmayan yer, hariç, iç karşıtı
dış
Bireyin ötesinde bir varlığı olan
dış
Bostanlar, bağlar, sürülmüş tarlalar."- A. Haşim
dış
Yabancı ülkelerle ilgili
dış
Somut kavramlarda iki veya ikiden çok şeyde merkeze daha uzak olan
dış
Bir kimsenin görünüşü, durum ve davranışları
dış
Bir konunun kapsamına girmeyen şey
dış
Herhangi bir cisim veya alanın sınırları içinde bulunmayan yer, hariç, iç karşıtı: "Hafta sonunda şehrin dışına çıkıyoruz. Şehrin artık dışındayız
dışında
المفضلات